İSTANBUL’DA AŞK

Ey gönlümün yedi tepesi
Ey hasretimin en yeşili, en mavisi
Ey ömürlük şiirimin sessiz bestesi
Solacak çiçekleri getirme bana
Daha akşam olmadan…
Gözlerim kapanmadan
Son duamı etme…
Bitirme yüreğimin cevherini
Ben senin tacına, sorgucunu takmadan
Ey yıllardır tahtına beklenen Sultan
 
Karıncalar çekilsin, Süleyman’sam yolumdan
Benim hedefimle ahdim var
Bir gün Sultanahmet’ten çıkıp
Karşısına geçtiğimde
Bir Cuma günü üstelik
Tam da öğle vaktinde
Secdeler seni beklerken
Yer ağlar, gök ağlar merhametten
Ben sevinçten ağlarım
Yolarım saçlarını zulmün, yeter ki sen gel
 
Beni dizlerine yatır Boğaz’a karşı
O küfrün abidesini de yıktır
Ölürsem nereye istersen göm
Yeter ki gönlünün haremi olsun
En kutsal, en kuytu bir köşesi
Ya da yol-iz geçmez bir tepesi
Rüzgârlar getir bana tavaf diyarından
Ne kadar yaprağım varsa kutsansın
Ne kadar taşım, toprağım
Bir de mahya ger, gönlüme gönlünden
 
Beni ölülerden sayarsan üzülürüm
Sana hayat veren neydi, onca zamandır
Şahidiyim sana fısıldanan aşk sözlerinin
Ulakların verdiği sırlardan da haberdarım
Aldırmam, ben sevdamın gücüne inanırım
Tufanlar koparır, taş yağdırır göklerden
Bense dua dilenirim bebeklerden
Ve gözbebeklerinden taşan kederden
Tut ellerimi tut, doğrul benimle
Ne senin ne de benim hakkımız var ölmeye
 
Ey gönlümün yedi tepesi
Ey hasretimin en yeşili, en mavisi
Ey ömürlük şiirimin sessiz bestesi
Solacak çiçekleri getirme bana
Yıkılacaksa yıkılsın, yerküre, gök küre
Ben geri çekilirim, atılmak üzere
Sen benim kollarıma gelirsin
Daha ne diyeyim bilmem ki sana
Anla artık anla ki sen benim
Dünya ahret sevdiğimsin. 

BİR ZÜMDÜDÜANKA HİKÂYESİ - 15

Bir Zümrüdüanka Hikâyesi -14

‘Yaşadığım hayattan bir şikâyetim yoktu ancak bazı şeylerin bana yetmediğini eksik geldiğini derinden derine hissediyordum. İşte ilk o zaman her şeyi geride bırakarak gitmek istedim. Sınırlarımı aşmak ve yeni şeyler bilmek istedim. Okumak hiç şüphesiz bilmek için çok önemliydi ancak ben hayatımda ‘Çok okuyan mı bilir, çok gezen mi bilir?’ ikileminden birisini tercih etmek zorunda olmadığımı –bir kuş olsam bile- düşünüyordum. Bu tercihe neden mecbur ve mahkûm olmalıydım ki okumayı zaten hep sevmiştim. Bilgilerim beni güzel kanatlarım kadar süslüyor ve özel kılıyordu. Ancak içimdeki yeni yerler görme hasretini bastırmama da gerek yoktu. Bu ikisi iki gözüm, iki kulağım, iki kanadım gibi olamaz mıydı? Bana göre öyleydi ve ben bazen bir gözümü kapatıp bir kulağımı tıkadığım, bir kanadımı kırdığım duygusuna kapılıyordum.

Bir yolculuğa çıkacaktım fakat bu yolculuğa yalnız çıkmak istemiyordum. Yolculuğu güzelleştiren yol kadar yoldaştır, bunu da biliyordum. Bu yüzden büyük bir titizlikle kendime uygun bir yol arkadaşı aramaya başladım. Bana, Zümrüdüanka’dan ilk o zaman söz ettiler. Bir masal kuşuymuş. Yani esasında benimle dalga geçiyorlardı. Oysaki ben hayatımı kuşatan ateş denizinden geçecektim. Bu denizden daha önce de geçilmeye çalışılmış ancak bize ‘Bu yolu geçip giden hiç olmadı.’demişlerdi. Acaba gidenler, geri dönmek istediler mi ki bu yolculuğu başarıp başaramadıklarının bilebilelim.

Bir süre sonra bu konuda kitaplar topladım, okudum bu yolculuğa çıkanlarla ilgili ne varsa. Fakat bunların hepsi bir masal olarak anlatılıyordu. Hiç kimse hayatın somut ve soyut yanını, doğru bir şekilde birbirinden ayıramıyordu. Bazıları, bizim cinsimizden bir papağan gibi eski Yunan’ın filozoflarının konuyla ilgili ne söylediklerini tekrar edip duruyor, bazılarıysa coğrafi keşiflerle beraber dünyayı sömürerek ve soyarak karnını doyuran Avrupa’nın son dönem filozoflarının tıpkı zenginlikleri gibi çalıntı olan görüşlerini tekrarlayıp duruyordu. Doğrusu bizim papağanların en ihtiyarı bile bir şeyi bu kadar tekrar etmez. Bu Avrupa toplumları çok garip, bizim bildiğimiz her yeri, sanki kendileri görene kadar yokmuş gibi telakki ediyorlar. E ona kalırsa siz de gittiğiniz topraklardaki insanlar için yoktunuz, siz de onlar için keşif sayılırsınız. Ama siz, uğursuzluklara sebep olan bir keşiftiniz. Yokluğunuz varlığınızdan hayırlıydı, o ülkedeki insanlar için. Fokların kafasına vurarak öldürmeyi, bazı hayvanların kürkü güzel olsun diye canlı yüzülmesini siz icat ettiniz. Onlar, tabiatla kardeş olarak yaşarlar, hiçbir varlığı incitmezlerdi. Hele ki bizleri yani kuşları… Bizim cinsimize ait en güzel telekler, onların en önemlilerinin başlarında pırlanta ve elmaslarla süslü bir taçtan daha kıymetli bir güzellik ve güç alameti olarak dururdu.

Sayfa 1 / 53

Üye Girişi

Videolar

Joomla templates by Joomlashine