İnançta Sünnetullah:Tevhid Yoksa Şirk Vardır

Çağdaş Şirk ve Çağımızın Putları

Kur'anî Hayat Dergisi (sayı 2015/42)

1-) ŞİRK NEDİR?

Şirk, çeşitli inançları içine alabilen genel bir kavramdır. Ulûhiyette, rububiyette, ibadette, duada, şefaatçi kılmada Allah ile beraber veya ayrı olarak Allah dışındaki bir varlığı, Allah’a ortak koşmaktır. Fayda, zarar, iyilik, kötülük konusunda, Allah dışında etken varlık kabulüdür. Esasında şirk, Allah’ı reddedenlerin değil, Allah’a iman ettiğini söyleyenlerin bir sapmasıdır. Fakat ne hikmetse, Allah’a iman edenlerden bir tek kişi bile kendisinin bunlardan olabileceğini düşünmemektedir. Hâlbuki bu konuda insanlığın durumu ‘Onların çoğu, şirk/ortak koşmadan Allah’a inanmazlar.’(Yusuf:106) şeklinde ifade edilmiştir.

Şirke düşenler, Allah’ı gerçekten en yüce bir ilah kabul ederken, ancak Allah’ın sevdiği ve dostu/evliyası olduğunu düşündükleri kişilere, şefaatçi olabileceğine inandıkları kişilere, meleklere ve melek sembolleri olduğuna inandıkları varlıklara, dinî lider kabul edilen kişilere saygı, sevgi, bağlılık göstererek Allah’a daha yakın olacaklarına inanırlar.

Şirk içeren tüm bu yönelişler, şu üç başlık altında ele alınabilir:

1-) Allah’a daha yakın olduğu düşünülen ölmüş veya hayattaki insanlara yönelme

2-) Melekler ve cinler gibi soyut varlıklara yönelme

3-) Putlar/Heykeller ve semboller gibi cansız varlıklara yönelme

Şirkin/Allah’tan başka şeyleri tanrı edinmenin üç alameti vardır:

1-) Allah dışında başka şeylere dua ve ibadet etme

2-) Allah dışında başka şeyleri şefaatçi edinme

3-) Allah dışında başka şeyleri evliya edinme

Tüm bu değerlendirmeler genellenirse, şirk, kişinin manevi yönünü, Allah’tan başka tarafa çevirmesidir; ne yana ve kime çevirdiğinin hiçbir önemi yoktur.

2-) ŞİRKİN SEBEPLERİ

*Uzak ve yüce tanrı inancı: İnsan düşüncesinde, kişiye çok uzak ve çok yüce olan bir tanrı inancı, onu vesileler aramaya itmiştir. Bu düşüncede, tanrı öyle uzaktır ki herkes ona seslenemeyeceği gibi, o da her sesleneni muhatap kabul etmez. Bu ulaşılamaz ve seslenilemez tanrı inancını reddeden;  ‘Kullarım sana beni sorarlarsa,Ben onlara çok yakınım.’(2/Bakara: 186); ‘Biz ona şah damarından daha yakınız.’(Kaf:16) gibi ayetler bile insanları ‘uzak Allah’ telakkisi sonucu ortaya çıkan torpil arama alışkanlığından kurtaramamıştır.

* Suçluluk ve utanç duygusu: Bu duyguyla oluşan şirk, kişinin Allah karşısına çıkamayacak kadar suçlu olduğunu düşünmesinin bir sonucudur. İnsan, kendisi gibi çok günahkâr birinin Allah karşısına çıkmaya, ona dua etmeye yüzü olmadığını düşünür. Bunun için günahsız(!), tertemiz kişilerden ‘aracılar/vesileler’ edinmek gerektiğine inanır ve birisini bulur. Çünkü zaten bunu telkin edenler de tarih boyunca olmuştur. En ağır suçları işleyen insanlar bile eğer ‘Benim gerçekten çok bağışlayıcı, çok merhametli olduğumu kullarıma haber ver.’(15/Hicr:49) ayetini bilse ve idrak etselerdi, aracı aramaya gerek duymayacaklardı. Çünkü ‘Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah bütün günahları affeder.’( Zümer: 53) müjdesini Allah, kendisine yönelerek tövbe eden tüm günahkâr insanlara vermektedir.

