Gençlerle Nasıl Konuşalım, Nasıl İletişim Kuralım?

Kur'anî Hayat Dergisi (sayı 2014/33)

İletişim; duygu, düşünce veya bilgilerin ‘yazı, konuşma, jest-mimik’ dâhil olmak üzere akla gelebilecek her türlü yolla, başkalarına aktarılması işidir. Konuşmak iletişim için bir zaruret, insan için bir ihtiyaçtır. İletişim imkânları azaldıkça bu konu daha çok gündeme gelmekte, her yol ve yöntemle eğitiminin verilmesine çalışılmaktadır. İletişimin önemi sebebiyle, konu, yükseköğretime kadar taşınarak bu hususun bir yetenek haline gelmesine ve farklı sahalarda kullanılması gayesiyle, eğitiminin verilmesine sebep oldu.

Biz bu başlık altında, insanlığın fidanları sayılabilecek gençlerle iletişimde, nazarı dikkate alınmasını faydalı gördüğümüz bazı hususları gündeme getirmek istiyoruz.

Gençlerle Muhatap Olanlar! Gençler, istediğiniz gibi değil, yetiştirdiğiniz gibi olurlar. Çocukların ve gençlerin nasıl olmasını istiyorsunuz? Bunun için ne yapıyorsunuz?

“Kimin çocuğu varsa, onunla çocuklaşsın.”(sav)

“Çocuğu topraktan ayırmayınız, toprak çocuğun baharıdır.”(sav)

“ Çocuklarınıza asil insan muamelesi yapınız.” (sav

“Çocuklarınızla yedi yaşına kadar oynayınız, on beş yaşına kadar eğitiniz, on beşten sonra danışınız.”(Hz. Ali)

İnsan eğitimine yönelik bu ölçüler, çocuk ve gençlerle ilgili olan başta anne-baba ve eğitimciler olmak üzere bu konuyla ilgili herkesin bilmesi gereken ölçüler olmalıdır. Herkesle olan ilişkide olduğu gibi, gençlerle ilişkide de ‘sevgi, saygı, şefkat, merhamet’ temeli oluşturmalıdır. Yetişkinlerin, tepemize çıkarlar kaygısıyla, gençlere sevgisini göstermemesi yanlış bir tavırdır. Her genç, büyükleri tarafından samimi ve çok özel bir sevgiyle sevildiğini hissetmeli, bilmelidir. Ancak bundan sonra onların sözleri ve onlardan gelen istekler, gençler için bir şey ifade edecektir. Bu konuda öncelikli sorumluluk sahibi olan insanlar şunu hiç unutmamalıdır: Her başarının temelinde sevgi vardır. “İyi bir hayat, ilhamını sevgiden alır, yönünü bilgiyle bulur.” (Seçme Yazılar, Russell)

 

            Gençlerle Konuşma Adabı

Selam: Her söze selam ile başlamak konuşma adabındandır. Olgun insanlar, yanlarına gelip selamsızca söze başlayanı: “Önce selam, sonra kelam” diyerek hemen uyarırlar.

Selam, iyi dilek ve duayı içeren her türlü sözdür. Her dilin kendisine göre selamlaşma sözleri vardır. Bunların illa da belirli bir kalıbı olmak zorunda değildir ama insanla muhatap olan hatta boş eve girip yine kendisiyle muhatap kişinin, işe selamla başlaması en doğru olanıdır. İnsanların bir araya geldikleri ilk anda, karşılaştıklarında ve birbirlerinden ayrılırken iyi dilek ve dua göstergesi olarak söyledikleri sözlerin tamamı selamlaşma sözleridir. Mezarlık ehline, tabiata, meleklere ve geçmiş peygamberlere selam vermek de övülmüş, önerilmiş, güzel bulunmuştur.

Kişinin bir başkasıyla karşılaşması esnasında, söylenecek bir sözü olmasa bile ‘Sizi fark ettim, size dostum, siz benim içim önemlisiniz.’düşüncesinin ifadesi olan “selam” yine de verilmelidir. Sözlü iyi dilek, dua, hatır sorma ve tokalaşma ile de selamlaşılmış olur. Selamlaşmada, gülümsemede ve tanışmada öncelik, ‘etken kişiliği’ yerleştirdiğinden önemlidir ve her zaman tavsiye edilir.

