ALLAH MEDYENLİ KIZIN DA RABBİDİR

Ayten DURMUŞ, Kur'anî Hayat Dergisi (sayı 2017/52)

Kitabımızda pek çok olay, insanı şaşırtan detaylara da yer verilerek anlatılır. Ve bir hakikattir ki her insan, yaşı ve tecrübesi arttıkça okuduğu aynı vahiyden yeni şeyler anlar.

Biz bu anlamda Kasas suresinde evliliği konu edilen Medyenli bir genç kızı ele almak istiyoruz. Kuran talebeleri olarak bizler, bu kıssayı okurken başından itibaren olayların omurgasını yaşayan Hz. Musa üzerinden olaylara bakarız. Bu bakış açısı tabi ki doğrudur. Ancak aynı olaya (ve Kuran’da anlatılan her kıssaya), olaylar anlatılırken yer verilen diğer kişiler üzerinden/açısından bakmakla da kişinin akıl, kalp, gönül dünyasında yepyeni, tadından mest olunan, anlam derinliğinin güzelliği gözler kamaştıran sonuçlara varmak mümkündür. Bu sure ve her surede olaylar anlatılarak okuyucuya, ‘O döneme, o kişilere, o olaylara bak, kendini ve içinde bulunduğun çağını değerlendir.’ de denilmek istenir esasında.

Şimdi gelelim taşrada yaşayan, koyun güden bir genç kızın evlilik hikâyesine ve bu hikâyeye, bu genç kız ve babası üzerinden bakma denemesi yapmaya…

Medyenli bu genç kızın da her genç kız gibi bir duası vardır. Onun duası da tıpkı bize öğretilen ‘Rabbimiz! Bize gözümüzü aydın kılacak eşler ve nesiller bağışla ve bizi takva sahiplerine önder kıl.’(Furkan/25:74) şeklindeydi. Her genç kız gibi o da bir yuva kurmak istiyordu. Fakat Medyen’de, düzgün bir çoban bulmanın bile mümkün olmadığı bu bölgede, kendisine eş olacak DÜZGÜN bir erkek nereden bulunacaktı.

Her çağda olduğu gibi o dönemde de çocuklarını; geçinebilecekleri, anlaşabilecekleri, karşılıklı ‘saygı, sevgi, şefkat, merhamet’ gösterebilecekleri uygun kişilerle evlendirebilmek önemli bir sorun… Hele de bu anne-babalar, belli bir bilinç düzeyine sahip iseler. Aynı şey gençler için de önemli bir sorun olarak ortadadır. Bu yüzden Kitabımızda, bu hususta (Furkan sr. 74) dua etmek emredilmiştir. Yine bu yüzden Allah cc. bu konudaki son kararı evlenecek kişilere bıraksa bile, görev ve sorumluluğu, toplumun tümüne, özellikle yetişkin ve olgun büyüklerine ‘Aranızdan bekârları evlendirin.’( Nur/24:32) diyerek havale etmiştir. Bu görevin ifa edilmesindeki hedef, iffetli, izzetli, namuslu bir toplum ve nesebi belirli bir nesil ortaya çıkarmaktır.

Evlilikten ilk gaye, tüm fıtrî ihtiyaçların doğru ve helal yoldan giderilmesi olmakla birlikte, aynı zamanda evlenen her iki kişiden yeni bir cemaat oluşturmaktır. ‘…Cemaat olmanız gerekir. Muhakkak ki Allah’ın (kudret) eli cemaatle beraberdir…’ (Kenzül Ummal, c.1. Hn.1025,1029,1030,1031). Aynı şekilde yeni evlilerin yeni evleri vasıtasıyla ‘Şehirde halkınız için evler edinin. Evlerinizi namaz kılınan/kıbleye dönük yerler yapın ve namazı dosdoğru kılın...’ (Yunus/10:87) ayetinin tecellisi gerçekleşecektir. Kıblesi baştan belli bu evlerde namaz öncelendiği sürece, her ev, bulunduğu mekânda Beytullah’ın bir şubesi konumunda olacaktır. Bu sebepten böyle evlerin de mabetler gibi bir saygınlığı olmalıdır. İşte onun için ‘Allah, evlerinizi, sizin için bir huzur ve sükûn yeri kıldı.’(Nahl/16:80) şeklinde tarif edilecektir bu evler.