*İnsanlarla ilgilenmeyen, yasası olmayan bir tanrı telakkisi: Dünya üzerindeki inanç sahibi herkes, dünya dâhil tüm kâinatın Allah tarafından yaratıldığını ve ona ait olduğunu kabul eder, yaratıcılıkta ve mülkünde ortağı olmadığını bilirler. Yerleri, gökleri, arasındakileri Allah’ın yarattığını, idare ettiğini bilir ve söylerler. (Zuhruf: 9, 87) Güneşi ve ayı yörüngesinde tutanın, mevsimleri oluşturanın, günleri-geceleri sürdürenin, her canlıyı yaratanın Allah olduğunu kabul ederler. Fakat her nasılsa insandaki bu doğru telakki, kendisine gelince değişmiş, şirkin ne olduğunu bilmeyen kişilerin hayatları ve uygulamaları, bu bilgilere göre olmamıştır. İnsan, her şeyle yakından ilgili olan Yaratanın, kendisiyle –yaratma dışında- o kadar da yakından ilgilenmediğini düşünmüş ve hayatını yönlendireceği kurallar oluşturmaya çalışmıştır. Bunu yaparken aklın ve ilminin yetersiz gelebileceği hususları göz önüne almadan kendi telakkilerini öne çıkarmış, vahiy yokmuş gibi davranmıştır. ‘Kavmim bu Kur'an'ı terk edilmiş bir kitap olarak bıraktı.’ (25/Furkan:30) ayeti bu durumu ifade eder.

MÜSLÜMANLARIN ÜMMET OLAMAYIŞI ÜZERİNE

Kur'anî Hayat Dergisi (sayı 2015/41)

‘İşte sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de sizin Rabb’inizim. Öyleyse bana ibadet edin.’(21/Enbiya:92)

İslâm kültüründe ‘ümmet’; önderi Hz. Muhammed (sav), kitabı Kuran-ı Kerim olan dünyadaki tüm Müslümanların oluşturduğu toplumu ifade eder. İşte bu ümmet içerisinde, kendisini İslam’a nispet edenlerin önemli bir kısmı İslam’dan uzak bir hayat yaşıyor fakat dininin İslam, kendisinin Müslüman olduğunu söylemekten de geri kalmıyor. Bu durumun ne kadar anlamlı olduğunun kritiğinden önce, ‘Müslüman’ım diyen bazıları neden İslam’a uzak durmaktadırlar?’ sorusunu gündeme almak istiyoruz. Çünkü bu uzaklık Müslümanları ümmet olmaktan alıkoymaktadır.

Müslüman’ım, diyen bazıları, İslam’a neden uzak durmaktadırlar?

Müslümanların İslam’a uzaklıkları, ‘ailevî, bireysel, sosyal ve siyasî’ bazı başlıklar altında incelenebilir.

* Ailenin eğitim görevini yapmaması

Kişilerin İslam’a uzak durmalarında ilk ve en önemli etken, aileden bu hususta hiçbir eğitim ve yönlendirme almamış olmalarıdır. Bir çocuğun iyi terbiyesi için daha çocuk oluşmadan önce anne-baba adayının her anlamda hazırlık yapmaları gerekir. Her çocuk anne karnında oluştuğu anda onun terbiyesi de başlar ve ölümüne kadar devam eder. Temel karakterin üç yaşına kadar oluştuğu düşünülürse bu yaşı geçiren çok geç kalmış demektir. Çocuğun tüm dini terbiyesi ailesi tarafından verilmelidir. Dışarıdan gerektikçe destek alınmalı fakat asıl sorumlunun aile olduğu unutulmamalıdır. Ailesinde gerekli terbiyeyi alamayan çocukların, ilerleyen yıllarda bunu telafisi gerçekten çok zor ve sancılı olmaktadır. Temel dini eğitimi ailesinden alamayan kişiler, ilerleyen yıllarda bunu telafi etmenin bir yolunu bulamamışlarsa dine uzak durmaktadırlar.