Gençlere bunun eğitimi ilk yaşlardan itibaren verilmelidir. Selamlaşmayacak kadar eğitimden yoksun olmak ise hemen düzeltilmesi gereken bir yanlış ve eksikliktir.

Konuşmada konum: Kişi bir başkasıyla konuşurken, eğer oturuyorsa, yanına geleni de oturtmalı, eğer unutursa, gelen izin alarak oturmalıdır. Doktor muayeneleri, öğretmen veli görüşmeleri gibi durumlarda veya daha farklı görüşmelerde, oturanın muhatabını ayakta tutması ve bundan hoşlanması yanlış bir tutumdur. Konuşmada oturanın yapacağı ilk iş muhatabına yer göstermek olmalı, konuya daha sonra geçmelidir. Kişinin ayakta durduğu bir ortamda, muhatabın ayakta durması sorun değilse de eğer konuşma uzayacaksa uygun bir yere oturmak daha doğru olur.

Gençlerle yapılan konuşmalarda, bir kişi olduğunda mümkünse yan yana yüzleri birbirine dönük olarak; iki, üç kişi olduğunda “L” harfi gibi, daha fazla olduğunda ortamın imkânına göre oturulmaya dikkat edilmesi faydalı olur. Bir, iki kişi iken karşı karşı gelecek şekilde oturulmaması daha iyidir. Gözlerin eşit seviyede olması sağlanmalıdır. Konuşan kişi, konuşurken göz teması kurmaya dikkat etmelidir. Konuşma, konuşulacak gencin arkası dönükken, uzaktan veya tepesine dikilerek yapılmamalıdır.

Gaye: Gençlerle ilgilenmek geleceğe yatırım yapmak demektir. Onlara verilen her emek bu sebeple de çok önemlidir. Genç bir insanın kimliğinin, kişiliğinin binasına bir taş koymak salih amellerin ve iyiliklerin en güzellerindendir. Çünkü tebliğ, yaşadığı iyi ve güzel durumları, başkalarıyla paylaşma arzusuyla yapılır. Ve tebliğ bir iyilik işidir. İyilik ve güzellik adına eğitim işi, kimin kimi eğitimi olursa olsun başlı başına ibadet gibidir. Gençlere verilen eğitimse kolaylık açısından suya, kalıcılık açısından mermere yazı yazmaya benzer. “İyiliği öğreten insana, denizdeki balıklara, varıncaya kadar her şey selam ve iyilik dileklerini/dualarını gönderir.”(sav) (Camiu’s-Sağir, 4136)

Ses tonu: Gençlerle konuşurken söze gülümseyerek, güzel bir hitapla başlanmalı ve sevgi ifade edilmeli, bundan sonra söze başlanmalıdır. Sesin tonu kesinlikle yumuşak olmalıdır. Bağırmadan, acele etmeden, tane tane konuşulmalıdır. ‘Gidin ve ona yumuşak sözler söyleyin.’ (Taha Sr: 44) ayetine herkesten çok gençlerin muhtaç oldukları unutulmamalıdır. Sesin veya tavrın zoraki olarak yumuşatılmaya çalışıldığını genç derhal anlar. Bu sebeple samimi olunmalıdır. Yoksa ‘Taş gönülde ne biter/Dilinde ağu tüter/ Nice yumuşak söylese/Sözü savaşa benzer.// Aşkı var gönlü yanar yumuşanır muma döner/ Taş gönüller kararmış sarp kah kışa benzer’ (Yunus Emre) dizelerinde ifade edilen durum yaşanmış olur.

