Babasızlığımız (Aile Terbiyesi Yokluğu) ve Annesizliğimiz

Seneler var ki kitapçıları şöyle bir dolaşanların gözlerine, ‘Kadın ve Aile’ adlı kitaplar muhakkak çarpmıştır. Bu kitapların içeriğinden hareketle; ‘aile reisi’nin ‘erkek/baba’ oluşunun ısrarla vurgulanması ve bu iddiaya rağmen adından hareketle, bu konumun gerektirdiği tüm görev ve sorumlulukların ‘kadın/anne’ üzerine bırakılma çabasının üzerinde duracak; bu durumun kritiğini yapacak değiliz.

Bu durum bir vakıa olmakla birlikte, bu yazımızın konusu bu değil. Bu yazımızın konusu, yaratılışın yasası gereği ‘bir kadın ve bir erkek’ten dünyaya gelmek zorunda olan çocukların, –anne ve babalarının ölümü haricindeki- annesizlikleri ve babasızlıkları…

Son yıllarda yaygınlaşan ‘sperm babalığı’na ilave olarak, eşi ve çocukları karşısındaki varlığı, ‘para kazanan adam’ olmaktan ibaret olan kişilerin ‘babalık’ görevlerinin bunlardan ibaret olduğunu düşündükleri ve bunu hayatlarıyla gösterdikleri hallerde yaşanılan ‘babasızlıktan’; anneliği, taşıma ve doğurmaya ilave olarak çocukların bakımlarını ve işlerini yapmaktan ibaret gören kadınların yaşattıkları ‘annesizlikten’ söz etmek istiyoruz. Esas itibariyle iyi bir banka kartının yapabileceklerini; ya da eğer maddi durum müsait ise dadı, bakıcı ve hizmetçilerin yapabilecekleri şeyleri ‘annelik ve babalık’ olarak görmenin yanlışlığı üzerinde durmak istiyoruz. Elbette bu yapılanların hepsi çok önemli hususlardır; hatta önemi bu görevler yerine getirilmediğinde daha iyi anlaşılabilir. Fakat buradaki sorun, yalnızca bunların anne-babalık için kâfi görülmesidir. Hâlbuki bunların kâfi görülmesi, yaşanmakta olan pek çok sorunun en önemli kaynağı olmaya devam etmektedir.

‘Bu toplum neden böyle oldu? Nasıl daha iyi insan yetiştirilebilir? İnsanın, insan olarak terbiyesi nasıl olmalıdır? İnsan terbiyesindeki zaaflar ve sorunlar nelerdir?’ gibi pek çok kimsenin gündeminde bulunan soruların en önemli cevaplarından birisi de “Annesizlik ve Babasızlık” sözüyle ifadesini bulmaktadır. Çünkü anne ve babalar, ancak hakiki anlamda var olduklarında “aile terbiyesi” dediğimiz ve başka bir yerde alınabilmesi mümkün olmayan bir eğitimi, çocuklarına verebiliyorlar.

Kastettiğimiz anlamdaki ‘Annesizliğin ve babasızlığın sonuçları’ üzerinde durursak, belki sebebin önemi daha iyi anlaşılır.

Annelerin ve babaların, -ölüm dışında-; ‘ayrı mekânlarda yaşama, boşanma, yoğun meşgaleler sebebiyle zaman ayır(a)mama, ilgisizlik, sorumsuzluk, şahsiyet zayıflığı… vs.’ gibi sebeplerle ‘var iken yok hükmünde’ oldukları;

‘Aile terbiyesinden mahrum yetişme’ anlamındaAnnesizlik ve babasızlık’ adını verdiğimiz bu durum, (istisnai durumlar peşinen kabul edilerek) genellenirse, aşağıda saydığımız durumlara sebep olabilmektedir:

