MÜSLÜMANLARIN ÜMMET OLAMAYIŞI ÜZERİNE

Kur'anî Hayat Dergisi (sayı 2015/41)

‘İşte sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de sizin Rabb’inizim. Öyleyse bana ibadet edin.’(21/Enbiya:92)

İslâm kültüründe ‘ümmet’; önderi Hz. Muhammed (sav), kitabı Kuran-ı Kerim olan dünyadaki tüm Müslümanların oluşturduğu toplumu ifade eder. İşte bu ümmet içerisinde, kendisini İslam’a nispet edenlerin önemli bir kısmı İslam’dan uzak bir hayat yaşıyor fakat dininin İslam, kendisinin Müslüman olduğunu söylemekten de geri kalmıyor. Bu durumun ne kadar anlamlı olduğunun kritiğinden önce, ‘Müslüman’ım diyen bazıları neden İslam’a uzak durmaktadırlar?’ sorusunu gündeme almak istiyoruz. Çünkü bu uzaklık Müslümanları ümmet olmaktan alıkoymaktadır.

Müslüman’ım, diyen bazıları, İslam’a neden uzak durmaktadırlar?

Müslümanların İslam’a uzaklıkları, ‘ailevî, bireysel, sosyal ve siyasî’ bazı başlıklar altında incelenebilir.

* Ailenin eğitim görevini yapmaması

Kişilerin İslam’a uzak durmalarında ilk ve en önemli etken, aileden bu hususta hiçbir eğitim ve yönlendirme almamış olmalarıdır. Bir çocuğun iyi terbiyesi için daha çocuk oluşmadan önce anne-baba adayının her anlamda hazırlık yapmaları gerekir. Her çocuk anne karnında oluştuğu anda onun terbiyesi de başlar ve ölümüne kadar devam eder. Temel karakterin üç yaşına kadar oluştuğu düşünülürse bu yaşı geçiren çok geç kalmış demektir. Çocuğun tüm dini terbiyesi ailesi tarafından verilmelidir. Dışarıdan gerektikçe destek alınmalı fakat asıl sorumlunun aile olduğu unutulmamalıdır. Ailesinde gerekli terbiyeyi alamayan çocukların, ilerleyen yıllarda bunu telafisi gerçekten çok zor ve sancılı olmaktadır. Temel dini eğitimi ailesinden alamayan kişiler, ilerleyen yıllarda bunu telafi etmenin bir yolunu bulamamışlarsa dine uzak durmaktadırlar.

* Yeterlilik şartlanmışlığı

Kendisini İslam’a nispet edenlerin önemli bir kısmı, mevcut durumlarını seviye olarak kâfi görüyorlar. Bunlar, yaşadıkları uzaklığın farkında olmadıklarından, kendileri için ‘Ben İslam’dan uzak duruyorum.’demiyorlar. Durumlarıyla ilgili olarak kendilerinden daha kötülere bakıp ‘Ben iyi bir insanım.’diyerek kendini daha iyi hale getirme gereği duymuyorlar. Bunların çoğunun hayatında, mahiyetini bilemedikleri bir sürü şirk hâkim durumdadır. Hatta bunlar, severek-sevinerek yaptıkları bu eylemleri, dinde bir merhale gibi görürler. Çünkü şirk kişiye, zehirli bir otlakta otlayarak karnını doyuran ve şişerek ölen hayvanların durumunu yaşatır. Onlar bu süreçte kendilerini, hayatlarını, bildiklerini sorgulamaya yanaşmadıklarından, şirkin ve tevhidin ne olduğunu öğrenmezler, öğrenmek de istemezler. Bu sebeple durumlarını gayet iyi görür ve İslam’dan uzak hayatlarına devam ederler.

 * Yetersizlik şartlanmışlığı

Bazı insanlar, bilgi adına her şeyi okur, kendilerine gerekli gördükleri pek çok konuda uzmanlaşabilirler. Merak ettikleri her şeyi okuyup öğrenmeye çalışan bu insanlar, zihinlerine yerleşen şartlanmışlıkları sebebiyle Kuran’ı okumaz veya yüzünden okusalar bile anlamaya çalışmazlar. Bu özellikteki kişilerin iki farklı düşünceyle böyle hareket ettikleri görülür:

1-) Bunların bazıları, kendilerini, Kuran’ın hak ve hakikatini anlayacak seviyede görmezler. Böyle bir şeyin çok üstün özelliklere sahip olan kişilerin işi olduğunu düşünürler. Bu sebeple böyle bir çabaları olmaz.

2-) Bunların bazılarına ise bu telkin edilmiştir. Toplumları yönlendirmek isteyen kişiler, insanları Kuran’dan uzak tutmaya çalışırlar. Öyle her kişinin Kuran’ı anlamasının mümkün olmadığı, bu konuda uğraşırsa sapıtabileceği telkini yapılarak, kitlelerin kendilerine bağlı olmasını sağlarlar. Böylece, kişiyi insan kılan iradesi de bir başkasının kontrolüne geçmiş olur. Bu iddia, güya İslam’ı sevdiğini söyleyen Müslümanlar tarafından, İslam adına ileri sürüldüğü gibi, İslam düşmanları tarafından da toplumların Kuran’dan uzak tutulması adına da telkin edilir. İşte bu iki sebeple de kişiler İslam’dan uzak hayatlarına devam ederler.

* Cehaletinden hoşnut olma

İnsanlar, bilgi karşısında şu tavırlardan birini gösterirler:

1-) Bilgiye ilgi göstermeyerek yok sayma

2-) Bilgiyi okuyup öğrendikten sonra gereğini yapmama

3-) Bilgiyi öğrenme ve öğrenilenin muradına aykırı şeyler yapma

4-) Okuma, öğrenme, anlama ve gereğini yerine getirme

İnsanlar, İslam’ı öğrenmek için ‘anlama’ eksenli, daimi ve samimi bir çabanın içinde olmazlarsa İslam konusunda cahil kalırlar. Yaşanan cehalet iki koldan gelişir:

a-) Kendisi öğrenmez

b-) Başkaları da öğretmez

Okumak, dinlemek, tefekkür etmek, bilgilenmenin en asli üç yoludur. Her üçü de aklını kullanmayı gerektirir. Aklını kullanma; zor, yorucu fakat hayatın anlamını algılamanın, hayata anlam katmanın tek yoludur. Hayatının bir anlamı ve gayesi olmayan kişiler, ömürleri boyunca bunalımlardan bunalım beğenirler. Hâlbuki yarını daha iyi yaşamanın tek yolu, bugünkü yanlışları ve sorunları doğru tespit ederek tekrarlamamaya çalışmaktır. Dünya üzerinde yaşanan her sorun, daha önceden de yaşanmıştır. O zaman yaşayanlar ne yapmışlardır? Kuran’ı ve insanlık tarihini öğrenmek, bunu öğrenmeyi sağlar. Bu konuda cehaletini giderme gereği duymayan kişiler, huzursuz bir ömür içinde İslam’dan uzak hayatlarına devam ederler.

Sayfa 1 / 93

Üye Girişi

Videolar

Joomla templates by Joomlashine