* Yeterlilik şartlanmışlığı

Kendisini İslam’a nispet edenlerin önemli bir kısmı, mevcut durumlarını seviye olarak kâfi görüyorlar. Bunlar, yaşadıkları uzaklığın farkında olmadıklarından, kendileri için ‘Ben İslam’dan uzak duruyorum.’demiyorlar. Durumlarıyla ilgili olarak kendilerinden daha kötülere bakıp ‘Ben iyi bir insanım.’diyerek kendini daha iyi hale getirme gereği duymuyorlar. Bunların çoğunun hayatında, mahiyetini bilemedikleri bir sürü şirk hâkim durumdadır. Hatta bunlar, severek-sevinerek yaptıkları bu eylemleri, dinde bir merhale gibi görürler. Çünkü şirk kişiye, zehirli bir otlakta otlayarak karnını doyuran ve şişerek ölen hayvanların durumunu yaşatır. Onlar bu süreçte kendilerini, hayatlarını, bildiklerini sorgulamaya yanaşmadıklarından, şirkin ve tevhidin ne olduğunu öğrenmezler, öğrenmek de istemezler. Bu sebeple durumlarını gayet iyi görür ve İslam’dan uzak hayatlarına devam ederler.

 * Yetersizlik şartlanmışlığı

Bazı insanlar, bilgi adına her şeyi okur, kendilerine gerekli gördükleri pek çok konuda uzmanlaşabilirler. Merak ettikleri her şeyi okuyup öğrenmeye çalışan bu insanlar, zihinlerine yerleşen şartlanmışlıkları sebebiyle Kuran’ı okumaz veya yüzünden okusalar bile anlamaya çalışmazlar. Bu özellikteki kişilerin iki farklı düşünceyle böyle hareket ettikleri görülür:

1-) Bunların bazıları, kendilerini, Kuran’ın hak ve hakikatini anlayacak seviyede görmezler. Böyle bir şeyin çok üstün özelliklere sahip olan kişilerin işi olduğunu düşünürler. Bu sebeple böyle bir çabaları olmaz.

2-) Bunların bazılarına ise bu telkin edilmiştir. Toplumları yönlendirmek isteyen kişiler, insanları Kuran’dan uzak tutmaya çalışırlar. Öyle her kişinin Kuran’ı anlamasının mümkün olmadığı, bu konuda uğraşırsa sapıtabileceği telkini yapılarak, kitlelerin kendilerine bağlı olmasını sağlarlar. Böylece, kişiyi insan kılan iradesi de bir başkasının kontrolüne geçmiş olur. Bu iddia, güya İslam’ı sevdiğini söyleyen Müslümanlar tarafından, İslam adına ileri sürüldüğü gibi, İslam düşmanları tarafından da toplumların Kuran’dan uzak tutulması adına da telkin edilir. İşte bu iki sebeple de kişiler İslam’dan uzak hayatlarına devam ederler.

* Cehaletinden hoşnut olma

İnsanlar, bilgi karşısında şu tavırlardan birini gösterirler:

1-) Bilgiye ilgi göstermeyerek yok sayma

2-) Bilgiyi okuyup öğrendikten sonra gereğini yapmama

3-) Bilgiyi öğrenme ve öğrenilenin muradına aykırı şeyler yapma

4-) Okuma, öğrenme, anlama ve gereğini yerine getirme

İnsanlar, İslam’ı öğrenmek için ‘anlama’ eksenli, daimi ve samimi bir çabanın içinde olmazlarsa İslam konusunda cahil kalırlar. Yaşanan cehalet iki koldan gelişir:

a-) Kendisi öğrenmez

b-) Başkaları da öğretmez

Okumak, dinlemek, tefekkür etmek, bilgilenmenin en asli üç yoludur. Her üçü de aklını kullanmayı gerektirir. Aklını kullanma; zor, yorucu fakat hayatın anlamını algılamanın, hayata anlam katmanın tek yoludur. Hayatının bir anlamı ve gayesi olmayan kişiler, ömürleri boyunca bunalımlardan bunalım beğenirler. Hâlbuki yarını daha iyi yaşamanın tek yolu, bugünkü yanlışları ve sorunları doğru tespit ederek tekrarlamamaya çalışmaktır. Dünya üzerinde yaşanan her sorun, daha önceden de yaşanmıştır. O zaman yaşayanlar ne yapmışlardır? Kuran’ı ve insanlık tarihini öğrenmek, bunu öğrenmeyi sağlar. Bu konuda cehaletini giderme gereği duymayan kişiler, huzursuz bir ömür içinde İslam’dan uzak hayatlarına devam ederler.