 Bu evlerde, huzuru ve sükûnu bozanlar, Beytullah’a bağlı bu evin hürmetine ihtiram etmemiş olacaklardır. Evlerinde, bu ayette yapılan Rabbanî tarife uygun davranmak için üstlerine düşeni yapmayanların, Kuran’da burayı okuduktan sonra ‘Ben bu ayete iman ettim.’ demelerinin fazlaca bir anlamı yoktur. Çünkü ‘Bu ayete iman ettim.’ demek, ‘Ayette emredileni –gücüm yettiğince- yerine getireceğim.’demektir. Yoksa kişilerin; ‘Allah, evlerinizi, sizin için bir huzur ve sükûn yeri kıldı.’ ayetine iman ettim, dedikleri halde, evlerinde huzuru ve sükûnu bozan unsur olmaları, dillerinin söylediklerini, hallerinin yalanlamasıdır. Bunun da ne demek olduğunu herkes bilir. Vahyin, kendisini ilgilendiren her ayetine karşı kişinin tavrı, bu husus nazarı dikkatten uzak tutulmadan değerlendirilmelidir. Bu değerlendirmeyi de en iyi kişinin kendisi yapar. Ancak kişi bu değerlendirmeyi yaparken ‘Kendinizi temize çıkarmayın.’ (Necm/53:32) ihtarına da dikkat etmelidir.

Medyenli genç kızın evlilik vakti gelmiştir. Özel ve güzel bir insan olan babası da bu durumun farkındadır. Ancak kendisine koyunlarını emanet edecek adam bulamadığı bir ortamda, kızını emanet edeceği kişiyi nereden bulacaktır. Eğer bilse ki birisi onun kızına denk ve layık bir eş olur, hiç rahatsız olmadan, ona, kızı adına talip olacaktır. Artık iyice yaşlanmıştır. Ölümünden sonra kızlarının ne olacağını düşünmek zorundadır. Fakat bir çıkmaz sokaktadır sanki. Vahyin gölgesinde, iffetli ve edeplice yetiştirdiği kızlarına uygun birer eşi nasıl bulacaktır. Belli ki bu baba, kızına eş adayını Allah’tan isteyecek bilinçtedir. Belli ki kızı da kendisi için uygun bir eşi Allah’tan istemektedir.

Biz, ‘Rabbimiz! Bize gözümüzü aydın kılacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takva sahiplerine önder kıl.’ (Furkan/25:74), ayetinden öğreniyoruz ki her şeyimiz gibi, eşimizi de Allah’tan istemeliyiz. Çünkü o verince en güzelini, kişinin hayal bile edemeyeceğini verir. Kişi elbette bu hususta sebep ve vesilelere sarılırken de bilmelidir ki Müsebbibülesbab yani sebepler perdesinin ardındaki asıl sebep Allah’tır. Bu duanın bir benzeri, İbrahim Peygamber’in ‘Rabbim! Bana iyilerden ver!’ (SÂFFÂT/37:100) duasıdır. O da Allah’tan istiyor çünkü Allah verince Zat’ının şanına layık olanı verir; kulunun layık olduğunu değil.

Koyun güden bir kızın eş adayı kim olabilir?

Ne kadar iffetli, edepli olursa olsun, çobanlık yapan bir kızla kim evlenir?

Acaba genç Musa’yı, bu kızın ve babasının ettiği samimi dualar, Medyen’e doğru bir mıknatıs gibi çekmiş olabilir mi?

Bu olayı Kasas suresinden takip edelim:

Baba, yetişmiş olan kızını herhangi biriyle evlendiremediği gibi, kızı da rast gele birini eş olarak kabul etmeyecek özelliklere sahip.

Sıcak bir gündü Meyden kuyuları başında… Subaşına gelip suyu hisseden koyunlarının başka sürülere karışmasını engellemeye çalışıyordu iki kız. Bekliyorlardı tüm erkek çobanlar gitsin, kendileri öyle sulayacaklardı. Kuyularda su belki kalacak belki kalmayacaktı. Çünkü çeşme değil, kuyuydu bulundukları yerin su kaynağı. Böyle yerlerde, hayvanların birbiriyle vuruşması, sürünün köpeklerinin birbirine saldırması ya da su sebebiyle çıkan kavgalar da çok olurdu. İki kızın, bu adamlarla kavga edecek halleri yoktu ya. İşte tam o anda bir genç adam, gördüğü durumdan rahatsız olarak onlara yöneldi. Eli, yüzü, hali onun DÜZGÜN biri olduğunu gösteriyordu. Onlardan birine yöneldi: ‘Sizin bu durumunuz nedir, dedi. -Çobanlar dönmeden biz sulayamayız. Ve bizim babamız çok ihtiyar, dediler.’(23). Yani ‘Bu iş erkek işi ama çaresiz kaldık.’demek istiyorlardı. İlerleyen kısımlardan anlıyoruz ki çoban tutma tecrübeleri de olmuş ama belli ki iyi sonuç almamışlardı. ‘Bunun üzerine onların hesabına suladı.’(24).

