İNANMAK İSTİYORUM

I

Ben aşkın olduğu bir dünyaya inanmak istedim

Biraz da merhametin

Bırak, dağınık kalsın

Derlenip toparlanmasın

Ufuklar, arzular, hırslar

Yarım hayaller, çeyrek zaferler

Ne oluyorsa aşktan oluyor

Ya da ne olmuyorsa aşktan olmuyor

Derleyin, toparlayın sözleri

Fiyakalı olsun şöyle

Sanki sizden önce kimse

                        dememiş gibi

Kullanmamış gibi birkaç bin yıllık

                                       kelimeleri

Altına adınızı ekleyin, patent hakkı

                                    isteyin hatta…

Sen, bu kelimeler için kime ödeme yaptın

Aşksızsın ve hırsızsın, ne çalarsan

                        da miras malım diyorsun

Hâlbuki baban, babasını saklamış bir soysuz

Sen de isyankâr bir yurtsuzsun

Boyun büküp ne diyorsun öyle

İstemiyorum, ötelerdenmiş gibi konuşmanı             

İstemiyorum, hedefsiz buğulu bakışları

İstemiyorum, feleğin çemberinden

                                   çok geçmiş edaları…

II

Oturuyor ve bekliyorum

Kalkıyor, bekliyorum

Yürüyor, bekliyorum

Duruyor, bekliyorum

Uyuyor, bekliyorum

Uyanıyor, bekliyorum

Sense ey hasretim!

Sen, düşlerimde bile gelmiyorsun

Ben seni deliler gibi özlüyorum

İğde çiçekleriyle leylakların kokusunda

Ben, aşkın olduğu bir dünyaya inanmak istiyorum

EVRENSEL AYNA SEÇİMİ BEKLEME ODASI

‘Kızım Fatma!

Babam peygamber diye güvenme.

Kendini ateşten satın al.

Ben senin için Allah karşısında,

hiçbir şey yapamam.’(sav)

İnsanlar, her renkten ışıkların dış yüzeyinde yansıdığı bir yere doğru, merak ve heyecanla gidiyorlardı. Girmek için sıraya girdikleri yerin kapısında, kocaman bir levhada “Evrensel Ayna Seçimi Bekleme Odası” yazıyordu.

Herkes içerisini merak ediyordu. İçerisi nasıldı ve ondan ötesi var mıydı?

İçeri giren her kişinin belleğinden, girişten önce yaşananların anısı, içeri girişin bir şartı olarak siliniyordu. Bu insanlar içeri girdikten sonra, sanıyorlardı ki bir yerden gelmediler, her şey o anda, orada başladı.

Dışarıdaki ve içerideki görevliler; Evrensel Ayna Seçimi Bekleme Odası’na, her gün uygun görülmüş sayıda insanı alıyorlardı. Bugün de onlar için her gün gibiydi, yalnızca insanlar değişiyordu. Bu odada, günün süresi, insanların burada kalış zamanlarına göre uzuyor veya kısalıyordu.

O günün ilk yolcusu geldi, durdu, “Evrensel Ayna Denizi”nden, buraya gelişinin asıl amacı olan, bir aynayı aldı ve aynaya bakarak şöyle dedi;

- Bu aynanın sırı dökülmüş, ayna böyle kusurluyken, görüntü nasıl inandırıcı olur?

Üzerinde “Çıkış” yazan kapıdaki görevli, onu, insanların çoğunun, ‘buradan ötesi yoktur’ diye düşündüğü öteye yolcu ederken şöyle düşündü:

“Aynanın sırını onarmayı düşünmedi, kusuru aynada görüp kendini görmeyi ve kendi ile ilgilenmeyi ihmal etti. Kendisini merak ederek kendi görüntüsüne hiç bakmadı.”

İkinci yolcu geldi, bir ayna alıp baktı ve şöyle dedi:

-Ayna böyle sinek pislikleriyle, su ve sabun lekeleriyle, isle kirliyken, görüntü nasıl inandırıcı olur?

Çıkış görevlisi, onu yeni dünyasına yolcu ederken şöyle düşündü:

“Kiri, lekeyi ve isi temizlemeyi düşünmedi, aynanın kusurunu gördü, onu temizleyerek kendisine bakmayı akıl etmedi.”