BİR ZÜMRÜDÜANKA HİKÂYESİ - 14

Bir Zümrüdüanka Hikâyesi -13

Zümrüdüanka düşünüyordu, neden herkes bir şeyleri, birilerini kuşatarak, sararak, kafese ya da saksıya koyarak sınırlamayı, kontrol etmeyi istiyor. Biliyordu ki her sınırlamada bir kontrol arzusu vardır. Her kontrolde ise kendisini daha üstte hisseden gerçek ya da sanal bir üstünlük durumu…

Neden, dedi Zümrüdüanka, neden böyle? Acaba bu durumun değiştirilmesi mümkün değil mi? Neden herkes başkalarının en fazla kendilerinin bulunduğu ya da uygun gördüğü kadar özgür ya da güçlü olmasına rıza gösteriyor da fazlasından hoşnut olmuyor. Ben, dedi, işte bunu anlamıyorum. Neden herkes, başkalarını en fazla kendileri kadar olmaya zorluyor. Eğer bazıları daha fazla bir şey olabilecekse buna neden engel olunuyor? Acaba bu durum bir kıskançlık mı yoksa daha fazla olunabileceğine dair inançsızlık mı? Ya da bazılarının kendisinden daha fazla şey olmalarını, kendisine duyulan hayranlık ve sevgi için bir tehlike olarak görmek mi yaşanan bu sıkıntının temelindeki asıl sebep. Asıl sebep ne olursa olsun, Zümrüdüanka yaşanan bu durumun, hiç kimsenin olamadığı kadar farkındaydı.

Derin düşüncelere dalıp gitmişti. Birden, bir ses duydu ve başını çevirdi. Tam arkasında bulunan bir dosya vardı. Aldı, inanamadı. Bu senelerdir herkesin üzerinde tartıştığı Nerya’ya ait notlardı. Açtı dosyanın ilk sayfasını. Gördüklerine inanamadı. Bunlar kuşdilinin senelerdir olup olmadığı tartışılan en değerli eseriydi. Nerya’ya ait bazı sözler herkesin dilindeydi ancak ona ait olduğu söylenen bir dosyadan söz ediliyordu fakat bunun gerçekten olup olmadığıyla ilgili farklı görüşler vardı. Hayranlıkla açtı ve yüzüne yayılan gülümsemeyle okumaya başladı:

‘Burada yazılanlar, Belkıs’a gönderilen mektuplar türündendir. Mantıku’t-tayr’ın ulaştığı en son sırları burada bulacaksın! Sen, ilk anda onu getireni görmesen ve bilmesen de onu getiren Hüdhüd’dür. Bu yüzden ben de Hz. Süleyman Peygamber’in gönderdiği mektubun başlangıçla sözlerime başlıyorum:

‘Bismillahirrahmannirrahim

Allah’a hamd olsun. Allah’ın bütün peygamberlerine ve ahir zaman peygamberi Ahmed Mahmud Muhammed Mustafa’ya sayılar adedince salât ve selam olsun.

DE Kİ SEVGİLİ

‘Ben hangi ateşlerden geldim-geçtim
Bilsen!’ demiyorum sana, gönlümdeydin.
Kanat uçlarının yanıklığı ondan
Gözlerin ondan kaçar sağa-sola
Halimiz belli, gerek var mı konuşmaya?
Bırak, karışsın gözyaşlarımız
Bırak, yaslansın omuzlarımıza başlarımız
Sen gene gel, gene de dön gel
Gel! Başını koy dizlerime
Ben sana Fatihalar okuyayım
Nazar olmuştur diye endamına-edana
Ey baştan aşağı asalet
Ey baştan aşağı erdem-tevazuu
Ben dualar okuyup üflerken
Sen dudağının yanıyla gizli gülümse
Hadi olsun, yine görmemiş olayım…
Ninni söylenen bir çocuk gibi
Sakinleş ve uyu, güzel düşler gör
Uyanınca ben hepsini hayırlara yorayım
Gönlümün taleplerini dizerek bir bir
Nihayet: ‘Doğrusunu Allah bilir.’
Derken sen gene gizli gülümse
Sen gene ezberden bir şiir oku
Ben de koşulayım yanına
Heyecanlanalım iki çocuk gibi
Ayrı hayallerimiz de çoktur belki
Fakat nice ateşlerden süzüldü bendeki
Ben nice ateşlerden geldim-geçtim
Bilsen, demedim, demeyeceğim…

KURAN’DAKİ HZ. MERYEM ÖZELİNDE İNSAN HAKLARI

Kur'anî Hayat Dergisi (sayı 2015/40)