  1. Aile terbiyesi almadan yetişen çocuklar, saygı göstermeyi bilmiyorlar.
  2. Sevdikleri kimselerle ilişkileri çok dengeli olmuyor. Platonik ve dengesiz sevgi ya da ilgilerinin etkisiyle, istemedikleri ve uygun olmayan şeyleri yapabiliyorlar.
  3. Yaşça, konumca ve ilimce büyükleriyle, olması gereken dengeli irtibatı kuramıyorlar.
  4. Çevrelerindeki herkes, onlar için, evde kavga etmekten yorulmadıkları bir kardeş ya da sürtüştükleri, alttan alta kıskandıkları, fakat yine de beraber hareket ettikleri - başka türlüsünde yalnız kalırlar- sınıf veya okul arkadaşı konumunda oluyor.
  5. Bunların annesizlik ve babasızlıkları sebebiyle yaşadıkları yalnızlık ileri boyutlarda olursa, çocuk asosyal veya sosyalfobik olabiliyor; agorafobi (açık alan korkusu) yaşayabiliyor. Bazılarında ise bu durum klostrofobi (kapalı yer korkusu) haline gelebiliyor
  6. Bu çocuklar babalarıyla, saygı ve sevgi temeline oturtulmuş bir ilişki yaşamıyorlar. Genelde baba, talimatlar vermekle yetiniyor, aralarında arkadaşlık ve dostluk sayılabilecek bir yakınlık olmuyor.
  7. Bu ortamın çocukları genelde annelerine de gereken saygıyı pek göstermiyorlar. Çünkü bu yapı içerisinde anne, genellikle olması gereken yerden kaymış, ‘otorite’ adlı babanın boş bıraktığı yere mecburen yerleşmiştir. Bu rol ve görev karmaşası, çocuğun yapısını ve davranışlarını, çocuğun cinsiyeti ne olursa olsun, olumsuz etkiler. Bu durum anneyi yorar ve çocuğun gözünde anne ‘sığınılacak bir şefkat membaı’ olmak yerine, ‘yasakçı ve müdahaleci’ birisi olur. Bu çocuklar, anneleriyle olması gereken ‘dostluk ve arkadaşlığı’ da aynı sebeple oluşturamazlar.
  8. Bu durum içerisinde yetişen çocuklar, evlilik öncesinde kendi ailesi ve arkadaşlarıyla olduğu gibi, evlilik sonrasında da eşleri, eşlerinin ailesi ve arkadaş çevresiyle de sürekli sorun yaşayabilirler. Bu sebeple, ister kız ister erkek olsunlar, evlilikleri de sorunlu olabilir. Çünkü bunlar; hayatlarına giren veya tanıştıkları yeni insanlarla, gerektiği kadar ilişkiyi en az sorun yaşayarak nasıl kurabileceklerini bilemezler. Çünkü bunu, bir aile içinde yaşayarak öğrenememişlerdir.
  9. Bu durumda yetişen çocuklar, gerekli otoriteyi de hiçbir zaman sevmez ve istemezler. Bu sebeple iş hayatları da sorunlu olabilir. Çünkü farklı yaş, cinsiyet, huy ve özelliklerin bir arada uyum içinde yaşayabileceğinin öğrenildiği ilk yer ailedir. Sosyal hayatla ilgili olan pek çok şey ancak aile içinde öğrenildiğinden; eğer bunlar ailede öğrenilmişse, sosyal hayat içinde görünür olabiliyor.
  10. Bu çocuklar, eğitim süreci içerisinde de öğretmenleriyle en kolay sorun yaşayan öğrencilerdir. Sorunlarını nasıl çözeceklerini bilemezler. Bunu öğrenememişlerdir; çünkü yaşanan sorunların en sağlıklı bir şekilde nasıl çözülebileceğinin en iyi öğrenildiği yer yine ailedir.
  11. Bu çocuklar ömürlerinin her döneminde her durum için başkalarını suçlarlar. Kendilerini değerlendirmek, eleştirmek istemezler. Kendi kusurlarını fark etmezler, fark etseler bile bunlara kendi vicdanlarında/yüreklerinde ‘Esasında ben de haklıyım.’diyecek gerekçeler bulur ve kendilerini rahatlatırlar.
  12. Bu çocuklar ilgiden aşırı derecede hoşlanırlar. Her durumda ilgi çekmek isterler, bunun için iyi, kötü her vesileyi kullanırlar. Onlara ilgi gösteren herkes onları kolaylıkla dilediği yere yönlendirebilir.
  13. Bu şartlarda yetişen çocuklar, karşı cinse, olabilecek en erken yaşlarda yoğun bir ilgi duymaya başlarlar. Bu ilgi nasıl olursa olsun (karşılıklı ya da değil) onları çok etkiler, şekillendirir ya da değiştirir.
