İNSAN NEDİR VE KİMDİR? Seküler İnsan ve Olgun İnsan

Kur'anî Hayat Dergisi (sayı 2015/39)

 Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
 Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
 (Şeyh Galip)

İnsan kelimesinin kökeni ve anlamı: Arapça ins kelimesinden ‘insan’/"insanlık, tüm insanlar" sözcüğünden türetilmiştir. "Nâs" insan kelimesinin çoğuludur. İnsan kelimesinin, kendinden türediği iki kökten bahsedilir; bunlardan biri ‘üns’tür; üns, ünsiyet, yakınlık demektir. Diğeriyse nesy = unutmak  fiilinden geldiğini söyleyen görüştür. Yani insan unutkandır. Bunun için, hafıza-ı beşer nisyanla maluldür, denilir.

Varlık; akıl sahibi olanlar (insan, cin, melek) ve olmayanlar olarak ikiye ayrılır. Akıl sahibi olan her varlığın sorumlulukları da vardır. Kâinat bu iki sınıfın düzenli uyumu ile vardır. İnsan, varlık içinde hem akıllı hem de sorumlu varlıklar kategorisindedir. İnsanı diğer varlıklardan ayıran en önemli özelliğiyse onun irade sahibi olmasıdır.

Kuran’a göre insan, yeryüzünün halifesi olarak yaratılmıştır (2/Bakara:30; 38/Sad:26). İnsanın dışındaki her şey, onun hizmetine sunulmuş ve insan, yaratılanların çoğuna üstün kılınmıştır (17/İsra:70). Böyle olduğu halde her insanın kâinat içinde yaşayacağı sınırlı bir ömrü vardır. İstese de istemese de her şeyi geride bırakıp gidecektir (6/Enam:94). İşte insanın en önemli meselesi de burada ortaya çıkmaktadır: ‘Bir kez yaşayıp mecburen bitireceği ve benim dediği her şeyi terk ederek gideceği bu hayatı nasıl yaşamalıdır?’(57/Hadid:20; 21/Taha:131). Nefsini yaşatacağı ve neslini sürdürmek istediği bir dönemi nasıl geçirmelidir?

Hayatın ve Varlığın Anlamını Aramak:

Kişiyi uykusundan uyandırıp kaldıran, hayatından daha değerli gördüğü için hayatını adadığı bir davası olmadığı sürece kişinin hayatı anlamlı olmaz. Bu anlamın talibi olanlar, önce kendilerini yani insanı tanımlamak gerektiği hissettiler. ‘Ben neyim?’sorusunu ve devamında ‘Nereden geliyorum, neden buradayım, nereye gidiyorum, sonra ne olacak, tüm bunlardan gaye ne?’gibi soruları da sorarlar. 

Hiçbir varlık kendi yaratılışına şahit olmadığı için (18/Kehf:51), insan, kendi türünden ve başka türden varlıkları inceleyerek bu sorusuna cevap aradı. Etrafında, toplumunun yöneldiği ne varsa sorgulayan İbrahim Peygamber gibi, gördüğü varlıkları inceleyerek; onların ne olduğunu, neden olduğunu, nasıl olduğunu, bir amacı olup olmadığını bilmeye çalıştı. Düşündü ki onların var oluş sebebine dair bir cevap ve bir anlam bulursa kendi varlık soruları da cevaplanacak. Fakat insanın bazı sorularının, insan tarafından cevaplanması mümkün olmadığı için, insanların vahyin verdiği cevaplara ihtiyacı vardır. 

BİR ZÜMDÜDÜANKA HİKÂYESİ - 11

Bir Zümrüdüanka Hikâyesi -10

Zümrüdüanka, kendi başına yaşamaya, tek başına konuşmaya, kendi kendisiyle tartışmaya, yalnız yürümeye ve belki en kötüsü de yalnız ağlamaya öyle alışmıştı ki şimdi birisinin çıkıp dostluğuna talip olması, sanki ona fazladan şeyler söylenmiş, ondan fazladan ve çok zor şeyler istenmiş duygusunu uyandırmıştı.

Belki başkası ya da yıllar önceki kendisi olsaydı, ‘dostluğunun kıymetinin bilindiğinin’ ifadesiyle yönelen bir tavır karşısında ‘tav’ olurdu. Tabi bu tav olma neticesi, samimiyeti sebebiyle tam da kullanılacak hale gelirdi.

Onun bu yanını bilenler, onu hiç kullanmışlar mıydı?

Çok, hem de nasıl.

O bu durumdan hiç gocunmuş muydu?

Hayır, asla.

O yıllarda, bazen zorlansa bile, her ne yapmışsa bunları yapılması gerekli şeyler olarak görmüş ve yapmıştı. Tabi o zaman için böyleydi bu.

Şimdi?

Şimdiyse, geçmişti kendisine yönelenlerin çoğunun, ondan beklediklerinin ve onun yaptıklarının onda birini bile geri onun için veya bir başkası için yapmaya asla niyeti olmayanlar olduğunu görüyordu.

Bunlar, çevreye adeta ‘Benim için herkes bir şeyler yapmalı.’duygusunu veren insanlardı. Fakat kendileri kimse için kıllarını kıpırdatmazlardı.

Asalaklar, soysuzlar, soysuzlar, diye mırıldandı Zümrüdüanka.

İşte yine kendisiyle konuşmaya başlamıştı.

O zaman ‘doğru ve gerekli’ diye yaptığı şeylerin çoğunu hatta belki hiçbirini şimdi yapmazdı. Acaba diğerleri bunu önceden mi biliyorlardı yoksa kendisi onlardan gördüğü vefasızlıklar sonucu mu bu hale gelmişti? Öyle şeyler aklına geliyordu ki bazıları için yaptığı bazı şeyler sebebiyle kendisi çok zorlanmış hatta hastalandığı bile olmuştu. Kendisinin yaptığının çoğunu, onların öz kardeşleri bile yapmazdı, yapmamıştı da zaten.

Kalabalık ve gürültü içinde dahi Zümrüdüanka sanki sessiz bir yerde gibi düşünebiliyordu. Zihninin düşündüğü kısımlarla ilgili sisleri açılmıştı ama hafızanın burasının aydınlanması ancak ondaki üzüntüyü artırmıştı. Hâlbuki istiyordu ki kendisini üzen şeyler seçilerek unutulma çukuruna atılsın, eğer varsa geçmişten sevindiği, mutlu olduğu ne varsa onları hatırlamak istiyordu.

Var mıydı?

Olsun istiyordu.

Yoksa koca ömrü böyle mi geçmişti. Eğer öyleyse gerçekten üzülecekti.

Acaba şimdi, hepsini hatırlamadığı, fakat bilinçaltı denilen bir özellik sebebiyle mi kendisi, dostluğuna talip olana, olumlu yönelmek istememişti.

Sayfa 1 / 43

Üye Girişi

Videolar

Joomla templates by Joomlashine