‘Kitapta Meryem’i de an!’(19/Meryem:16)

Allah Teala, ‘Kitapta Meryem’i de an!’demişse demek ki Meryem, her hali ve tavrı ile üzerinde durulmaya, değerlendirilmeye lâyıktır. Bu yüzden biz de: ‘Haklar ve sorumluluklar söz konusu olduğunda, ‘Ey Meryem! Allah seni seçti; seni tertemiz yarattı ve seni bütün dünya kadınlarına tercih etti.’(3/Âl-i İmran:42) denilerek, çağındaki küfre karşı vahye teslim olan, tüm zamanlar ve mekânlara taşınması gereken bu Müslüman kadını, günümüze taşısaydık ne olurdu?’ sorusuna bir cevap aramaya çalıştık.

Hz. Meryem, şimdi aramızda olsaydı ne olurdu?

Kitabımızın ‘Tahrim Suresi’nde, insanlığa örnek gösterilen iki Müslüman kadın vardır. (66/Tahrim:11,12) Bunlardan birisi Firavun’un karısı Hz. Asiye, diğeri ise İmran ailesinin adı geçen dört kişisinden birisi olan Hz. Meryem’dir.

Meryem, bekâr bir genç kız iken de bir şahsiyettir. Varlığını tanımlamak için bir başkasının yanına eklemlenmeyecek kadar kendisidir. Hatta oğlu bile ‘Meryem oğlu İsa’ diye anılarak kendisine nispet edilmiş, kendisi ‘İsa’nın annesi’ şeklinde tanımlansa doğru olabileceği halde tanım daha çok ilk şekilde yapılmıştır.  

Tahrim suresinde örnek gösterilen iki kadından Hz. Asiye, bilindiği gibi kâfir bir kocanın/Firavun’un nikâhındaydı yani Müslüman bir eşe sahip değildi; Hz. Meryem ise hiçbir şekilde bir eşe sahip değildi. Bu açıdan bakıldığında ikisinin en belirgin ortak özelliği, gerçek anlamda bir eşe sahip olamamalarıdır. Birisinin bir kocası var ama zalim ve kâfir; diğeri ise kocasızlığının haricinde, babasız çocuk doğurma gibi beşer zihninin inanması zor bir olayla insanların karşısındaydı.

Bu ikisinin, küfür, zulüm ve vahiy karşısındaki tavırları da benzerlik arz eder. Belki bu durum, inanmış kişinin Allah’a bağlılığının asırlar sonra bile aynı tavırları, yani küfre itiraz ve isyanı, vahye teslimiyeti ortaya çıkardığının bir göstergesidir. Buradan hareketle şunu söylemek mümkündür: Gerçek bir iman, tarihin her dönemindeki kadın ve erkek müminlerde, ‘küfre itiraz ve isyanı, vahye teslimiyeti ortaya çıkarır. Eğer bugün benzer tavrı çıkarmıyorsa, orada, olduğu söylenen imanın olup olmadığı ve gücü sorgulanmalıdır. İman var mı, hayatta mı, bitkisel hayatta mı?

Biz bu iki güzel insandan Hz. Meryem üzerinde duracağız.  

BİR ZÜMRÜDÜANKA HİKÂYESİ - 13

Bir Zümrüdüanka Hikâyesi -12

- Zümrüdüanka, dedi onu sessizce dinleyen, yorgun olduğunun farkındayım. Bedenen ve ruhen yorgunluğun yüzüne de yansıyor. Bakışların belki her şeyden daha çok dinlenmeye muhtaç. Ama hayat da devam ediyor, biliyorsun. Sen de hayatın bir kenarından tutunarak, sen de bir kulptan yapışarak kaldığın yerden hayata devam etmelisin. Bunun bir başka yolu yok biliyorsun.

- Evet, dedi Zümrüdüanka, tabi biliyorum. Ama ben senin görmediğin yerler gördüm, senin bilmediğin şeyler biliyorum. İşte bunlardır ki beni, bulunduğum durum üzerinde hoşnut bir şekilde kalmaktan alıkoyuyor.

Zümrüdüanka, bunları söylerken bilgiçlik mi taslıyorum diye biraz sıkıldı, biraz utandı ama gerçek de buydu.

- Bir şey sormak istiyorum Zümrüdüanka eğer izin verirsen, dedi.