Üçüncü yolucu geldi, o da bir ayna alıp baktı, şöyle dedi:

ALLAH MEDYENLİ KIZIN DA RABBİDİR

Ayten DURMUŞ, Kur'anî Hayat Dergisi (sayı 2017/52)

Kitabımızda pek çok olay, insanı şaşırtan detaylara da yer verilerek anlatılır. Ve bir hakikattir ki her insan, yaşı ve tecrübesi arttıkça okuduğu aynı vahiyden yeni şeyler anlar.

Biz bu anlamda Kasas suresinde evliliği konu edilen Medyenli bir genç kızı ele almak istiyoruz. Kuran talebeleri olarak bizler, bu kıssayı okurken başından itibaren olayların omurgasını yaşayan Hz. Musa üzerinden olaylara bakarız. Bu bakış açısı tabi ki doğrudur. Ancak aynı olaya (ve Kuran’da anlatılan her kıssaya), olaylar anlatılırken yer verilen diğer kişiler üzerinden/açısından bakmakla da kişinin akıl, kalp, gönül dünyasında yepyeni, tadından mest olunan, anlam derinliğinin güzelliği gözler kamaştıran sonuçlara varmak mümkündür. Bu sure ve her surede olaylar anlatılarak okuyucuya, ‘O döneme, o kişilere, o olaylara bak, kendini ve içinde bulunduğun çağını değerlendir.’ de denilmek istenir esasında.

Şimdi gelelim taşrada yaşayan, koyun güden bir genç kızın evlilik hikâyesine ve bu hikâyeye, bu genç kız ve babası üzerinden bakma denemesi yapmaya…

Medyenli bu genç kızın da her genç kız gibi bir duası vardır. Onun duası da tıpkı bize öğretilen ‘Rabbimiz! Bize gözümüzü aydın kılacak eşler ve nesiller bağışla ve bizi takva sahiplerine önder kıl.’(Furkan/25:74) şeklindeydi. Her genç kız gibi o da bir yuva kurmak istiyordu. Fakat Medyen’de, düzgün bir çoban bulmanın bile mümkün olmadığı bu bölgede, kendisine eş olacak DÜZGÜN bir erkek nereden bulunacaktı.

Her çağda olduğu gibi o dönemde de çocuklarını; geçinebilecekleri, anlaşabilecekleri, karşılıklı ‘saygı, sevgi, şefkat, merhamet’ gösterebilecekleri uygun kişilerle evlendirebilmek önemli bir sorun… Hele de bu anne-babalar, belli bir bilinç düzeyine sahip iseler. Aynı şey gençler için de önemli bir sorun olarak ortadadır. Bu yüzden Kitabımızda, bu hususta (Furkan sr. 74) dua etmek emredilmiştir. Yine bu yüzden Allah cc. bu konudaki son kararı evlenecek kişilere bıraksa bile, görev ve sorumluluğu, toplumun tümüne, özellikle yetişkin ve olgun büyüklerine ‘Aranızdan bekârları evlendirin.’( Nur/24:32) diyerek havale etmiştir. Bu görevin ifa edilmesindeki hedef, iffetli, izzetli, namuslu bir toplum ve nesebi belirli bir nesil ortaya çıkarmaktır.

Evlilikten ilk gaye, tüm fıtrî ihtiyaçların doğru ve helal yoldan giderilmesi olmakla birlikte, aynı zamanda evlenen her iki kişiden yeni bir cemaat oluşturmaktır. ‘…Cemaat olmanız gerekir. Muhakkak ki Allah’ın (kudret) eli cemaatle beraberdir…’ (Kenzül Ummal, c.1. Hn.1025,1029,1030,1031). Aynı şekilde yeni evlilerin yeni evleri vasıtasıyla ‘Şehirde halkınız için evler edinin. Evlerinizi namaz kılınan/kıbleye dönük yerler yapın ve namazı dosdoğru kılın...’ (Yunus/10:87) ayetinin tecellisi gerçekleşecektir. Kıblesi baştan belli bu evlerde namaz öncelendiği sürece, her ev, bulunduğu mekânda Beytullah’ın bir şubesi konumunda olacaktır. Bu sebepten böyle evlerin de mabetler gibi bir saygınlığı olmalıdır. İşte onun için ‘Allah, evlerinizi, sizin için bir huzur ve sükûn yeri kıldı.’(Nahl/16:80) şeklinde tarif edilecektir bu evler.

