KAYIP RÜYALARIM VAR!

Kayıp rüyalarım var, var mı alan?

Uzun zamandır derin uykularda kalmış

Uzun zamandır görülmemiş

Baldan tatlı, zemzemden berrak

Kevser misin mübarek

Var mı alan, kayıp rüyalarım var?

 

Kayıp rüyalarım var, var mı alan?

Ben de yok sanırdım böyle rüyaları

Hiç görülmedi, görülemez sanırdım

Yollar hep böyle çıkmaz

Geceler zulmet, uykular ölüm sanırdım

Var mı alan, kayıp rüyalarım var?

 

Kayıp rüyalarım var, var mı alan?

Dedim: Uyanıklık, gözyaşı-kahır

Yollar, bukağılı zincir değilmiş

Kâinat tebessüm etmez sananlar

Ben de yeniden hatırladım

Var mı alan, kayıp rüyalarım var?

 

Kayıp rüyalarım var, var mı alan?

Çok emek verdim, dua ettim, ağladım

Uykum, uyanıklığım bir oldu uğruna

Bunun için beni bir tutman yanlış olur

Babasının soyadını bozdurup yiyenlerle

Var mı alan, kayıp rüyalarım var?

 

Kayıp rüyalarım var, var mı alan?

Dudak büksün, rüya yormayı bilmeyenler

Ben gördüm, güneş parçalandı

Ve göklere o kelime yazıldı, ağladık

Bu hicrana bakarak o günden beri dedim:

Var mı alan, kayıp rüyalarım var?

 

Kayıp rüyalarım var, var mı alan?

Diyerek ben çıktım kendi kuyumdan, sen çıktın

Ama beraber gülümsemeli değil miydik?

Bekliyorum, gönüller dolusu müjdeli haberler

Gönüller dolusu sevdalılar desinler:

‘Ey aşkın tüccarı! Kayıp rüyalarını almaya geldik.’

 

KAYIP RÜYALARINI ALMAYA GELDİK.

BİR ZÜMDÜDÜANKA HİKÂYESİ -7

Bir Zümrüdüanka Hikâyesi -6

Onun düşüncesini gözlerinden okuyan, kanatlarında ve ayaklarında ağırlıkları bulunan bir hemcinsi hemen ona yönelerek:

-    Yurdumuzun bir yöneticisi var ve onun ülkemizi yönetirken uyguladığı, asırlardan beri süregelen yasalar var. Yasalar ve yöneticimiz izin vermeden gidemezsin, dedi.

-    Ben kabul ettim mi o yasaları, o yöneticiyi ya da yöneticileri ben mi seçtim ve onlara itaat edeceğimi, bağlı olacağımı, izinsiz hiçbir şey yapmayacağımı ben mi söyledim ki şimdi ben istediğimi yapmak hakkından mahrum olayım. Razı olmadığı yasalarla, kontrol altında tutulmak, dünyanın neresinde, hangi varlık içerisinde görülmüş ki?’diyemedi tabi. Eğer deseydi cevap belliydi:

-    İnsanlar, insanlar böyle…

Zümrüdüanka, yine derinden nağmeler duyuyordu. Bu sefer nağmelerin yerini ve söyleyenini hiç armadan dinledi:

 

‘Ömür verip saray kursan, hoyrat vardır yıkan olur

Erdemin son zirvesine –hiç üzülme- çıkan olur

Hayat böyle, ‘artı-eksi’, başka türlü olmadı hiç

Bu şikâyet niye dostum, gül yanında diken olur.’

 

Zümrüdüanka artık yoğun istek ve merak içindeydi. Sanki senaryosunu başkalarının yazdığı bir filmi seyretmişti uzun zaman. Gerçek sandığı ne kadar şey varsa, hepsinin üzerinde her türlü değişikliğin yapılabileceği bir senaryo olduğunu, dahası bu senaryoda kendine dayatılan rolü kabullenmek zorunda olmadığını düşünüyordu. Fakat kendilerine dağıtılan rolleri, aşk ve şevkle kabul edip oynamaktan başka, rolündeki kişiliğe bürünen ve bir süre sonra kendisinin kim olduğunu unutarak, oynadığı rolü kendisi sananlar vardı çevresinde. Onlar Zümrüdüanka ile önce zıtlaşmışlar daha sonra çatışma içine girmişlerdi. Artık sürekli Zümrüdüanka’yı eleştiriyorlar, onu eleştirdikçe kendilerini daha iyi, daha mutlu, daha başarılı hissediyorlardı. Varlık var kılınalı beri, davranışlarına yön verebilen tüm varlıkların kullandığı ‘başkalarına ait yanlışları söyleyerek rahatlama’ denilen bir tedavi yöntemini, onlar da kendileri için uyguluyorlardı. O düşündü: ‘Yanlışı söylemek, doğruluk sayılmaz’

Zümrüdüanka, zaman zaman bu eleştirilerden etkileniyor, bu etkilenme, onu, kendini ve yapacaklarını sorgulamaya yöneltiyordu. Bazen ‘Acaba herkesin düşündüğünden farklı düşünerek, herkesin yaptığından farklı şeyler yapmak isteyerek, ben mi yanlış yapıyorum? Çoğunluk, yani akılların toplamı karşısında tek akıl, kendisinin daha isabetli ve doğru olduğunu iddia etmeli miydi?’diyordu. Bu konu zihnini epeyce meşgul etti.

Akıllar toplamı karşısında tek akıl…

Sayfa 1 / 39

Üye Girişi

Videolar

Joomla templates by Joomlashine