- Sor

- Sen nasıl yetiştin, yetiştirildin ki bu kadar farklı ve özelsin. Nasıl oldu da sen her şeye, herkesin baktığı yerden farklı bakacak ve her şeyi herkesin anladığı şekilden farklı anlayacak duruma geldin. Nasıl oldu da sen bizim sahip olmadığımız bir uzak görüşlülüğe sahip oldun.

- …

Yutkundu Zümrüdüanka, bir şey diyemedi. Ne desem, diye düşündü. Ne dese bu soruya net cevap vermiş olmazdı. Mesela:

-          Babam benim eğitimim için çok özen gösterdi

-          Annem, benim terbiyemle çok ilgilendi.

-          Ben çok farklı bir aile ortamında yetiştim.

-          Benim arkadaş çevrem çok farklıydı.

-          Benim çok özel hocalarım oldu.

Ne diyebilirim ki, diye düşündü. Bu sorunun cevabını kendisi biliyor muydu sanki. Başkalarını imrendiren bu hususların her biri, bir doğum sancısından daha beter sancılara, ardı arkası gelmeyen beyin sancılarına sebep oluyordu. Peki, kendisi böyle olmamak ister miydi? Başka türlü olsaydı, kendisinden daha mı hoşnut olurdu? Hayır. O, başka türlü olmak istemezdi. Başka türlü olsaydım, o zaman ben, ben olmazdım, diye cevap verdi içinden yükselen sorulara. Hiçbir cevap vermeden düşünmeye devam etti.

BİR ZÜMRÜDÜANKA HİKÂYESİ - 12

Bir Zümrüdüanka Hikâyesi -11

Kırgın, kızgın ve yorgundu Zümrüdüanka. Eğer kendini kontrol altında tutup gerektiği gibi davranmaya çalışmasaydı, yaşadığı kırgınlıklar sebebiyle herkesten uzaklaşacak ve bir uzlet köşesinde sesiz sakin yaşayacaktı. Kızgınlıklarını kontrol altında tutmasaydı, etrafında olanları, öfkeyle kırıp geçirebilirdi. Eğer gerçekten de derinden derine bedenen ve ruhen hissettiği yorgunluklarının etkisi altında kalsaydı başını kanatlarının altına sokar ve uyandıkça uyurdu. Zorunlu olduğu için yer, içer yine uyurdu.

Peki, tüm bunlar neyi değiştirirdi.

Uzlet, kırgınlıklarını; öfke boşalması, kızgınlıklarını; uyumak, derinden hissettiği yorgunluğunu geçirebilir miydi?

-          Hayır!

-          Bin kere hayır!

Belki kendisi bunları yaparak daha da kırılacak, yorulacak, kızacaktı.

-          E öyleyse, dedi kendi kendine, sonra kendine itiraz etti.

-     Belki bunlar kendilerine kırıldığımı, kızdığımı, yaşattıklarından yorulduğumu anlarlar da daha fazla üzerime gelmezler. Aynı hal üzere devam etmezler.

-     Acaba, dedi yine, acaba öyle mi? Yani bunlar, tüm bunları hissettiğimi bilmiyorlar mı? Elbette biliyorlar. Neyi değiştiriyorlar? Hiçbir şeyi. Demek ki ona göre tavır olmak gerekiyor. Herkes her şeyi biliyor ama herkes işine gelmeyeni bilmezden geliyor. Herkes, her durumda kendi istekleri, ihtiyaçları, mutlulukları neyi gerektiriyorsa ona göre davranıyor. Kimse, başkalarını ilgilendiren durumlarda, acaba benim isteğim, ihtiyacım, mutluluk sebebim, karşımdakinin de istediği bir şey mi, o da buna ihtiyaç hissediyor mu, bu sebeple o da mutlu olacak mı, diye düşünmüyor. Benim istediğim şeyi, başkası hatta en yakınımda ve kendilerini sevdiğimi ifade ettiğim kimseler istemese bile olmalı; benim ihtiyacım ve mutluluk sebebim başkalarının üzüntü veya kırgınlık, kızgınlık sebebi olsa bile yine de bunları karşılayacak ne varsa yaparım, diye düşünüyor herkes. İşte bu yüzden, yüzler ve yürekler aynı kelimelerle konuşmuyor. İşte bu yüzden diller ve gözler aynı sözlerle konuşmuyor. İnsanlar; ‘İşte bu yüzden, kula kulluk başlıyor, işte bu yüzden adı konulmamış kölelik her yerde her şekilde yaşanıp gidiyor. Kölelik haline gelmiş evlilikler var, iş yerleri var, ticarethaneler var, kurumlar, kuruluşlar var. Bunların kimi gönüllü, kimi zorunlu, kimi yaşadığı veya yaşattığı köleliğin farkında bile değil. De facto, denilen bir şey var.’ diyorlar. Yani ‘Durum, ortam, düzen öyle ve öyle olmayı gerektiriyor.’ diyorlar. Bense bir kuş olarak bile tüm bu şeylere itiraz ve isyan ediyorum, dedi Zümrüdüanka.