Hitap şekli: Gençlere de herkese olduğu gibi muhakkak çok özel ve onların hoşuna gidecek güzel hitaplarla hitap edilmelidir. Ör: Altmış beş yaşındaki bir profesör, on dokuz yaşında bir delikanlı, kendisine soru sormak istediğinde, herkesin yanında şöyle dedi: “Buyurun Mehmet Bey, bir sorunuz var herhalde.” Bu muhterem hoca muhatabı bu gence, adıyla veya ‘sen’ kelimesini kullanarak hitap etmesini kimse yadırgamayacağı halde, ‘Bey’ diyerek ‘siz’li ifade kullandığı için, bu gencin ona olan saygısı arttığı gibi gönülden bağlandı. Bu genç, ilerleyen yıllarda, gençlere güzel hitap etmenin yaygınlaştırılmasının gerekli olduğunu her zaman ifade ettiği gibi, bu inceliği de sık sık dile getirdi. Gönle talip kişiler, bu konuda dikkatli olmalı ve kişilere, onların istediği gibi, onları onore ve motive edecek, yönlendirecek şekilde seslenmelidirler.

Konuşan kişi: Gençler, büyüklerinin söylediklerinden çok, büyüklerinden gördüklerini yaptıkları için, onlara tavsiyede bulunma, yol gösterme, örneklik etme konumunda bulunan kişilerin, söylediklerini davranışlarıyla onaylama noktasında son derece titiz olması gereklidir. Gerçekten etkili olanlar, söylediklerini yapanlardır. Çünkü gençlerin öğütten çok örneğe ihtiyacı vardır. Evrensel doğrular ışığında, ancak özü, sözü ve davranışı bir olanlar kişilik bütünlüğüne sahiptirler. Ancak onlar, izinden gidilecek gerçek ve değerli birer öncü olabilirler. Bu bütünlüğün olmadığı insanlar, mecburen kişilik parçalanması yaşarlar ve konumları ne olursa olsun gençlere örnek olamazlar. Çünkü sözlerle eylemler, tohum ve toprak gibidir, ancak birlikte olduğunda, birbirini tamamlamadığında gayeye ulaşmak mümkündür. Gençler açısından bakıldığında; sözün kimden çıktığı ne kadar önemliyse, söz söyleyenin söylediklerinin kendi üzerindeki etkisi, hayatındaki görüntüsü de o kadar önemlidir. Çünkü ancak ‘Kalıbı ile kalbi, kalbi ile dili, dili ile davranışı uyumlu olan insanların sözleri etkili olur ve onlar örnek alınabilirler.’

Gençler, değerli sözleri, horozun ağzındaki inci gibi, uygun olmayanlardan duyar ve daha sonra bu kişilerin söyledikleriyle hiç de uyumlu olmayan hayatlarına tanık olurlarsa, bu durum onları olumsuz etkiler. Bu gibi durumlara şahit olan gençler, söylenenleri ve anlatılanları sorgulamadan önce Mevlana’dan bir dizeye kulak vermelidirler: “Bilgili olmayanın dilindeki hikmetli sözü, ödünç elbiseler bil.” (Mesnevî)

Yöntem: Gençler, biçimlenmekte olan kişiliğe sahip olduklarından, onlarla yapılan konuşmalar daha çok onların ilgileneceği, hoşlanacağı ve başarabileceği konularda olmalıdır. Uğraştıkları konularda: “Bunu yapabileceğini biliyorum, esasında bunu sen de biliyorsun”, “Eğer gerçekten ister ve gereken çalışmayı yaparsan elbette bunu yapabilirsin.”gibi. Genç, daha önce üzerinde konuşulmuş bir konuda, bir gelişme kaydettiğinde ise, bu asla görmezden gelinmemeli ve: “Gördün mü, yaptın işte, başardın bak!” denilerek, gerekirse uygun bir şekilde ödüllendirilmelidir. Çünkü ‘takdir, övgü ve ödül’ yeteneklerin gelişmesinde etkilidir. “Marifet, iltifata tabidir.”(Muallim Naci) sözü unutulmamalı ve gençlerin eğitimde de kullanılmalıdır. Gençlerle konuşurken, “sevgi, saygı, hoşgörü, tatlı söz, DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ” konularında dikkatli olunmalıdır. Gönül okşayıcı cümlelerle gönül kapısı çalınmalıdır. Çünkü hiçbir kapı, insanı fethetme yeri olarak gönülden daha güzel değildir. Gönülse ancak sevgi, şefkat, merhamet dolu güzel sözlerle fethedilebilir. İlgililer asla unutmamalıdırlar: İnsanda doyurulması gereken ‘göz ve mide’ gibi ‘kulak’ adlı bir organ daha vardır. Kulağı aç olanın, hatta açlıktan ölmek üzere olanın, haramla beslenme riski artacaktır Çünkü insan kulaktan da beslenir.