VATANIM BENİM

Kahraman şehitlerimizin aziz ruhlarına ithafen

Her kişimiz der ki: Bine yeterim
Dosta can, düşmana, elbet beterim
Kutlu toprağını öpmek isterim
Ezelden ebede vatanım benim.
 
Temmuz olur sapla saman savrulur
Gökten ateş yağar, vatan kavrulur
‘Bu vatan benim!’der, dimdik doğrulur
Kabrinde al kanla yatanım benim.
 
İradesi çelik, azmi demirden
Ulubatlı soyun, dirilir birden
Hamurun yoğrulur sanki tekbirden
Bayrağı göklerde tutanım benim.
 
Geçen konuk oldum, gönüllerine
Durmadım, yürüdüm, indim derine
Asil sinesinde, yürek yerine
Bir çatal yanardağ atanım benim.
 
Milletim kıyamda, sayılmaz ordu
Aslanı bin alay, bin alay kurdu
Tekbirler getirip korudu yurdu
Yüreğinde Fatih yatanım benim.
 
Odur canlar verip birliği kuran
Odur Haçlı adlı seli durduran.
Azmış itler gibi kudurup duran
Düşmanı önüne katanım benim.
 
El değmesin diye, yârin destine
Seçer bürüneni, kuzu postuna.
Kucağından alıp karın üstüne
Öptüğü silahı çatanım benim.
 
Hesap ne, mizan ne; gerekmez tartı
Düşerken de gelmez, yerlere sırtı
Her yanını sarar, bir kızıl örtü
Batarken gün gibi batanım benim.
 
Her kişimiz der ki: Bine yeterim
Dosta can, düşmana elbet beterim
Kutlu toprağını öpmek isterim
Ezelden ebede vatanım benim
EZELDEN EBEDE VATANIM BENİM…
                                             AYTEN DURMUŞ

İSTANBUL’DA AŞK

Ey gönlümün yedi tepesi
Ey hasretimin en yeşili, en mavisi
Ey ömürlük şiirimin sessiz bestesi
Solacak çiçekleri getirme bana
Daha akşam olmadan…
Gözlerim kapanmadan
Son duamı etme…
Bitirme yüreğimin cevherini
Ben senin tacına, sorgucunu takmadan
Ey yıllardır tahtına beklenen Sultan
 
Karıncalar çekilsin, Süleyman’sam yolumdan
Benim hedefimle ahdim var
Bir gün Sultanahmet’ten çıkıp
Karşısına geçtiğimde
Bir Cuma günü üstelik
Tam da öğle vaktinde
Secdeler seni beklerken
Yer ağlar, gök ağlar merhametten
Ben sevinçten ağlarım
Yolarım saçlarını zulmün, yeter ki sen gel
 
Beni dizlerine yatır Boğaz’a karşı
O küfrün abidesini de yıktır
Ölürsem nereye istersen göm
Yeter ki gönlünün haremi olsun
En kutsal, en kuytu bir köşesi
Ya da yol-iz geçmez bir tepesi
Rüzgârlar getir bana tavaf diyarından
Ne kadar yaprağım varsa kutsansın
Ne kadar taşım, toprağım
Bir de mahya ger, gönlüme gönlünden
 
Beni ölülerden sayarsan üzülürüm
Sana hayat veren neydi, onca zamandır
Şahidiyim sana fısıldanan aşk sözlerinin
Ulakların verdiği sırlardan da haberdarım
Aldırmam, ben sevdamın gücüne inanırım
Tufanlar koparır, taş yağdırır göklerden
Bense dua dilenirim bebeklerden
Ve gözbebeklerinden taşan kederden
Tut ellerimi tut, doğrul benimle
Ne senin ne de benim hakkımız var ölmeye
 
Ey gönlümün yedi tepesi
Ey hasretimin en yeşili, en mavisi
Ey ömürlük şiirimin sessiz bestesi
Solacak çiçekleri getirme bana
Yıkılacaksa yıkılsın, yerküre, gök küre
Ben geri çekilirim, atılmak üzere
Sen benim kollarıma gelirsin
Daha ne diyeyim bilmem ki sana
Anla artık anla ki sen benim
Dünya ahret sevdiğimsin. 

