DE Kİ SEVGİLİ

‘Ben hangi ateşlerden geldim-geçtim
Bilsen!’ demiyorum sana, gönlümdeydin.
Kanat uçlarının yanıklığı ondan
Gözlerin ondan kaçar sağa-sola
Halimiz belli, gerek var mı konuşmaya?
Bırak, karışsın gözyaşlarımız
Bırak, yaslansın omuzlarımıza başlarımız
Sen gene gel, gene de dön gel
Gel! Başını koy dizlerime
Ben sana Fatihalar okuyayım
Nazar olmuştur diye endamına-edana
Ey baştan aşağı asalet
Ey baştan aşağı erdem-tevazuu
Ben dualar okuyup üflerken
Sen dudağının yanıyla gizli gülümse
Hadi olsun, yine görmemiş olayım…
Ninni söylenen bir çocuk gibi
Sakinleş ve uyu, güzel düşler gör
Uyanınca ben hepsini hayırlara yorayım
Gönlümün taleplerini dizerek bir bir
Nihayet: ‘Doğrusunu Allah bilir.’
Derken sen gene gizli gülümse
Sen gene ezberden bir şiir oku
Ben de koşulayım yanına
Heyecanlanalım iki çocuk gibi
Ayrı hayallerimiz de çoktur belki
Fakat nice ateşlerden süzüldü bendeki
Ben nice ateşlerden geldim-geçtim
Bilsen, demedim, demeyeceğim…

BİR ZÜMDÜDÜANKA HİKÂYESİ - 14

Bir Zümrüdüanka Hikâyesi -13

Zümrüdüanka düşünüyordu, neden herkes bir şeyleri, birilerini kuşatarak, sararak, kafese ya da saksıya koyarak sınırlamayı, kontrol etmeyi istiyor. Biliyordu ki her sınırlamada bir kontrol arzusu vardır. Her kontrolde ise kendisini daha üstte hisseden gerçek ya da sanal bir üstünlük durumu…

Neden, dedi Zümrüdüanka, neden böyle? Acaba bu durumun değiştirilmesi mümkün değil mi? Neden herkes başkalarının en fazla kendilerinin bulunduğu ya da uygun gördüğü kadar özgür ya da güçlü olmasına rıza gösteriyor da fazlasından hoşnut olmuyor. Ben, dedi, işte bunu anlamıyorum. Neden herkes, başkalarını en fazla kendileri kadar olmaya zorluyor. Eğer bazıları daha fazla bir şey olabilecekse buna neden engel olunuyor? Acaba bu durum bir kıskançlık mı yoksa daha fazla olunabileceğine dair inançsızlık mı? Ya da bazılarının kendisinden daha fazla şey olmalarını, kendisine duyulan hayranlık ve sevgi için bir tehlike olarak görmek mi yaşanan bu sıkıntının temelindeki asıl sebep. Asıl sebep ne olursa olsun, Zümrüdüanka yaşanan bu durumun, hiç kimsenin olamadığı kadar farkındaydı.

Derin düşüncelere dalıp gitmişti. Birden, bir ses duydu ve başını çevirdi. Tam arkasında bulunan bir dosya vardı. Aldı, inanamadı. Bu senelerdir herkesin üzerinde tartıştığı Nerya’ya ait notlardı. Açtı dosyanın ilk sayfasını. Gördüklerine inanamadı. Bunlar kuşdilinin senelerdir olup olmadığı tartışılan en değerli eseriydi. Nerya’ya ait bazı sözler herkesin dilindeydi ancak ona ait olduğu söylenen bir dosyadan söz ediliyordu fakat bunun gerçekten olup olmadığıyla ilgili farklı görüşler vardı. Hayranlıkla açtı ve yüzüne yayılan gülümsemeyle okumaya başladı:

‘Burada yazılanlar, Belkıs’a gönderilen mektuplar türündendir. Mantıku’t-tayr’ın ulaştığı en son sırları burada bulacaksın! Sen, ilk anda onu getireni görmesen ve bilmesen de onu getiren Hüdhüd’dür. Bu yüzden ben de Hz. Süleyman Peygamber’in gönderdiği mektubun başlangıçla sözlerime başlıyorum:

‘Bismillahirrahmannirrahim

Allah’a hamd olsun. Allah’ın bütün peygamberlerine ve ahir zaman peygamberi Ahmed Mahmud Muhammed Mustafa’ya sayılar adedince salât ve selam olsun.

Sayfa 1 / 46

Üye Girişi

Videolar

Joomla templates by Joomlashine