Olumlu cümle yapısı: Herkesle olduğu gibi, gençlerle konuşurken de daha çok anlamı ve yüklemi olumlu cümleler kullanılmalıdır.

Mesela; aynı anlama gelen:

“Oğlum namazını geciktirme”, “Oğlum namazını vaktinde kıl” şeklindeki iki cümleden daha etkili olanı ikinci cümledir. Çünkü ilk cümlenin yüklemi olan ‘geciktirme’ kelimesindeki ‘me’ olumsuzluk ekinde vurgu yoktur, bu sebeple ses daha kısık çıkar çünkü bu ek, vurguyu önceki heceye iter. Emir kipinde çekimlenmiş bu yüklemin ‘geciktir’ kısmı vurgulanarak öne çıkmış olur ve bilinçaltına bu kısım yerleşir. Mesela; “Akşam geç kalma” yerine, “Akşam erken gel” cümlelerinin yüklemlerinde de durum aynıdır. ‘kalma’ yükleminde vurgu ‘kal’ kökünde olduğu için algılanan kelime odur, eylemin de öyle şekillenmesi ağırlıklı ihtimaldir. “Sıcak havada dışarı çıkma.” yerine “Hava serinleyince dışarı çık.”; “Eve geç kalma.” yerine “Eve erken gel”; “Eve erken gel olmaz mı” yerine “Eve erken gel olur mu” şeklindeki olumlu ifade daha doğrudur.

Olumsuzluklar da konuşulmalıdır: Genç, istediği bir şeyi yapamaz ve başarılı olamazsa, çevresindeki büyüklerin ve anne-babanın tavrı ne olmalıdır? Elbette gençler mutluluklarını olduğu gibi, yanlışlarını veya başarısızlıklarını da çevresindeki büyükleriyle paylaşabilmelidir. Ona, ‘Neden böyle oldu, acaba daha başka ne yapabilirdin?’, ‘Bundan sonra ne yapabilirsin?’ soruları, -gerekiyorsa- yöneltilerek düşünmesi sağlanmalıdır. Hayat tecrübesine sahip büyüklerin ve tabi anne-babanın, bazı şeylerin, her türlü ön tedbir ve çalışma yapılsa bile, bir kısmet işi olduğunu gençlere anlatmaları, öğretmeleri gereklidir. Çünkü hayatın zorlukları ve bazı başarısızlıklar da insanı eğitir, olgunlaştırır. Gençler zaman zaman zorlukları ve başarısızlıkları da yaşamalıdırlar. Ta ki ilerleyen yıllarda zorluklarla karşılaştıklarında gereksiz yıkımlar yaşamasınlar.

*Konuşma kesilirse: Konuşma esnasında genç sık sık sözü kesmeye, cevap vermeye veya itiraz etmeye niyetlendiğinde, konuşan derhal durarak, muhatabı ne söylüyorsa ‘sonuna kadar ve sözünü kesmeden’ dinlemelidir. Eğer genç, buna rağmen karşısındakinin sözünü yine çok sık kesiyor ve onu söylemek istediğini söyleyemeyecek hale getiriyorsa, o zaman konuşan kişi sesinin tonunu bozmadan: “Benim sözlerimi bitirmeme izin ver. Sen beni dinlemeden tekrar tekrar konuşmaya başladığın zaman, dikkatim dağılıyor. İzin ver sözlerimi bitireyim, sonrasında sen yine ne söylemek istiyorsan söyle, ben dinlerim.” diyerek, sırayla konuşulması gerektiğini bir kez daha hatırlatmalıdır.