-      Peki, itiraz ve isyan ediyorum da ne oluyor?

Hemen cevap verdi:

-     En azından kalbim hissettiği hiçbir kölelik düzenine, çarkına, dişlisine razı değil.

YAN EY GÖNÜL!

Beni öldürmeyen acılardan geliyor tüm gücüm…
Herkese yukarıdan gelmez çağrılar
Işıkları söndüren düşüncülerde saklı benimki
Hayata yürümek emek istermiş, öğrendim
Vazgeçmek için harcanan emeklerden…
 
Ey akıllılık iddiasında bulunan
Kendi hayatını bir sanatkâr gibi
Ellerine al ve biçimlendir
Ama hiçbir yanı sahte olmasın; aç gözünü
Yarım hayallerde gözlerinin feri solmasın
 
Merhem sürmek istiyorsun yaralarıma
Peki, sen de dene ey Lokmanlık taslayan
Ya içimin yırtılan yanları ne olacak?
İyileşmeye hasret kalan yanlarım
İsyankâr gönlümün söz dinlemez yanları…
 
Sen hep aynı şeyleri, bir kere daha
Yeni kelimelerle anlatırken
Benden şaşkınlık ve hayranlık bekliyorsun
Öyle mi? Köprünün altından çok sular geçti
Üstelik ben ufuktan ötelere tutkunken
 
Sayısı belirsiz tekrarı yapılan lafı güzafta ne tat var?
Boş lafın alıcısı olup zulmetme kendine
Onlar gibi yapan biri olsun yeter, diye göz gezdirenlere
Sırtını dön, kapa gözünü, göz göze gelme
Duyulacak sözler söyle, gönül kulağıyla
 
Bu ben değilim, alın; bu da benim hayatım değil
Bunu da alın. Ben müjdelerin kokusunu alıyorum
Evet, öldüren aşklar varsa yaşatan sevgi de var.
Evlatlarını boğan ve efendilerini doğuran anneler
Çocuklarına tapan babalar, hepsi benim çağımda…
 
Süprüntülerini süpürmekle bitiremediğim
Çöplüklerinde eşindiğin bir dünyayı
Cennet sanan bu vehim nasıl sağaltılabilir?
Güzel sorular soruldu fakat cevaplar hep eksik
Bunca kusurlu bir zeminde, geçmiş belirliyor geleceği…
 
Sefaletler biriktirdim yine kalabalık fakirliklerde
Hayattan koptu tüm hükümler manzumesi
Ne yapayım, neye göre ve neden?
Onlar karşımda, sıfır ölümlü zaferler ilan ederken
Ben tekbirli katliamlar seyreder ve ağlarım…

Sayfa 10 / 21

VİDEOLAR


Karşı Cinsle Sınav Bağlamında Yusuf Suresi-2 (23-35 Ayetler) (20.06.2020)
Karşı Cinsle Sınav Bağlamında Yusuf Suresi-2 (23-35 Ayetler) (20.06.2020)
Tebliğ Ahlakı 3- Tebliğ Yöntemleri (16.05.2020)
Tebliğ Ahlakı 3- Tebliğ Yöntemleri (16.05.2020)

Tebliğ Ahlakı 4 - Emri Bil Ma’ruf Vennehyi Anil Münker (23.05.2020)
Tebliğ Ahlakı 4 - Emri Bil Ma'ruf Vennehyi Anil Münker (23.05.2020)
Tebliğ Ahlakı 1-Tebliğ Nedir? (09.05.2020)
Tebliğ Ahlakı 1-Tebliğ Nedir? (09.05.2020)