  14. Karşı cinsle ilgilerinde, öncelikli istedikleri yoğun ilgidir. Yoksa muhatabın ‘Kim ya da nasıl biri?’ olduğu son derece önemsiz bir husustur. Bu sebeple pek çok aile, çocuklarının olmayacak tiplerle arkadaşlığını öğrendiğinde şok yaşar, ne yapacaklarını bilemezler.
  15. Bu ortamın çocukları, her flörtlerini(?) ‘vazgeçilmez’ biri olarak algılarlar. Bu sebeple, onlar için her şeyi yapabilir, herkesi karşılarına alabilirler. Ama çoğu kere hiçbir ilişkileri uzun ömürlü olmaz, çünkü ilk sorunda veya sıkıntıda, bu durumdan bunalır, ilişkilerini sonlandırmayı en iyi, en doğru, en kolay çözüm yolu olarak görürler.
  16. Evliliklerinde de aynı kolaycılık görülebilir ve ilk sorunda akıllarına gelen tek şey boşanma olabilir. Çünkü onlar, en az iki kişiyi gerektiren her türden ilişkide sorunlar olabileceğini, önemli olanın bu sorunları çözerek ya da en aza indirerek birlikte yaşamak olduğunu öğrenememişlerdir.
  17. Bu çocuklar, çok asabi, çok saldırgan ya da aşırı derecede içe kapanık olabilirler. Asabi ve saldırgan olanlar ‘arsız, yüzsüz, yırtık, terbiyesiz, edepsiz, hayâsız vs.’ kelimelerinin somutlaştığı kimseler haline kolaylıkla gelebilirler. Kolaylıkla hem kendilerinin hem ailelerinin hem de toplumlarının başına bela olabilirler. Suç işlemeye meyillidirler, fıtratları genellikle ‘itiraz ve isyan’ üzerine şekillenir. İçine kapananlarsa, kendilerini ifade etmenin herhangi bir yolunu bulabilirlerse bu sorunu aşabiliyorlar, eğer bunun bir yolunu bulamazlarsa hem kendi sorunları bitmez hem de çevreleri için sorun kaynağı olan insanlar oluyorlar.
  18. Bu çocukların her istedikleri olsa bile yine de huzurlu olamazlar. Çünkü huzursuzlukları, yokluğunu çektikleri şeylerden değil, yoksunluğunu çektikleri boş kalmış, başkası tarafından doldurulması mümkün olmayan ‘anne-baba’ makamıyla ilgilidir. (Bu makam, babanın yokluğu/ölümü durumunda; dede, amca, ağabey, üvey baba, usta, hoca vs. gibi birisi tarafından; annenin yokluğu/ölümü durumundaysa, nine, teyze, hala, abla, yenge vs. gibi birisi tarafından, bunlar uygun şahsiyete sahip oldukları takdirde belli oranda doldurulabilir.)
  19. İlgisiz olanlar gibi, baskıcı anne-babalar da önemli olumsuzlukların yaşanmasına sebep oluyorlar. Para ve imkânlarını, çocukları ve eşi için baskı aracı olarak kullanan, anne-babalığını veya karı-kocalığını bunlarla yapan kişilerin bulunduğu aile ortamları da sorunlu çocukların yetişmesine sebep olmaktadır. Bu ortamdaki çocuklar kendileri para ve imkâna sahip oldukları anda aileleriyle irtibatları yok seviyesine inebiliyor.
  20. Bu çocuklar, -hayatta olmalarına rağmen- annesizliğin ve babasızlığın getirdiği yalnızlığı ve bu durumun oluşturduğu güvensizliği, etraflarını bir şekilde doldurarak gidermeye çalışırlar. Bunların etraflarında olanlar eğer iyi kimseler değillerse, istedikleri takdirde bu çocukları, diledikleri gibi sömürebilir ve kendi istekleri doğrultusunda kullanabilirler.
  21. Bu çocukların çoğunun hayatında, anne-babalarından gizledikleri pek çok şey bulunduğundan tedirgindirler. Mümkün olan en kısa zamanda yollarını ailelerinden uzağa düşürmek için gereken alt yapıyı oluşturmaya çalışırlar. Çünkü içten içe bilirler ki aileleri onların hayatlarındaki bu şeyleri bilseler çok acı çekecek, çok üzüleceklerdir. Bazıları bunu istemez.