Davranış dili: Anne-baba, öğretmen ve gönüllü eğitimciler, gençlerin davranış dilini okumayı ve gençler konuşurken sözlerle beraber onların davranışlarına dikkat ederek, ses ahengini dinleyerek, doğru anlamayı öğrenmelidirler. Çünkü bazen davranış dili ve sesin tonu, söylenenden başka şeyleri anlatmaya çalışabilir ve genç anlatmaya çalıştığı şeyi ifadede zorlanabilir. Bazen gençler, duygu ve düşüncelerini de ifadede zorlanırlar. Bazen hiç anlatamazlar bazen de söylemek istediklerinden çok farklı sözler dudaklarından dökülür. İşte bu sebeple onları dinlerken dikkat ve titizlik gerekir. Çünkü bir genci hele de durumu ifadede zorlanıyorsa anlamak gerçekten zordur. Üstelik gençleri en çok mutlu eden şey, konuştuklarında anlaşıldıklarını hissetmeleridir.

Gençlerin sırları: Gençlerle yakın ilişki içinde bulunan kimseler, onlardan duydukları ve dinledikleri şeyler içerisinden hangisinin saklanması gerektiğini tespit etmelidirler. Bir mecburiyet olmadıkça bunlar asla ortaya dökülmemelidir. Bu türlü özel paylaşımlar, gençlerin bunları paylaştıkları kişilere yakınlık duymalarında, duygu ve düşüncelerini kolayca açmalarında da etkili olur. Hangi sözlerin sır olduğunu, gençler söylemese bile bu hususlarda dikkatli olunmalıdır. Çünkü bir genç, belki herkesten daha fazla güvenecek insanlara ihtiyaç duyar. Gençlik devresinde güveni zedelenen insanlar, ömürlerinin ilerleyen yıllarında da güven sorunu yaşarlar ve bu durum onların tüm hayatlarını etkileyebilir. Bu konuda dikkatli olmak gerekir. Çünkü sırlar sözün emanetlerindendir.

İnsan fıtratı ve merhale: Gençlerle muhatap olanlar ve onun eğitimiyle bir biçimde ilgilenmek durumunda olanlar, ‘bambu’ ağıcının fıtratını iyi öğrenmelidirler. Çünkü insan fıtratı bu ağaca çok benzer. Bambu ağacının tohumu, yedi yıl toprak altında sürekli sulanır, yedinci yıldan sonra çıkar, ilk yıl yirmi beş metre kadar uzar, sonraki yıllarda boyu kırk metreye kadar çıkabilir. ‘… İyi bir söz; kökü yerde sabit/sağlam, dalları göğe doğru uzanan güzel bir ağaca benzer./ Rabbinin izniyle her zaman meyve verir. İnsanlar düşünsünler diye Allah onlara örnekler veriyor./ Kötü bir sözün benzeri de yerden koparılmış, kökü olmayan kötü bir ağaç gibidir.’(İbrahim Sr: 24-26) Her insanda olduğu gibi gençlerde de yetişip olgunlaşmak için gerekli olan zamana ihtiyaç vardır. Bu konuda hiçbir insanın ihtiyaç duyduğu zaman diğeriyle aynı olmayacaktır. Kan ile fışkının süt (Nahl Sr:66) olması için biraz zaman geçmesi gerektiğini bilen insanlardan, gençlerle yakın ilişkiler içerisinde bulunanlar bilmelidirler ki onların fıtratlarının süt gibi doğal ve temiz olabilmesi için bir sürece ihtiyaç vardır.

Fiil dua/Emek: Gençlerle muhatap olurken onlara yönelik olarak yalnızca sözle yapılan duanın yetersizliği, sözü edilen şeylerin uygulama sahasına geçirilmesinin bir zorunluluk olduğu bilindiği halde, tohum ekmekten ve bu tohumu bıkmadan usanmadan yıllar yılı sulamaktan, yeşerdiği anda koruyarak yaşamasına yardımcı olmaktan uzak duranlar, lafla peynir gemisi yürütmeye çalışanlardır. En azından yapabilecek olanlar kendi çocuklarıyla birlikte ulaştıkları başka çocuklarla da ilgilenerek, bu hizmeti sadaka kılmalıdırlar. “Kuru duayı bırak, ağaç isteyen tohum eker.” (Mevlana) Bu bilinen bir gerçek değil midir? Çünkü gençler, yetiştirenlerin salih ameli, sadaka-i cariyesi, yani kapanmayan bir hayır kapısı olabilir. (Bu bazen de olamaz. (Hud Sr: 46) Anne-baba başta olmak üzere gençlerle irtibatı olanlar, bunu bilmenin aşk ve gayreti ile çalışmaya devam etmelidirler. Emek verenler, aceleci olmamalı, her insanın bir olgunlaşma zamanı olduğunu bilmelidirler. Tıpkı güzün buğday eken çiftçinin, hasat için yaza kadar beklediği gibi. Hem emek vererek hem dua ederek