Yardım eden kişi, Firavun’un sarayında büyüyen, onu bulanların kendisine ‘sudan çıkan/ben onu sudan çıkardım’ anlamında Kıptice Moses adını verdikleri bir gençti. Kasıtlı bir cinayet işlememiş fakat bir kişinin ölümüne sebep olmuş, öldürüleceğini anlayınca kaçıp gelmişti. Meyden, o sıralarda Firavun’un imparatorluk sınırları dışındaydı. Burası Mısır’a en yakın bağımsız yerleşim yeriydi. Musa yola çıkmış, en hızlı şekilde hareket etmiş ve sekiz günde gelmişti.

Medyenli kız, onun ÂDİL ve karşılık beklemeden iyilik yapabilen İYİ biri olduğunu düşündü. Çünkü o, onları bir sıkıntıdan kurtarmış sonra teşekkür bile beklemeden yanlarından uzaklaşmıştı. Belki de kızlar kendisinden rahatsız olabilirler, diye düşünen bu güçlü ama yabancı adam ‘Dönüp bir gölgeye çekilmişti’(24).

Ev, aile, dost, aş, iş, güven, saygı, sevgi… Bir anda her şeye muhtaç hale düşmüş bir gençti o. Daha kısa süre önce hepsine sahipti ve şimdi başında bulunduğu kuyuların kenarındaki bir gölgede bulunurken her şeye muhtaçtı. Ellerini açtı: ‘Rabbim! Doğrusu bana indireceğin her hayra muhtacım, dedi.’(24). O, duadan önce gördüğü bir adaletsizliği düzeltti elinden geldiğince. Böylece kalbini rahatsız eden bir durumdan kendini kurtardı. Çünkü o daha kendisini, Mısır’dan bugünlere getiren sürecin başında “Rabbim! Doğrusu ben kendime zulmettim. Beni bağışla!"(16); "Rabbim! Bana lütfettiğin nimetlere ant olsun ki artık suçlulara asla arka çıkmayacağım"(17); "Rabbim! Beni zalimler güruhundan kurtar"(21); "Umarım Rabbim beni doğru yola iletir."(22) demeye başlamış, tashihi hal ederek gelmişti Medyen kuyularının başına. Yani ne yaptığının, neden yaptığının, ne istediğinin, neden kaçtığının bilincindeydi. İyi bir mümin olarak zulmün olduğu yerde, kavli duadan önce fiili dua edilmesi gerektiğini öğretiyordu yaşadıklarıyla. Biliyordu ki her zaman, her yerde, her kişi için ‘Güzel sözler O’na yükselir, o sözleri de salih amel yükseltir.’ (Fatır/35:10) ölçüsü geçerlidir.

Allah’ın tüm has kulları olan gerçek müminler gibi onun da Rabb’iyle ertelemediği aktif bir irtibatı vardı: Dua, yönelme, arz etme…‘Rabbim! Doğrusu bana indireceğin her hayra muhtacım, dedi.’(24) Daha duasına ‘Âmin!’ derken Rahmanî HAYR’ın ucu göründü. ‘İkisinden biri ‘terbiyelice, edeplice’ yürüyerek ona doğru geldi.’(25). Demek ki insanların şahsiyetini, yürüyüşlerini inceleyerek anlamak mümkündür. "Babam, dedi, bizim yerimize (hayvanları) sulamanın karşılığını ödemek için seni çağırıyor."(25). Genç Musa’nın nazlanacak hali yoktu acilen sığınacağı bir yere ihtiyacı vardı. Sulama ücretinden ziyade, duasına verilebilecek bir karşılık için vesile olur umuduyla hiç itirazsız kalkıp kendisini çağıran kızı takip etti. Belli ki bu kızları yetiştiren baba, kimsenin hakkını yemek istemeyen birisiydi. Ve muhtemeldir ki ilk anda muhatap olduğu kız, edep ve terbiyesiyle, bir genç erkek olan Musa’nın dikkatini de çekmişti. Musa, kızın davetine ‘Hayır, ben koyunlarınızı Allah rızası için suladım, size iyilik için, ücret falan istemiyorum.’diyerek esasında şahsiyetine uygun bir teşekkürle karşılık vermek yerine, davet geldiği anda kalkmış kızı takip etmiştir. Nedeni sadece o andaki çaresizliği midir? Erkek çobanların arasına karışamaz mıydı? Acaba o da bu kızın halini, tavrını görerek etkilenmiş midir?

