İSLÂM’DA NOKTALI VİRGÜL

Ya da

‘Boş Çerçeve’ Satın Almak

Ayten DURMUŞ, hertaraf.com-15.04.2019

I

Devletler ve toplumlar da insanlar gibi yorulur, yıpranır, hastalanır ve bitkisel hayata girebilirler. İnsanlarda bunların belirtileri olduğu gibi, toplumlar ve devletlerde de bunların oluşmaya başladığının veya çok ilerlediğinin belirtilerini görmek mümkündür. Denilebilir ki: ‘İnsan, canlı bir organizmadır, sağlığı çok iyi olsa bile yaşama süresi yine de sınırlıdır.’ Evet, öyledir. Zaten kişilerle devlet ve toplumun en önemli farkı da buradadır. Devlet ve toplum, her yeni kuşakla -o kuşağı doğru, iyi ve bünyeye uygun yetiştirmek şartıyla- kendisine yeniden doku-ilik yani gençlik nakli yapabilir. Bu da devletin ve toplumun ömrünü uzattıkça uzatır. Bu durum hem devlet hem de toplumun ‘bireyin eğitimi’ hususundaki titizliğiyle doğrudan ilgilidir.

Dünya üzerinde yapılan eğitimlerin tümü:

*Kişinin, kendisini bilinçli ve bilinçsiz eğitimi

*Kişiyi, başkalarının bilinçli ve bilinçsiz eğitimi

*Kişiyi, sosyal hayatı etkileyen tabiat olaylarının bilinçli ve bilinçsiz eğitimi

*Kişiyi, toplumsal olgu, olay ve durumların bilinçli ve bilinçsiz eğitimi, başlıkları altında ele alınabilir.

Bu eğitimlerin sonucu, kişinin zihinsel ve duygusal iç âlemiyle dış etkenlerin etkileşimiyle ortaya çıkar.

Bunların hepsi üzerinde etkili olan, ‘vahiy’ yoluyla yapılan İlahî eğitim ise ne kadar dışarıdansa bir o kadar da içeridendir. Çünkü yaratılışı gereği insan, kendi varlığının derinliklerinde, kendisini var kılan/yaratan bir varlığın olduğunu bilir; körleşmediği sürece de ilerleyen yıllarda bu bilgi bilinç haline gelir. (2/Bakara: 18,171) İşte bu sebeple inanan kişi için hem ‘vahiy’ hem de Tanrı adına, Tanrı sözü gibi/Tanrı sözü yerine söylenen sözler, -gerçekte öyle olmasalar bile- insanlar üzerinde çok etkilidir. Bu durumu bilen ve kullanmak isteyen bazıları, insanları ve toplumları yönlendirmek adına, Allah’ın gerçek bir vahiyle söylemediğini, adeta Allah’ın sözü imiş gibi söyleyebilmektedirler. Böyle bir eylem, hangi niyetle yapılırsa yapılsın yanlıştır. Bu durum, Yaratıcının insana bıraktığı geniş özgürlük alanını, insana dar etmek, mümkünse yok etmektir. Söylemediğini Allah’a söyletmek, tabii ki haddini aşmaktır. Bu tavır vahiyde ‘İnsanları Allah ile aldatmak’ (35/Fatır:5; 31/Lokman:33) şeklinde tanımlanır. Bu durumun bir başka ifadesi de şöyle: ‘Demek bizim beyinsiz olanımız, Allah hakkında ipe sapa gelmez sözler söylüyormuş. /Şüphesiz biz, insanların ve cinlerin Allah hakkında asla yalan söylemeyeceklerini sanıyorduk.’ (72/Cin:4,5). Buradan öğrendik ki iyi veya kötü niyetle Allah adına yalan söylenebiliyormuş.

II

2013 yılında Bedri Baykam isimli bir ressam, ‘daha önce böylesinin yapılmadığını’ söyleyerek 600 tl.ye yaptırdığını söylediği boş bir çerçeveyi satışa sunmuş, (Hâlbuki boş çerçeve, Viyana Modern Sanatlar Müzesinde çok önceden beri bulunmakta; dahası esasında sanatın bazı dallarında neredeyse 100 yıldır etkili olan Dadaizm akımının etkisiyle dünyada uzun zamandan beri benzerleri yapılmaktadır.) Murat Ülker’de (bildiğimiz Ülker markası sahibi) bu çerçeveyi ‘kavramsal sanat’ adına, o günün parasıyla 125 bin dolar ödeyerek satın almıştı. Tabii ki bu tarihten sonra, satıcı ve alıcı arasında daha önce söz konusu bile ol(a)mayan bir dostluk başlamıştı. Herhangi bir marangoza 100 tl.ye yaptırılabilecek sadece çerçeveden oluşan bu tablo(?), Kasım 2016’da ‘Boş Çerçeve’ ismiyle Contemporary İstanbul'da 125 bin doların üzerinde bir değerle tekrar satıldı. Alanlar mı zeki, satanlar mı, bu ayrı bir değerlendirme konusu.