  22. Bazılarıysa, farkında olmadıkları bir intikam hissiyle hayatlarındaki tüm olumsuzlukları ailesinin bilmesini sağlar ve onların üzülmesiyle kendilerini önemli hissederler. Onların üzülmesi bu çocuklara bir tür rahatlık bile verebilir, çünkü önemsendiğini hisseder, çünkü ailesinin ilgisini ancak böyle çekebilmiştir.
  23. Bu çocuklar, sebebi izah edilsin-edilmesin, yasaklanan ya da yapılması istenmeyen ne varsa onlara karşı engellenemez bir ilgi duyarlar. Bunları yapmak onlara heyecan ve zevk verdiği gibi, varlıklarını, özgürlüklerini ve güçlerini ispatladıkları bir husus olabiliyor.
  24. Başlangıçta, sıkıştıkça söylemeye başladıkları yalanları her gün biraz daha artırıp, ‘ayaküstü dokuz yalan’ söyleyen bir kişi haline gelebilirler. Her hususta kolayca söylemeye başladıkları yalandan daha kötüsüyse, söyledikleri her yalana yavaş yavaş inanır hale gelmeleridir. Yalan söylemekte bazen o kadar ustalaşabilirler ki herhangi bir durumu, anlaşılmasını istedikleri gibi eğip bükerek anlatabilirler. Bu durum artık yalanda profesyonel olduklarının ispatıdır. Tüm bunlardan daha kötüsüyse bu durumu normal görüp, yalan söyleyen bir insan olmalarından rahatsızlık duymamalarıdır.
  25. Bunların para harcamaları da düzensiz olabilir. En zaruri ihtiyaçları dururken, gereksiz cömertlik gösterileri yapabilirler ya da israf sayılabilecek şekilde para harcarlar ve bunlardan ailelerini haberdar etmezler. Tüm bunlara da kendi içlerini rahatlatacak şekilde sebep bulmakta ve yorum yapmakta hiç zorlanmazlar.
  26. Ailelerinin izin vermeyeceği, fakat gitmek istedikleri yerlere ve yapmak istedikleri şeylere; ‘okul, ders, ödev, sınav/iş vs.’ adı altında kılıf bulup aileyi kolayca kandırır ve ne istiyorlarsa yapmanın bir yolunu bulabilirler. (Bu sebeple aileler, hiç olmazsa belli bir yaşa kadar çocuğun takibini belli oranda ve ona hissettirmeden yapmaya devam etmelidirler.) İstedikleri şeyi yapamadıklarındaysa, çevredeki herkesi kırıp incitecek şeyleri yaptıkları gibi, kendilerine zarar verebilecek şeyleri de yapmaktan çekinmezler.
  27. Bunlar ilerleyen hayatlarında, herkese batan kusur ve yanlışlarını, görünür ve anlatılır başarılarla(!) kapatmaya çalışırlar. Son yıllarda, toplum genelinde başarı sayılan şey, ‘para ve makam’ olarak tanımlanmaktadır. Fakat bunlara ulaşan insanlar, ‘ iç barışını/huzurunu ve kişilik bütünlüğünü’ oluşturamadıkları sürece, yalnızca ‘para, imkân ve makam’ sahibi olmakla huzura erememişlerdir. Bu sebeple bunlar da başarı saydıkları şeylerin kendilerini huzurlu etmeye yetmediğini yaşayarak görmek zorunda kalmaktadırlar.
  28. Dış görünüşlerinin kendi deyimleriyle, ya salaş olmasını isterler ya da yaş ve konumlarıyla uygun olmayacak şekilde giyinir ve süslenirler. Her iki durumda da asıl arzulanan şey çevrenin ilgisini üzerlerine çekebilmektir.
  29. Bu ortamın çocuklarının bazılarında, cinsel karmaşa alametleri görülebilir. Kız çocuklar daha erkeksi, erkek çocuklar daha kadınsı hal, tavır, eda içinde olabiliyorlar. Babaların veya baba makamındakilerin ‘babalık’; annelerin veya annelik makamındakilerin; ‘annelik’ konumunu dolduran bir rol model ol(a)madığı sürece bu karmaşa devam edecektir. (Son yıllarda kadınlara taş çıkartacak kadar süslenen efemine erkeklerin ortaya çıkışı bir tesadüf değildir.) Kız çocukların kendi cinsel yapısıyla sorun yaşamaması da ancak bulundukları ortamlarda mevcut cinsel kimlikleriyle değerli görülmeleriyle mümkündür.