Kitabımız, erkeklerin bu anlamdaki ilgilerini şöyle ifade eder: ‘Allah, sizin onları düşündüğünüzü bilmektedir. Fakat meşru sözler dışında onlarla gizlice sözleşmeyin.’ (Bakara/2:235). Hele de Mısır gibi bir ülkede, toplumun üst kesimini yakından tanıyan bir kişi olarak Musa, bu kızın farkını fark etmiş olmalıdır. Kendisini çağıran kişinin yanına geldi. ‘Ona gelip başından geçeni anlatınca o, ‘Korkma, o zalim kavimden kurtuldun.’ dedi. (25). Adam onu dinledi ve durumunu, konumunu, ihtiyaç hissettiklerini anladı. Cevabını da buna göre verdi. ‘Korkma/Emniyettesin.’.

Kızların babası ‘Zalimler topluluğundan kurtuldun.’(25) derken elbette delillere sahipti. Çok yakın olmaları sebebiyle Mısır’da halkın bir kısmının zayıf bırakılarak ezildiğini, erkek çocukların senelerdir öldürüldüğünü biliyordu. Kendisi de iman etmiş bir mümindi ve Medyenlilerin puta tapmasını alenen lanetlediği için toplumuyla arası iyi değildi.

Onu eve çağıran kızı, onu şöyle tanımlayarak babasına bir teklifte bulundu: "Babacığım! Onu ücretle tut. Çünkü ücretle istihdam edeceğin en İYİ kimse, bu GÜÇLÜ ve GÜVENİLİR adamdır" dedi.’(26). Sanki hayvanlar için çoban tarif etmiyor da beğenebileceği bir erkekte bulunması gerekli özellikleri sıralıyor bu yabancı için. Medyenli kız, bu yabancıyı kendisi için eş olarak düşünmüş müdür? Onunla ilgili söylediği ‘İYİ, GÜÇLÜ, GÜVENİLİR’ kelimeleri, eş olarak düşünülebilecek bir kişinin özellikleri olmalıdır. Baba anladı ki kızı onu beğenmiştir.

Medyenli kız hangi delillerle onu ‘İYİ, GÜÇLÜ, GÜVENİLİR’ olarak tanımlamıştır:

* Zorlandıklarını görünce yardım eden ve hiçbir şey beklemeyen biri, iyi bir insan olmalıdır.

* Onların durumuna karşı kayıtsız kalmamıştır. Diğer çobanlara karşı onlara yardım etmişti. Kendileriyle hiç alakası olmadığı halde iki genç kızı, diğer çobanlara karşı koruyan bir kişi, bu konuda hassas bir kişidir ve o bu hassasiyetin elbette daha fazlasını kendi ailesinin kadınlarına ve kızlarına gösterir.

* Davranışlarıyla güvenilir olduğunu göstermiştir. Üstüne düşeni yaptıktan sonra hemen onlardan uzaklaşmış, onları rahatsız etmek istememiştir. Bir gölgede duaya durmuştur. Demek ki Allah’a bağlı bir insandır öyleyse o güvenilir bir kişidir.

Aradan elbette daha yakından tanımayı sağlayan bir süreç geçtikten sonra baba, gereken teklifi yapacaktır. Bu teklifin genç Musa’dan gelmesi söz konusu olamazdı, baba da biliyordu bunu. Öyle bir durumda, ‘ailenin kızına göz dikmiş bir nankör’ olarak konumlandırılabilirdi. Medyenli kızın da böyle bir şeyi ona teklif etmesi, edep ve terbiyesi yüzünden mümkün değildi. Bu yüzden bu teklifi yapabilecek en uygun kişi babaydı. Zaten bu yüzden kendince bir yol tuttu baba. Çünkü onun şahsiyetinde bir insan için damat adayı ve onun terbiyesiyle yetişen bir kız için eş adayı bulabilmek, içinde bulundukları şartlarda kolay değildi. Fakat ordulara komuta edip zaferler kazanan ve çağının en üst seviyesinde eğitim görmüş, Firavun/Kral veya komutan olmak üzere yetiştirilmiş bir gence, çobanlık teklifini nasıl yapacak bu arada kızından nasıl söz edecektir?