BİR ZÜMRÜDÜANKA HİKÂYESİ - 15

Bir Zümrüdüanka Hikâyesi -14

‘Yaşadığım hayattan bir şikâyetim yoktu ancak bazı şeylerin bana yetmediğini eksik geldiğini derinden derine hissediyordum. İşte ilk o zaman her şeyi geride bırakarak gitmek istedim. Sınırlarımı aşmak ve yeni şeyler bilmek istedim. Okumak hiç şüphesiz bilmek için çok önemliydi ancak ben hayatımda ‘Çok okuyan mı bilir, çok gezen mi bilir?’ ikileminden birisini tercih etmek zorunda olmadığımı –bir kuş olsam bile- düşünüyordum. Bu tercihe neden mecbur ve mahkûm olmalıydım ki okumayı zaten hep sevmiştim. Bilgilerim beni güzel kanatlarım kadar süslüyor ve özel kılıyordu. Ancak içimdeki yeni yerler görme hasretini bastırmama da gerek yoktu. Bu ikisi iki gözüm, iki kulağım, iki kanadım gibi olamaz mıydı? Bana göre öyleydi ve ben bazen bir gözümü kapatıp bir kulağımı tıkadığım, bir kanadımı kırdığım duygusuna kapılıyordum.

Bir yolculuğa çıkacaktım fakat bu yolculuğa yalnız çıkmak istemiyordum. Yolculuğu güzelleştiren yol kadar yoldaştır, bunu da biliyordum. Bu yüzden büyük bir titizlikle kendime uygun bir yol arkadaşı aramaya başladım. Bana, Zümrüdüanka’dan ilk o zaman söz ettiler. Bir masal kuşuymuş. Yani esasında benimle dalga geçiyorlardı. Oysaki ben hayatımı kuşatan ateş denizinden geçecektim. Bu denizden daha önce de geçilmeye çalışılmış ancak bize ‘Bu yolu geçip giden hiç olmadı.’demişlerdi. Acaba gidenler, geri dönmek istediler mi ki bu yolculuğu başarıp başaramadıklarının bilebilelim.

Bir süre sonra bu konuda kitaplar topladım, okudum bu yolculuğa çıkanlarla ilgili ne varsa. Fakat bunların hepsi bir masal olarak anlatılıyordu. Hiç kimse hayatın somut ve soyut yanını, doğru bir şekilde birbirinden ayıramıyordu. Bazıları, bizim cinsimizden bir papağan gibi eski Yunan’ın filozoflarının konuyla ilgili ne söylediklerini tekrar edip duruyor, bazılarıysa coğrafi keşiflerle beraber dünyayı sömürerek ve soyarak karnını doyuran Avrupa’nın son dönem filozoflarının tıpkı zenginlikleri gibi çalıntı olan görüşlerini tekrarlayıp duruyordu. Doğrusu bizim papağanların en ihtiyarı bile bir şeyi bu kadar tekrar etmez. Bu Avrupa toplumları çok garip, bizim bildiğimiz her yeri, sanki kendileri görene kadar yokmuş gibi telakki ediyorlar. E ona kalırsa siz de gittiğiniz topraklardaki insanlar için yoktunuz, siz de onlar için keşif sayılırsınız. Ama siz, uğursuzluklara sebep olan bir keşiftiniz. Yokluğunuz varlığınızdan hayırlıydı, o ülkedeki insanlar için. Fokların kafasına vurarak öldürmeyi, bazı hayvanların kürkü güzel olsun diye canlı yüzülmesini siz icat ettiniz. Onlar, tabiatla kardeş olarak yaşarlar, hiçbir varlığı incitmezlerdi. Hele ki bizleri yani kuşları… Bizim cinsimize ait en güzel telekler, onların en önemlilerinin başlarında pırlanta ve elmaslarla süslü bir taçtan daha kıymetli bir güzellik ve güç alameti olarak dururdu.

Yeter Artık

Bu en son yolculukta, yine baharsız yazsız
Zemheri ayazları kuşattı donuyorum
Kalırsa bu simsiyah ufuklar hep beyazsız
Yine kâbus sararsa diye çok korkuyorum
 
Kırıldı zulmün beli, kalmadı hiç takati
Su çileli ömrümün gelmiş eşref saati
Ayın on dördü gibi parlayan hakikati
Görmem bile yetmiyor, bir daha soruyorum
 
Adını koyamadım, yutkunduğum kederin
Bana bir kalem-kâğıt, bir de sevdamı verin
Dünyamıza hakikat kuruldu mu gösterin
Gerçek ortaya çıksın, yeter artık diyorum.
 