Sosyal çevre: Eğitim, belli bir yaştan sonra aileyle birlikte dışarıdaki uygun yer ve kişiler vasıtasıyla yapılmaya çalışılmalıdır. Peygamberimiz(a.s.m.):“Bir âlime karşı en müstağni, olan kendi ailesi ve komşularıdır” buyuruyor. Anlatıldığına göre, İmam-ı Azam’ın annesi bir gün medreseye gelmiş, İmamın öğrencilerine bazı dinî sorular sormuş.     - Anne, biz bunları senin oğlundan öğreniyoruz, sen bize soruyorsun, demişler. Annesi ilgisiz bir şekilde: - Haaa, şu bizim Numan mı? O da bir şeyler söylüyor, cevabını vermiş. Teşbihte hata olmasın ‘Ev danası, öküz olmaz.’ denir. Aile büyükleri çok özel ve güzel insanlar olsalar bile, bazen kendi evlerinde yetişen çocuklara, yaş, ilgi, kuşak farklılığı sebebiyle yetmeyebileceklerdir. Bu sebeple uygun sosyal çevre oluşturma, bu çevreyi bulma ve bu çevreden yardım alma yolu her zaman kullanılmalıdır. Çünkü insan sosyal bir varlıktır.

Büyük kimdir: Gençler, özellikle ergenlik dönemlerinde zaman zaman çevrelerindeki kişileri, kendilerine hâkim olmakta zorlanacak hale getirirler. Onlar bunu bazen davranışla, bazen sözle, bazen bilinçli, bazen bilinçsiz yapabilirler. Onlar karşısında, yaşı büyük olan herkes büyüktür. Büyüklüğün, genç için anlamı, kuvvettir. Kuvvetli, önce kendisine hâkim olmakta güçlü olan insandır. Güçsüzü, küçüğü ezen, hırpalayan, döven, aşağılayan kişi, güçlü değil zorbadır. Kuvvetli kişi, çocuklar karşısında da sakin ve yumuşak olmayı başarabilen kişidir.

Af: Hayatın genel yasasıdır: Küçük suç işler, büyük bağışlar, düzeltir, örter. Mesela; birisi size, eşinize ya da ailenizdeki birinci derece yakınlarınızdan birine, zina iftirası atsaydı, ne düşünürdünüz? Üstelik çevrenizden buna inananlar da olsaydı… Ayşe annemize bu iftira atıldığı zaman, söylentiyi yayana verdiği nafakayı kesen Hz. Ebubekir’e (ra) gelen emir, vermeye devam etmesi ve onu affetmesidir. Suçluyu affetmenin karşılığı ise şöyle belirtiliyor: ‘Rabbinizin sizi affetmesini istemez misiniz?’(Nur Sr:22) Gençlerin yaşları ve tecrübesizlikleri sebebiyle yanlışları çok olacaktır. Fakat bugün kendisini onların büyüğü gören herkes hatırlamalıdır ki kendileri de aynı bol yanlışlı dönemden geçerek bugünlere gelmiştir. Şu anda o günler unutuldu diye yaşanmadı mı sayılmalıdır. Nasıl ki insan için Rabbinin affetmeye gücünün yetmeyeceği bir suçu işleme muhal ise; büyük için de karşısında kendisine Rabbinin affının vaat edildiği bir suçu affetmemek muhal olmalıdır.