En nazik şekilde yaptı. Çobanlık gibi alt seviye bir iş için en kıymetli varlığı olan kızlarından biriyle –hangisi olacağını her ikisi de bildiği halde- cevabın ne olacağını kestiremediğinden (olumsuz olursa adı konulmamış olsun diye) adını zikretmeden, onu nikâhlamak istediğini söyledi. ‘Dedi ki: ‘Bana sekiz yıl çalışmana karşılık şu iki kızımdan birini sana nikâhlamak istiyorum. Eğer on yıla tamamlarsan artık o kendinden; sana zorluk çıkarmak istemem. İnşallah beni salihlerden bulacaksın.’(27).  (Bu büyük kız olmalıdır çünkü toplumların çoğunun geleneği öyledir. Belki de o dönemde küçük kız, evlilik çağlarında bile olmayabilir.). ‘İnşallah beni salihlerden bulacaksın.’(27) Kendinin farkında olan kişi bunu söyleyebilir. O, yalnızca salih olmadığını, salihlerden olduğunu da özellikle ifade etmiştir. Yani ‘Ey yabancı! Eğer salihlerden isen biz seninle tek milletiz.’demek istiyor.

Bu durum, gidecek ve sığınacak başka yeri olmadığı için orada kalmaya devam edecek olan Hz. Musa için de bir çıkış yoludur. Çünkü çalışmadan bir evde uzun süre kalması, onlara yük olması anlamına gelir. Dahası bir genç kızın bulunduğu bir evde de genç bir erkek olarak ne kadar kalabilecektir? Tüm bunları üçü de biliyordu. Durumu en güzel şekilde yönlendirmek ve uygun hale getirmek gerekiyordu. Baba, evine sığınan bir yabancıya, kendi ağzıyla sanki damattan çok bir çobana ihtiyacı varmış gibi yaparak teklifini sundu. Gerçekte damattan çok bir çobana mı ihtiyacı vardır? Elbette hayır, çünkü her şeye rağmen onu ücretle de tutabilirdi. Esasından çobandan çok bir damada ihtiyacı vardı. Akıllıca, ne cevap verilirse verilsin, kimsenin onurunu incitmeyecek bir yol tuttu. Belli ki babasını ve kızını daha yakından tanıyınca, Musa’da böyle bir şeyi istemiş olmalıdır. Yoksa Musa’nın arzusuna dair hiçbir şey hissetmeden, babanın bu teklifi yapması da söz konusu olmazdı. Dahası Musa, artık evliliğe ihtiyacı olan genç bir erkektir. Aileye, işe, eşe, aşa, sevgiye, saygıya, güvene muhtaçlığı, bu ortamda bu nikâhla giderilecektir. Mısır’sa artık çok geride kalmıştır çünkü Mısır demek, idam demektir. Babanın bulduğu çözüm yoluyla Musa barınak, sığınak, sevgi, saygı, aile buluyor; kızı evlenecek eş buluyor; kendisi damat ve aradığı çobanı buluyor.

 ‘Dedi ki: Bu seninle benim aramdadır. Bu iki süreden hangisini doldurursam doldurayım demek ki, bana karşı husumet yok. Söylediklerimize Allah vekildir.’(28). İşte böylece nikâh akdi gerçekleşmiş oldu ve Medyenli kız, Hz. Musa ile evlendi.  

Hz. Musa’nın eski planlarıyla mevcut hayatının bir kıyasını yapalım:

* Hz. Musa, Mısır’da ilim ve hikmet (/hükmetme gücü, yönetme ilmi) (14); Medyen’de vahiy, erdem ve edep eğitimi aldı. (Hz. Yusuf’ta bunun tersi vardı. Filistin’de baba ocağında vahiy, erdem ve edep; Mısır’da ilim ve hikmet eğitimi almıştı. (Yusuf/12:22))

* Hz. Musa, Mısır’da, Firavun veya en üst düzey bir komutan olacaktı; Medyen’de çoban oldu.