BU KERVAN NERDE DURACAK?
 
Sebebi sizsiniz korkularımızın
Sizin yüzünüzden kenetlendik birbirimize
Sizin yüzünüzden, boyun büktük
Bunlar daha az zalim diye
Adını bilmeyip rüyada görmediklerimize…
Soğukta kalmış kuşlar gibi
Sokulduk kendi içimize, sizin zemherinizde ...
Şimdi altın rengi bakışlarım
Titrerken uzak-yakın
Titrerken mutlu-hüzünlü
Bana düşen
Kanat çırpmak kendi ufuklarımda…
 
Güç dengesi yoktu benim savaşımda
Fillerin çiğnediği çiçeklerden biriydim.
Her gün bin can verdiğim bu savaşım sürerken
Sonuç nedir bekleyerek
Çıkıp saklandığı yerden
Bayrağı alıp zafer naraları atanların
Sebebi de sizsiniz.
Sesi gür çıkıyor bugün bunların
Çünkü bunlar hiç ölmediler, dirilmediler,
Çünkü bunlar zulüm nedir hiç bilmediler
Bu sahte kahramanlara suskunluğumun
Sebebi de sizsiniz, bunu da bilin.

NEDEN SENİN OĞULLARIN HAYATTA

Mumun yanındaki gaz lambasına

Meftun oldu olanlar

Olsunlar, ne güzel, ne iyi

Ama bunlar neden bana öfkeli

Bilmezler mi, ben güneşi

Hayran bırakan yerde bulunmaktayım

Gözlerim kamaşsa da razıyım aydınlıktan

Alışırım nasılsa…

 

Ayağa kalktığımda ışıklar saçmalı

Yorgun kirpiklerimde dile gelen sözlerim

Arıtır her mekânı, arıtmalı

Temiz ellerim, güçlü bileklerim

Gözbebeklerime biriken terim.

‘Sen mi geldin?’ demem asla kimseye

Anlamsızmış beklemelerim

Ben buradayım, yalnızca bu iyi bilinsin isterim.

 

Nasıl okuyayım fışkıran suyu, yanan dağı

Nasıl anlaşılmalı bilmem

Neden oluyor bu beklenmedik ölümler

Kanda mı yüzecek gemimiz

Üstünde güneşlenirken faniler

Dile geliyor ne varsa birer birer

Anlatıyor soysuzluğun isyanını

Anlatıyor her damla kanda, yamyamlığını

 

Ölenler ne söyleyebilir insana

Arabalar arasında koşturan dilenciler

Avucunu açmış muhacirler

Acından ölenlere fatiha okurken geğirenler

Bir lokma için kalbimin köleliğini bekleyenler

Beni bir saf yerine koyup

Ne derlerse inanmamı isteyenler

Kelimeleri tüketenler, ne söyleyebilir?

Sayfa 9 / 22

VİDEOLAR


İnsan ve Seküler İnsan (17.09.2020)
İnsan ve Seküler İnsan (17.09.2020)
Karşı Cinsle Sınav Bağlamında Yusuf Suresi-2 (23-35 Ayetler) (20.06.2020)
Karşı Cinsle Sınav Bağlamında Yusuf Suresi-2 (23-35 Ayetler) (20.06.2020)

Tebliğ Ahlakı 3- Tebliğ Yöntemleri (16.05.2020)
Tebliğ Ahlakı 3- Tebliğ Yöntemleri (16.05.2020)
Tebliğ Ahlakı 4 - Emri Bil Ma’ruf Vennehyi Anil Münker (23.05.2020)
Tebliğ Ahlakı 4 - Emri Bil Ma'ruf Vennehyi Anil Münker (23.05.2020)

Tebliğ Ahlakı 1-Tebliğ Nedir? (09.05.2020)
Tebliğ Ahlakı 1-Tebliğ Nedir? (09.05.2020)
Tebliğ Ahlakı 2-Tebliğcinin Özellikleri (16.05.2020)
Tebliğ Ahlakı 2-Tebliğcinin Özellikleri (16.05.2020)