Şükür ve dua: Çocukların ve gençlerin varlığı için şükredilmelidir. Çünkü ailelere ve millete gençleri/evlatlarını veren Allah, dilerse onları alabilir ve buna engel olmaya kimsenin gücü yetmez. Yetişkinler, gençlerle ilgili sürekli ona buna şikâyetler etmekten vazgeçmelidirler. Yoksa sorulur: Siz şikâyetçi olduğunuz durumları gidermek için ne yapıyorsunuz? Çünkü insanlar, şikâyetçi oldukları bir konuda şikâyet ettikleri kadar kavli ve fiili dua etseler, merhametlilerin en merhametlisi –umulur ki- o konuda bir yol açar. “Ben gam ve kederimi ancak Allah’a şikâyet ederim.” (Yusuf Sr:86) ayeti bu anlamda da okunmalıdır. O’nun dışında herkese dertlenen, kimden yardım istemiş olur. O’ndan mı? Ve O “Kişi ile kalbi arasına girer.” (Enfal Sr: 24), dilerse viraneyi mamur eder. ‘Şükredin ki size olan nimetimi artırayım. Eğer nankörlük ederseniz azabım pek şiddetlidir.’ (İbrahim Sr:7) ölçüsü gençler adına bir daha hatırlanmalıdır.

İnsanlar, gençlerden gördükleri, her güzel sözün, durumun farkındalığını izhar için, şükran ifadesini ve bu sebeple edilen duayı onların yüzüne karşı, sesli olarak yapmalıdırlar. Şükran duygusunun ifadesi ve devamındaki dua, o halin/sözün artarak devamını sağlar. Yani insan neyin artmasını istiyorsa, ona teşekkürü, Allah ve kul nezdinde unutmamalıdır. Gıyabi duanın kabule daha yakın olduğu unutulmadan, gençler için de bol bol dua edilmelidir. Çünkü sonuçtan; gençler, aileler, millet, insanlık olmak üzere herkes doğrudan etkilenecektir.

Ters Öneriler:

* Eğer korkak bir genç istiyorsanız, onu çocukluğundan itibaren yerli yersiz her suçu ve yanlışı sebebiyle azarlayıp dövünüz. Azarlayıp dövmeseniz bile, her suçunu gündeme getirin, başına kakın ve sık sık da hatırlatmayı unutmayın.

* Eğer pısırık bir genç istiyorsanız, tüm hareketlerine aşırı kısıtlamalar getirip olumsuz yüklemlerle talimatlar veriniz. ‘Atlama düşersin, koşma yorulursun, yapma üstün kirlenir, terleme hastalanırsın, yeme, içme, dur…’gibi.

* Eğer hiçbir şeyi iyi yapamayan bir genç istiyorsanız, hata yapmasına, dolayısıyla bir şey yapmasına izin vermeyiniz. Bunun yerine ‘Ver ben yaparım, dur ben yaparım.’deyiniz.

* Eğer saygısız bir genç istiyorsanız; ona sık sık bağırıp çağırın, onu dinlemeyin, haklarına saygı göstermeyin ki o da saygı göstermemeyi iyi öğrensin.

*Eğer şiddete yönelik bir genç istiyorsanız ve hatta ilerleyen yıllarda çocuğunuzun kardeşlerine, size ve çevredeki herkese hatta hayvanlara eziyet eden, şiddet uygulayan birisi olmasını istiyorsanız, onu sık sık dövün ve o başkasını dövünce onu övün ve sevinin.

* Eğer sevgisiz bir genç istiyorsanız, sevginizi hiçbir şekilde göstermeyin, onun size yakın olmasına, sevgi göstermesine izin vermeyin, arkadaşları ile ilişkilerini kıskançlık üzerine oturtmasına sebep olacak her türlü yönlendirme ve tahriki yapınız. Hayvanları sevmesine izin vermeyiniz ve sevip hoşlandığı her şeyi aşağılayıp küçümseyiniz.

* Eğer özgür ruhlu bir genç istemiyorsanız; onun düşüncesini hiç sormayınız, onu hiç dinlemeyiniz, hiçbir hususta onun önerilerine veya isteklerine –kendisiyle ilgili bile olsa- önem vermeyiniz. Her zaman kendi isteklerinizi yapın ve onu da buna zorlayınız. Ona sık sık başarılı ve mükemmel olmak için sizi aynısıyla taklit etmesi, sizin kopyanız olması gerektiğini söyleyiniz.