* Hz. Musa, Mısır’da en üst düzey ailelerden birinin kızıyla evlenecekti; Medyen’de ancak geçinebilen bir ailenin çobanlık da yapmış kızıyla evlendi.

* Hz. Musa’nın kayınpederi Mısır’ın en güçlü, şöhretli, zengin kişilerinden birisi olacaktı; Medyen’de güce, şöhrete ve zenginliğe sahip olmayan birisi onun kayınpederi oldu.

* Hz. Musa’nın Mısır’da; annesi, babası, kardeşleri, sülalesi ve senelerdir yanlarında büyüdüğü insanlar, bir sürü arkadaşı, sevdikleri, sevenleri vardı; Medyen’de ise yanında çok yaşlı olan kayınpederi, eşi, baldızı ve daha sonra (muharref Tevrat’a göre) dünyaya gelen iki oğlu vardı.

* Hz. Musa, Mısır’da devlet ricalinden olarak saygı ve sevgi görüyordu; Medyen’de de aile fertlerinden gerekli saygı ve sevgiyi gördü.

Şimdi soralım: Tüm bunlar, Hz. Musa’nın planlarında var mıydı? Hayır.

O kendisine Mısır’da bir hayat için plan, program yaparken, onu Medyen’de bekleyen apayrı bir plan program vardı. Medyen’deki hayatını o tasarlamadı. Bulunduğu şartlar içinde, hayatta kalmak için yapması gerekenleri yapmaya çalıştı. Hem de en iyi şekilde. Çünkü o muhsinlerden/ne yaparsa en güzel şekilde yapanlardandı. Allah ise muhsinleri sever, eylemlerini zayi etmez, karşılığını bol bol verirdi. ‘İşte muhsinleri biz böyle ödüllendiririz.’(14) demişti, daha onun ilk gençlik yıllarında, Musa’yı anlatırken Rabbimiz.

Eğer kazayla gerçekleşen ölüm olayı olmasaydı, Mısır’da yaşanması muhtemel hayat ile Medyen’deki hayata ve şartlara kim, kendisi için veya tıpkı Musa gibi en iyi şekilde yetiştirdiği evladı için ‘HAYR’ diyebilirdi? Hiç kimse demese de Allah, bu şartlardaki hayata ‘HAYR’ diyor. Esasında insan ‘Hayırlısı’ diye dua ederken kendisi için gerçekten hayrın ne olduğunu da bilmiyor. Zannediyor ki kendisi için istediği her şey hayırdır. Meğer değilmiş.

Tedbire gülümseyen takdir… İlahî kader…

Medyenli adam, damadından memnun mudur? Elbette.

Ya Medyenli genç kız, eşinden hoşnut mudur? Sürü başındayken gördüğü, ‘DÜZGÜN, ÂDİL, İYİ, GÜÇLÜ, GÜVENİLİR’ olarak tanıdığı ve tanımladığı, üstelik çağının en iyi eğitimini almış bir genç, yaşadığı bir olay yüzünden ta Mısır’dan gelmiş ve onun eşi olmuştur. Eğer Allah onu göndermeseydi, o asla böyle bir evlilik yapamazdı. Hoşnut muydu? Elbette. Bu kıssadaki Medyenli genç kızın Hz. Musa tanımlamalarından, her anne-baba, kızlarını evlendirecekleri kişilerde öncelikle hangi özellikleri aramalıdırlar, sorusunun cevabını da bulmuş olurlar. Oğullarını hangi özelliklerle yetiştireceklerinin de… Yine bu kıssadan anlaşılıyor ki bir genç kızda da aranacak ilk şey edep ve terbiye olmalıdır.

Şimdi soralım; bu evlilik hangisi için umamayacağı kadar özel ve güzel bir ikramdır. Cevap verelim: Tabi ki Medyenli genç kız için. Tabi ki Musa’da Mısır’da onun gibi edepli ve terbiyeli birisini bulamazdı. ‘…Rabbim! Doğrusu bana indireceğin her hayra muhtacım.’(24) duasına ilk icabet, eşi olacak kızın ona doğru gelmesiyle başlar ve insan-ı kâmil bir kayınpeder, iş, aş, evlatlardan sonra dönüşe karar verince çıktığı yolda Sina Dağı’nda peygamberlik görevinin verilmesiyle devam eder.