Tebliğ Ahlakı 2-Tebliğcinin Özellikleri (16.05.2020)
Tebliğ Ahlakı 2-Tebliğcinin Özellikleri (16.05.2020)
Kardeşlik Bağlamında Yusuf Suresi-1 (1-22. Ayetler) (13.06.2020)
Kardeşlik Bağlamında Yusuf Suresi-1 (1-22. Ayetler) (13.06.2020)

Kardeşlik Ayetleri (06.06.2020)
Kardeşlik Ayetleri (06.06.2020)
Toprak Ayetleri (30.05.2020)
Toprak Ayetleri (30.05.2020)

Ramazanla Hayatın Yeniden Programlanması ve Sabır-(Savm Ayetleri) (02.05.2020)
Ramazanla Hayatın Yeniden Programlanması ve Sabır-(Savm Ayetleri) (02.05.2020)
Tevrat, Meal ve Tefsirlerdeki Hz. Eyyub Yorumlarının Kur’an’la Karşılaştırılması - (Sad 38/41-44; Enbiya 21/83-84) (25.04.2020)
Tevrat, Meal ve Tefsirlerdeki Hz. Eyyub Yorumlarının Kur'an'la Karşılaştırılması - (Sad 38/41-44; Enbiya 21/83-84) (25.04.2020)

Nisa Suresi 19-36. Ayetler Bağlamında Cahili Arap Geleneğinin ve İsrailiyatın Kur’an-ı Kerimi/İslamı Boğması - (04.04.2020)
Nisa Suresi 19-36. Ayetler Bağlamında Cahili Arap Geleneğinin ve İsrailiyatın Kur'an-ı Kerimi/İslamı Boğması - (04.04.2020)
Kıssa Nedir? (çevrim içi eğitim programlarından - 28.03.2020)
Kıssa Nedir? (çevrim içi eğitim programlarından - 28.03.2020)

Mutluluk Nedir? (çevrim içi eğitim programlarından - 21.03.2020)
Mutluluk Nedir? (çevrim içi eğitim programlarından - 21.03.2020)
İyilik ve Kötülük Nedir? (çevrim içi eğitim programlarından - 14.03.2020)
İyilik ve Kötülük Nedir? (çevrim içi eğitim programlarından - 14.03.2020)

Evliliğe Hazırlık ve Evlilik Süreci (Melike Hatun Kültür Merkezi - Haziran 2019)
Evliliğe Hazırlık ve Evlilik Süreci (Melike Hatun Kültür Merkezi - Haziran 2019)
Gençliğin Sorunları ve Öneriler (SAY - Nisan 2019)
Gençliğin Sorunları ve Öneriler (SAY - Nisan 2019)

Konuşma Sanatı (MEKDAV - Aralık 2018)
Konuşma Sanatı (MEKDAV - Aralık 2018)
Şahsiyet Oluşumu (AKEV-Şubat 2019)
Şahsiyet Oluşumu (AKEV-Şubat 2019)

Kendini Eğitmek ve Geliştirmek için çalışmanın ABC’si (Ekim 2018)
Kendini Eğitmek ve Geliştirmek için çalışmanın ABC'si (Ekim 2018)
Haber Türk 2015 (28 Şubat Süreci)
Haber Türk 2015 (28 Şubat Süreci)

Anadolu Eğitim ve Kültür Vakfı 2013 (Aile İçi İletişimde Söz)
Anadolu Eğitim ve Kültür Vakfı 2013 (Aile İçi İletişimde Söz)
Nevşehir Programı 2013 (Sen Hangisisin? 2)
Nevşehir Programı 2013 (Sen Hangisisin? 2)

Nevşehir Programı 2013 (Sen Hangisisin? 1)
Nevşehir Programı 2013 (Sen Hangisisin? 1)
Dost TV 2013 (Bayram ve İnsan 2)
Dost TV 2013 (Bayram ve İnsan 2)

Dost TV 2013 (Bayram ve İnsan 1)
Dost TV 2013 (Bayram ve İnsan 1)
Dost Tv 2014 (Hz Fatıma, çocukları ve Kerbela)
Dost Tv 2014 (Hz Fatıma, çocukları ve Kerbela)

Dost Tv 2013 (Gençleri Kazanmanın Yolları)
Dost Tv 2013 (Gençleri Kazanmanın Yolları)
Dost TV 2013 (Çocuklarda Sorumluluk Duygusu)
Dost TV 2013 (Çocuklarda Sorumluluk Duygusu)
Joomla templates by Joomlashine