  30. Bu ortamın çocukları, ailenin zıttı bir kişilik olmaya ve ailesinin yaşantısının en zıttı bir hayat yaşamaya en kolay yönelen çocuklar olurlar. ‘Armut dibine düşer.’ atasözü, bunların hayatlarında doğrulanmaz. Belki bu yapıdaki ailelerin ve çocukların yaşantısı ‘Mum dibine ışık vermez.’atasözünü doğrular. Bunlar evlenirken, farkında olarak veya olmayarak, ailelerinin tüm görüş ve yaşam tarzının tersine sahip birisini özellikle tercih ederler.
  31. Burada ifade edilenlerin önemli bir kısmı ergenlik dönemi özelliklerinden olmakla birlikte, aile terbiyesinin verilemediği/alınamadığı durumlarda hepsi kolayca alışkanlık haline gelebilmektedir.
  32. Anne-babalardan, işinde ve sosyal hayatında gayretli, dirayetli olanların bu durumları, aile fertlerine yansımadığı sürece, onların bu halleri aileye olumlu katkı sağlamayacaktır. Çünkü bu çocukların pek çoğunun, dışarıda ‘herkesle ilgilenen, sabırlı, iyi’ anne-babaları; ‘ilgili, sabırlı, iyi ‘ yanlarını evlatlarına göstermeye zaman ayır(a)madıkları, buna imkân bulamadıkları için, çocukları onları şok edecek hale gelebiliyor. Bunların anne-babaları, gündüzleri işe giderler, hafta sonları ve geceleri de işle ilgili ya da sosyal, siyasi, dini(!?) vb. faaliyetleri sebebiyle çok yoğun(?) bir hayat yaşıyor olabilirler. Bunlar sebebiyle eve zor geliyor, geldiklerinde bedenen ve ruhen çocuklarına verecek bir şeyleri kalmıyor olabilir. Ya da bazıları aynı yoğun faaliyetlere, evlerinin genellikle kapısı tüm ev halkına örtülmüş bir odasında devam ediyor olabilir. Bu durumdaki anne-babalar, çocuklarıyla ilgili olarak kafaları bir sapıtma taşına değene kadar, çocukların her meşgaleden önemli olduğunun farkına bile varamazlar. Farkına vardıklarındaysa genellikle iş işten geçmiş olur.
  33. “Bir zamanlar İbrahim, İsmail’le beraber Beytullah’ın temellerini yükseltirken (şöyle diyorlardı): Ey Rabbimiz! BİZDEN bunu kabul buyur…”(İbrahim Suresi: 127) Yapılan işlerin birlikte yapılmasına işaret edilen bu ayette, aileye ‘biz’ bilincinin nasıl kazandırılacağına da işaret vardır. Anneler ve babalar, ilgi alanlarına giren her ne varsa, bunları evlatlarıyla paylaşma gereği duymadığı için, belki de bunun getirdiği ilave yorgunluğu istemedikleri için, ilerleyen süreçte aile fertleri kendiliğinden ‘biz’ olamamaktadır. Çünkü meşgaleler ayrılınca davalar ayrılıyor, davalar ayrılınca devalar(/dualar) ayrılıyor, devalar ayrılınca gönüller ayrılıyor, gönüller ayrılınca yollar ayrılıyor ve yollar ayrılınca hayatlar da birbirinden uzaklaşıyor. Bir ailede, anne-babayla evlatlar arasında, gaye ve isteklere yönelik ortak ruh yapısına, ortak meşgale alanlarına sahip olunmadığı sürece, ‘anne-babasızlığın acısı’ yıllar ilerledikçe herkesten acı acı çıkacaktır. Çünkü ‘anne-babalık+evlatlık’ ilişkisi, gereken olgunluğa yükseltilemediği zaman, yalnızca evlatlar anne-babasız kalmayacaklar; anne-babalar da evlatsız kalacaklardır. Bu durumun sonucunda, iki kişi veya tek kişi olarak yalnız yaşayan ihtiyarlar ve dede-nine kucağı, şefkati, hoşgörüsü nedir bilmeden büyüyen çocuklar ortaya çıkmaktadır. Hâlbuki en az evlatların anne-babaya olan ihtiyacı kadar, anne-babanın da evlatlarına, torunların nine ve dedelerine ihtiyaçları vardır. Her zorluk karşısında kendisini arkasız kalesiz, yalnız, güçsüz, çaresiz hisseden ve iyi-kötü hiçbir şeyini paylaşacak kimsesi olmayan insanlar…
  34. İster hayatta, ister ölmüş olsun, babasız ya da annesiz büyüyen çocukların hepsinin ‘Hz. Muhammed as gibi, Hz. İsa as, Hz. Meryem as.’gibi olacaklarının garantisini insanlara kim verdi? Acaba anne-babalar, ‘Annelik-Babalık görevleri’ni kendi kendilerine saysalar, kaça kadar sayabilirler?