Satın alanlar, bu boş çerçeveyi evlerinin ya da iş yerlerinin en özel köşesine asmışlar mıdır yoksa satın aldıkları esnada kendilerince bir gösteri yapıp götürüp bir kenara atmışlar mıdır bilemiyoruz. Biz burada, boş çerçeveyi satmanın ve almanın değerlendirmesini yapacak değiliz. Sonuçta, alan razı, satan razı… Böyle bir durumda bize de milletimizin böyle satışlar sonrası söylediği sözü söylemek düşer: ‘Hadi hayrını gör!’

ÜÇ MAYMUNU OYNAMAK

Ayten DURMUŞ, hertaraf.com-10.04.2019

Dünyanın her tarafında bulunan kültürler ve medeniyetler, birbirlerini etkiler. İnsanlara değerli, güzel, anlamlı gelen kültür ve medeniyet unsurları, başka toplumlar ve kişiler tarafından öğrenildikçe kendiliğinden kabul görebilir. Böyle olmayan ancak gücü tekeline almış kültürler ve medeniyetlerin çoğu ise bu benimsetmeyi farklı yöntemlerle dayatır. Bu yöntemler, kendi üstünlüğünü ve muhatabın değerli hiçbir şeye sahip olmadığını varsayan bir önyargıdan kaynaklanır.

Takvimler medeniyet aktarımının önemli bir unsuru olduğu gibi, günümüz itibariyle kitaplar, filmler, iletişim unsurları da bu aktarıma vesile olmaktadır. Herhangi bir toplumda değişen yaşam tarzı, giyim biçimleri, kutlamalar, kültür ve medeniyet aktarımını görünür kılan önemli unsurlardandır.

Mesela; ‘Miladi Takvim’ (Hz. İsa as.ın doğumunu başlangıç sayan takvim), Batı-Hıristiyan kültürünü, gittiği her yere götürür. Bu takvim, bir başka toplum tarafından kabul edilsin veya o topluma kabul ettirilsin, ilgili ülke ve vatandaşları, yavaş yavaş yaşam tarzı, pek çok özel gün ve tatil gününde Hıristiyan dünya ile aynılaşacaktır. Hâlbuki tatil günü konusunda bunun tersi bir teklif, Batı-Hıristiyan Medeniyetine mensup bir ülkeye yapılsa bu onları dehşete düşürür, söz konusu bile ettirmezler. Mesela, Almanya, Fransa, İngiltere, Kanada, ABD, Rusya’ya ‘Bundan sonra tatil gününüz ‘Cuma’ olacak, cumartesi hafta başı olacak, pazar da çalışıyor olacaksınız.’ denilse ve aynı teklif Filistin coğrafyasındaki işgal toplumuna yapılsa durum ne olurdu? Bu basit öneriyi, sadece kendi toplumumuzun mevcut durumunu genel bir tefekkür için yaptım. Yoksa mesela, artık evlenen gençlerin sadece giyeceklerinin değil, kullandıkları müziklerin ve düğünlerini yaptıkları salonlara girişlerinin bile Hıristiyan-Batı kültürüyle yapılan bir düğündeki kilise salonuna girişle birebir aynı olduğundan söz etmeyeceğim.

Hıristiyan-Batı Medeniyetine eklemlenmek ve entegre olmak(?) adına, ülkemizde kendi millî kültürümüze karşı her birkaç ayda ve yılda yapılan köklü değişiklikler karşısında, senelerce savaştan ve koskoca imparatorluğun yıkılışından yorgun-bitkin çıkan milletimizin, 27 Mayıs 1935'te çıkarılan kanunla hafta tatilinin perşembe ve cuma yerine, Yahudi ve Hıristiyanların dinlerine uygun olarak cumartesi ve pazara değiştirilmesine itiraz edecek insanı ve gücü o kadar tükenmiştir ki en fazla bu değişimin ne demek olduğunu anladığımızda:

‘Bize bir nazar oldu, Cumamız Pazar oldu.’ (A. N. Asya) diyebilmişiz.

Tabii ki bu dönüşüm, yani sosyal nizamın devlet eliyle Yahudi ve Hıristiyanların değerlerine uyarlanmaya çalışılması, ülkemizde yaşayan ve zaten kendileriyle ilgili her hususta sınırsız özgürlüğe sahip Yahudi ve Hıristiyanları çok mutlu etmiştir. Fakat bu durum da önceki ve sonraki pek çok karar ve eylemler gibi milletimizin sinesinde yeni ve kapanmaz bir yaraya daha sebep olmuştur.