Kardeşlik Bağlamında Yusuf Suresi-1 (1-22. Ayetler) (13.06.2020)
Kardeşlik Bağlamında Yusuf Suresi-1 (1-22. Ayetler) (13.06.2020)
Kardeşlik Ayetleri (06.06.2020)
Kardeşlik Ayetleri (06.06.2020)

Toprak Ayetleri (30.05.2020)
Toprak Ayetleri (30.05.2020)
Ramazanla Hayatın Yeniden Programlanması ve Sabır-(Savm Ayetleri) (02.05.2020)
Ramazanla Hayatın Yeniden Programlanması ve Sabır-(Savm Ayetleri) (02.05.2020)

Tevrat, Meal ve Tefsirlerdeki Hz. Eyyub Yorumlarının Kur’an’la Karşılaştırılması - (Sad 38/41-44- Enbiya 21/83-84) (25.04.2020)
Tevrat, Meal ve Tefsirlerdeki Hz. Eyyub Yorumlarının Kur'an'la Karşılaştırılması - (Sad 38/41-44- Enbiya 21/83-84) (25.04.2020)
Nisa Suresi 19-36. Ayetler Bağlamında Cahili Arap Geleneğinin ve İsrailiyatın Kur’an-ı Kerimi/İslamı Boğması - (04.04.2020)
Nisa Suresi 19-36. Ayetler Bağlamında Cahili Arap Geleneğinin ve İsrailiyatın Kur'an-ı Kerimi/İslamı Boğması - (04.04.2020)

Kıssa Nedir? (çevrim içi eğitim programlarından - 28.03.2020)
Kıssa Nedir? (çevrim içi eğitim programlarından - 28.03.2020)
Mutluluk Nedir? (çevrim içi eğitim programlarından - 21.03.2020)
Mutluluk Nedir? (çevrim içi eğitim programlarından - 21.03.2020)

İyilik ve Kötülük Nedir? (çevrim içi eğitim programlarından - 14.03.2020)
İyilik ve Kötülük Nedir? (çevrim içi eğitim programlarından - 14.03.2020)
Evliliğe Hazırlık ve Evlilik Süreci (Melike Hatun Kültür Merkezi - Haziran 2019)
Evliliğe Hazırlık ve Evlilik Süreci (Melike Hatun Kültür Merkezi - Haziran 2019)

Gençliğin Sorunları ve Öneriler (SAY - Nisan 2019)
Gençliğin Sorunları ve Öneriler (SAY - Nisan 2019)
Konuşma Sanatı (MEKDAV - Aralık 2018)
Konuşma Sanatı (MEKDAV - Aralık 2018)

Şahsiyet Oluşumu (AKEV-Şubat 2019)
Şahsiyet Oluşumu (AKEV-Şubat 2019)
Kendini Eğitmek ve Geliştirmek için çalışmanın ABC’si (Ekim 2018)
Kendini Eğitmek ve Geliştirmek için çalışmanın ABC'si (Ekim 2018)

Haber Türk 2015 (28 Şubat Süreci)
Haber Türk 2015 (28 Şubat Süreci)
Anadolu Eğitim ve Kültür Vakfı 2013 (Aile İçi İletişimde Söz)
Anadolu Eğitim ve Kültür Vakfı 2013 (Aile İçi İletişimde Söz)

Nevşehir Programı 2013 (Sen Hangisisin? 2)
Nevşehir Programı 2013 (Sen Hangisisin? 2)
Nevşehir Programı 2013 (Sen Hangisisin? 1)
Nevşehir Programı 2013 (Sen Hangisisin? 1)

Dost TV 2013 (Bayram ve İnsan 2)
Dost TV 2013 (Bayram ve İnsan 2)
Dost TV 2013 (Bayram ve İnsan 1)
Dost TV 2013 (Bayram ve İnsan 1)

Dost Tv 2014 (Hz Fatıma, çocukları ve Kerbela)
Dost Tv 2014 (Hz Fatıma, çocukları ve Kerbela)
Dost Tv 2013 (Gençleri Kazanmanın Yolları)
Dost Tv 2013 (Gençleri Kazanmanın Yolları)
Joomla templates by Joomlashine