Bunu şu maddelerle başlatarak deneyebilirler:

  1. 1.Çocukları sevmek, saymak ve değer vermek
  2. 2.İhtiyaçlarını uygun şekilde karşılamak
  3. 3.…

Bu konuda bilinçli olduğunu düşünen anne-babalar en az yüz madde sayabilmelidir. Biz, bu konuda yaptığımız bir çalışmamızda, bu konuyu çocuklara ve gençlere sorarak yüz kırk madde tespit ettik. Her anne-baba, hayattayken ya da öldükten sonra yaşanacak olan bir hesap günü gelmeden, bu konuda kendisini hesaba çekmelidir.

Gündeminde “ Bizim neslimiz neden böyle oldu? Biz nerede yanlış yaptık? Nasıl daha iyi insan yetiştirilebilir? İnsanın, insan olarak terbiyesi nasıl olmalıdır? İnsan terbiyesindeki zaaflar ve sorunlar nelerdir? Milletimiz neden değerlerinden hızla uzaklaşıyor?” gibi sorular olan insanların; insanımız ve görünen akıbeti için bir sancı çekenlerin; milletini hak ve hakikate yönlendirme arzusu bulunanların; vatanın, milletin, dinin, devletin ve neslin selameti için uğraşanların; ailede ve toplumda iyice görünür olmaya başlayan ve üzüntü veren her duruma, bir de şu başlık altında bakmaları gerekmez mi?