Bu ve benzer değişimlerin hepsine birden sevinen asıl kesim ise Osmanlı Devletimizle asırlardır savaşan ve yok edebilmek için her yolu deneyen Hıristiyan-Batı Medeniyetiydi. Bu medeniyetin karşısına konuşlanmış olan İslam Medeniyetinin en güçlü temsilcisi Osmanlının -yıkılış sürecinden sonra- yerine kurulan (alacaklarında ve haklarında değil, sadece borçlarında mirasçısı kabul edilen) yeni devlet, Hıristiyan-Batı’ya ait değerleri benimsiyor, yani bir anlamda onların üstünlüğünü kabul ediyor, onlara entegre olabilmek için onlar karşısında kendisine ait her değeri yok sayıyor ve yok ediyordu. Esasında bu durum onların zaten asırlardır istediği bir şeydi. Sonunda Osmanlının varisleri, onları karşısında, -onların baskı ve direktifleri söz konusu olsa da- kendilerini özgün, milli ve değerli kılan şeyleri terk ediyor, Batı-Hıristiyan Medeniyetinin değer ve prensiplerini istiyordu. Fakat dünya üzerindeki hiçbir değer ve prensip, başka coğrafyalara giderken/götürülürken ait olduğu kültürü ve medeniyeti terk ederek gitmez. Tersine dini, edebiyatı, müziği vs. dâhil olmak üzere her şeyini toplar gider. Nedense ülkemize dayatılan hususlarda bu hakikat görmezden gelinmiştir.

Sayfa 5 / 72

VİDEOLAR


Evliliğe Hazırlık ve Evlilik Süreci (Melike Hatun Kültür Merkezi - Haziran 2019)
Evliliğe Hazırlık ve Evlilik Süreci (Melike Hatun Kültür Merkezi - Haziran 2019)
Gençliğin Sorunları ve Öneriler (SAY - Nisan 2019)
Gençliğin Sorunları ve Öneriler (SAY - Nisan 2019)

Konuşma Sanatı (MEKDAV - Aralık 2018)
Konuşma Sanatı (MEKDAV - Aralık 2018)
Şahsiyet Oluşumu (AKEV-Şubat 2019)
Şahsiyet Oluşumu (AKEV-Şubat 2019)

Kendini Eğitmek ve Geliştirmek için çalışmanın ABC’si (Ekim 2018)
Kendini Eğitmek ve Geliştirmek için çalışmanın ABC'si (Ekim 2018)
Haber Türk 2015 (28 Şubat Süreci)
Haber Türk 2015 (28 Şubat Süreci)

Anadolu Eğitim ve Kültür Vakfı 2013 (Aile İçi İletişimde Söz)
Anadolu Eğitim ve Kültür Vakfı 2013 (Aile İçi İletişimde Söz)
Nevşehir Programı 2013 (Sen Hangisisin? 2)
Nevşehir Programı 2013 (Sen Hangisisin? 2)

Nevşehir Programı 2013 (Sen Hangisisin? 1)
Nevşehir Programı 2013 (Sen Hangisisin? 1)
Dost TV 2013 (Bayram ve İnsan 2)
Dost TV 2013 (Bayram ve İnsan 2)

Dost TV 2013 (Bayram ve İnsan 1)
Dost TV 2013 (Bayram ve İnsan 1)
Dost Tv 2014 (Hz Fatıma, çocukları ve Kerbela)
Dost Tv 2014 (Hz Fatıma, çocukları ve Kerbela)

Dost Tv 2013 (Gençleri Kazanmanın Yolları)
Dost Tv 2013 (Gençleri Kazanmanın Yolları)
Dost TV 2013 (Çocuklarda Sorumluluk Duygusu)
Dost TV 2013 (Çocuklarda Sorumluluk Duygusu)

Dost TV 2009 (Aile İçi İletişim)
Dost TV 2009 (Aile İçi İletişim)
Genç Birikim Dergisi 2011 (Aile Eğitimi 2)
Genç Birikim Dergisi 2011 (Aile Eğitimi 2)

Genç Birikim Dergisi 2011 (Aile Eğitimi 1)
Genç Birikim Dergisi 2011 (Aile Eğitimi 1)
Sun TV 2007 (Kitap Okuma Alışkanlığı)
Sun TV 2007 (Kitap Okuma Alışkanlığı)

TV 5 Yüzleşme 2006 (Ergenlik Dönemi)
TV 5 Yüzleşme 2006 (Ergenlik Dönemi)
TV 5 Bir Tatlı Huzur 2006 (Ergenlik Dönemi)
TV 5 Bir Tatlı Huzur 2006 (Ergenlik Dönemi)

Kon TV 2006 (Ailemiz)
Kon TV 2006 (Ailemiz)
Kon TV 2006 (Evlilik Öncesi)
Kon TV 2006 (Evlilik Öncesi)
Joomla templates by Joomlashine