* Kişiliksiz, kimliksiz bir genç olmasını istiyorsanız; milli ve manevi değerlerin hiç birini öğretmeyin. Dili, dini, tarihi, edebiyatı konusunda işgale uğramış bir eğitimle onu yetiştirin. Kendisini hiçbir yere ait hissetmesin. Hatta eğer zeki bir çocuksa siz masraf edip en iyi ve üstün şekilde yetiştirin, o gidip bir devşirme gibi başka milletlere hizmet etsin. Böylece adını siz koysanız bile/adı sizden olsa bile, kendisi size ve milletinize/değerlerinize bir yabancı olacaktır.

Yorumlar   

0 #1 yuusf 03-01-2016 08:22
Cok güzel yazı cok beğendim Allah razı olsun izninizle alıyorum kullanıyorum ve istifade ediyorum
Alıntı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

VİDEOLAR


Evliliğe Hazırlık ve Evlilik Süreci (Melike Hatun Kültür Merkezi - Haziran 2019)
Evliliğe Hazırlık ve Evlilik Süreci (Melike Hatun Kültür Merkezi - Haziran 2019)
Gençliğin Sorunları ve Öneriler (SAY - Nisan 2019)
Gençliğin Sorunları ve Öneriler (SAY - Nisan 2019)

Konuşma Sanatı (MEKDAV - Aralık 2018)
Konuşma Sanatı (MEKDAV - Aralık 2018)
Şahsiyet Oluşumu (AKEV-Şubat 2019)
Şahsiyet Oluşumu (AKEV-Şubat 2019)

Kendini Eğitmek ve Geliştirmek için çalışmanın ABC’si (Ekim 2018)
Kendini Eğitmek ve Geliştirmek için çalışmanın ABC'si (Ekim 2018)
Haber Türk 2015 (28 Şubat Süreci)
Haber Türk 2015 (28 Şubat Süreci)

Anadolu Eğitim ve Kültür Vakfı 2013 (Aile İçi İletişimde Söz)
Anadolu Eğitim ve Kültür Vakfı 2013 (Aile İçi İletişimde Söz)
Nevşehir Programı 2013 (Sen Hangisisin? 2)
Nevşehir Programı 2013 (Sen Hangisisin? 2)

Nevşehir Programı 2013 (Sen Hangisisin? 1)
Nevşehir Programı 2013 (Sen Hangisisin? 1)
Dost TV 2013 (Bayram ve İnsan 2)
Dost TV 2013 (Bayram ve İnsan 2)

Dost TV 2013 (Bayram ve İnsan 1)
Dost TV 2013 (Bayram ve İnsan 1)
Dost Tv 2014 (Hz Fatıma, çocukları ve Kerbela)
Dost Tv 2014 (Hz Fatıma, çocukları ve Kerbela)

Dost Tv 2013 (Gençleri Kazanmanın Yolları)
Dost Tv 2013 (Gençleri Kazanmanın Yolları)
Dost TV 2013 (Çocuklarda Sorumluluk Duygusu)
Dost TV 2013 (Çocuklarda Sorumluluk Duygusu)

Dost TV 2009 (Aile İçi İletişim)
Dost TV 2009 (Aile İçi İletişim)
Genç Birikim Dergisi 2011 (Aile Eğitimi 2)
Genç Birikim Dergisi 2011 (Aile Eğitimi 2)

Genç Birikim Dergisi 2011 (Aile Eğitimi 1)
Genç Birikim Dergisi 2011 (Aile Eğitimi 1)
Sun TV 2007 (Kitap Okuma Alışkanlığı)
Sun TV 2007 (Kitap Okuma Alışkanlığı)

TV 5 Yüzleşme 2006 (Ergenlik Dönemi)
TV 5 Yüzleşme 2006 (Ergenlik Dönemi)
TV 5 Bir Tatlı Huzur 2006 (Ergenlik Dönemi)
TV 5 Bir Tatlı Huzur 2006 (Ergenlik Dönemi)

Kon TV 2006 (Ailemiz)
Kon TV 2006 (Ailemiz)
Kon TV 2006 (Evlilik Öncesi)
Kon TV 2006 (Evlilik Öncesi)
Joomla templates by Joomlashine