‘Annesizliğin-babasızlığın/ Aile terbiyesi al(a)mamanın bir toplumu getirdiği durum.’

Evet, herkes biliyor ki hiçbir anne ve : “Hiçbir baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha üstün bir miras bırakamaz.” (Tirmizi, “Birr”, 33)

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

VİDEOLAR


Evliliğe Hazırlık ve Evlilik Süreci (Melike Hatun Kültür Merkezi - Haziran 2019)
Evliliğe Hazırlık ve Evlilik Süreci (Melike Hatun Kültür Merkezi - Haziran 2019)
Gençliğin Sorunları ve Öneriler (SAY - Nisan 2019)
Gençliğin Sorunları ve Öneriler (SAY - Nisan 2019)

Konuşma Sanatı (MEKDAV - Aralık 2018)
Konuşma Sanatı (MEKDAV - Aralık 2018)
Şahsiyet Oluşumu (AKEV-Şubat 2019)
Şahsiyet Oluşumu (AKEV-Şubat 2019)

Kendini Eğitmek ve Geliştirmek için çalışmanın ABC’si (Ekim 2018)
Kendini Eğitmek ve Geliştirmek için çalışmanın ABC'si (Ekim 2018)
Haber Türk 2015 (28 Şubat Süreci)
Haber Türk 2015 (28 Şubat Süreci)

Anadolu Eğitim ve Kültür Vakfı 2013 (Aile İçi İletişimde Söz)
Anadolu Eğitim ve Kültür Vakfı 2013 (Aile İçi İletişimde Söz)
Nevşehir Programı 2013 (Sen Hangisisin? 2)
Nevşehir Programı 2013 (Sen Hangisisin? 2)

Nevşehir Programı 2013 (Sen Hangisisin? 1)
Nevşehir Programı 2013 (Sen Hangisisin? 1)
Dost TV 2013 (Bayram ve İnsan 2)
Dost TV 2013 (Bayram ve İnsan 2)

Dost TV 2013 (Bayram ve İnsan 1)
Dost TV 2013 (Bayram ve İnsan 1)
Dost Tv 2014 (Hz Fatıma, çocukları ve Kerbela)
Dost Tv 2014 (Hz Fatıma, çocukları ve Kerbela)

Dost Tv 2013 (Gençleri Kazanmanın Yolları)
Dost Tv 2013 (Gençleri Kazanmanın Yolları)
Dost TV 2013 (Çocuklarda Sorumluluk Duygusu)
Dost TV 2013 (Çocuklarda Sorumluluk Duygusu)

Dost TV 2009 (Aile İçi İletişim)
Dost TV 2009 (Aile İçi İletişim)
Genç Birikim Dergisi 2011 (Aile Eğitimi 2)
Genç Birikim Dergisi 2011 (Aile Eğitimi 2)

Genç Birikim Dergisi 2011 (Aile Eğitimi 1)
Genç Birikim Dergisi 2011 (Aile Eğitimi 1)
Sun TV 2007 (Kitap Okuma Alışkanlığı)
Sun TV 2007 (Kitap Okuma Alışkanlığı)

TV 5 Yüzleşme 2006 (Ergenlik Dönemi)
TV 5 Yüzleşme 2006 (Ergenlik Dönemi)
TV 5 Bir Tatlı Huzur 2006 (Ergenlik Dönemi)
TV 5 Bir Tatlı Huzur 2006 (Ergenlik Dönemi)

Kon TV 2006 (Ailemiz)
Kon TV 2006 (Ailemiz)
Kon TV 2006 (Evlilik Öncesi)
Kon TV 2006 (Evlilik Öncesi)
Joomla templates by Joomlashine