Allah cc tüm bu süreçte, Hz. Musa için bir ‘HAYR’ olan Medyenli genç kızın ‘eş’ için ettiği duaları da kabul etmiş olmalıdır. Kim bilebilir? Çünkü Allah, Hz. Musa’nın ne kadar Rabbi ise Medyenli genç kızın da o kadar Rabb’idir. Birinin dualarını hangi sebeple kabul etmişse ötekinin dualarını da aynı sebeple kabul etmiştir. Onlar muhsinlerdendi. Bugün de makbul dualar, aynı sebeplerle kabul edilir. Makbul dualar edebilmek duasıyla. Vesselam.

(Not: Bu kıssadaki kızlarının babası, kimliği meçhul salih bir adamdır. Bu adama, -söz edilen mekân sebebiyle- Hz. Şuayb’dır, denilmekteyse de buna dair kesin bir delil yoktur. Belki de Şuayb Peygamber’e iman etmiş bir mümin olabilir.)

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

VİDEOLAR


Evliliğe Hazırlık ve Evlilik Süreci (Melike Hatun Kültür Merkezi - Haziran 2019)
Evliliğe Hazırlık ve Evlilik Süreci (Melike Hatun Kültür Merkezi - Haziran 2019)
Gençliğin Sorunları ve Öneriler (SAY - Nisan 2019)
Gençliğin Sorunları ve Öneriler (SAY - Nisan 2019)

Konuşma Sanatı (MEKDAV - Aralık 2018)
Konuşma Sanatı (MEKDAV - Aralık 2018)
Şahsiyet Oluşumu (AKEV-Şubat 2019)
Şahsiyet Oluşumu (AKEV-Şubat 2019)

Kendini Eğitmek ve Geliştirmek için çalışmanın ABC’si (Ekim 2018)
Kendini Eğitmek ve Geliştirmek için çalışmanın ABC'si (Ekim 2018)
Haber Türk 2015 (28 Şubat Süreci)
Haber Türk 2015 (28 Şubat Süreci)

Anadolu Eğitim ve Kültür Vakfı 2013 (Aile İçi İletişimde Söz)
Anadolu Eğitim ve Kültür Vakfı 2013 (Aile İçi İletişimde Söz)
Nevşehir Programı 2013 (Sen Hangisisin? 2)
Nevşehir Programı 2013 (Sen Hangisisin? 2)

Nevşehir Programı 2013 (Sen Hangisisin? 1)
Nevşehir Programı 2013 (Sen Hangisisin? 1)
Dost TV 2013 (Bayram ve İnsan 2)
Dost TV 2013 (Bayram ve İnsan 2)

Dost TV 2013 (Bayram ve İnsan 1)
Dost TV 2013 (Bayram ve İnsan 1)
Dost Tv 2014 (Hz Fatıma, çocukları ve Kerbela)
Dost Tv 2014 (Hz Fatıma, çocukları ve Kerbela)

Dost Tv 2013 (Gençleri Kazanmanın Yolları)
Dost Tv 2013 (Gençleri Kazanmanın Yolları)
Dost TV 2013 (Çocuklarda Sorumluluk Duygusu)
Dost TV 2013 (Çocuklarda Sorumluluk Duygusu)

Dost TV 2009 (Aile İçi İletişim)
Dost TV 2009 (Aile İçi İletişim)
Genç Birikim Dergisi 2011 (Aile Eğitimi 2)
Genç Birikim Dergisi 2011 (Aile Eğitimi 2)

Genç Birikim Dergisi 2011 (Aile Eğitimi 1)
Genç Birikim Dergisi 2011 (Aile Eğitimi 1)
Sun TV 2007 (Kitap Okuma Alışkanlığı)
Sun TV 2007 (Kitap Okuma Alışkanlığı)

TV 5 Yüzleşme 2006 (Ergenlik Dönemi)
TV 5 Yüzleşme 2006 (Ergenlik Dönemi)
TV 5 Bir Tatlı Huzur 2006 (Ergenlik Dönemi)
TV 5 Bir Tatlı Huzur 2006 (Ergenlik Dönemi)

Kon TV 2006 (Ailemiz)
Kon TV 2006 (Ailemiz)
Kon TV 2006 (Evlilik Öncesi)
Kon TV 2006 (Evlilik Öncesi)
Joomla templates by Joomlashine