AŞK VE SEVGİ VADİSİ
Döndüğü anda karşısında, bülbülü gördü. Konuşmaya gelmişti. Söyle anlamında bülbüle baktı. Bülbülün de soruları vardı.
- Bizim nereye doğru gideceğimiz belli değilmiş öyle mi?
- Öyle.
- Gittiğimiz yerde, ne bulacağımız da belli değilmiş öyle mi?
- Evet, öyle.
- Peki ya düşlediğimiz hiçbir şeyi bulamazsak ne olacak?
- Ben de bilmiyorum ne olacak?
- Öyleyse bu kadar belirsizlik içerisinde bizi nasıl peşine takıp götürürsün?
- Ben sizin hiçbirinize bizim peşimizden gelin, dediğimi hatırlamıyorum.
- Fakat biz, sizin gibi bilge ve üstün niteliklerle donanmış iki kuşun gitmek için yola çıktıkları yerin, kesinlikle yaşadığımız yerden daha iyi olabileceğini düşünerek peşinize takıldık.
- Biz bir bilinmeze doğru gidiyoruz.
- Nasıl yaparsınız böyle bir şeyi?
- Gerçek bu?
- Peki bunu neden yapıyorsunuz? Siz de biz de yaşasaydık yuvalarımızda, topraklarımızda, bildiğimiz yerlerde? Neden?
- Başka bir şey yapmak elimizden gelmiyordu. Gitmek zorunda hissettik kendimizi ve yola çıktık. Çıkmasaydık eğe yalayan kedi gibi kendi kanımızda olmasa da kendi duygu ve düşüncelerimizin girdabında boğulacaktık. Başka çaremiz yoktu.
- Peki biz ne olacağız şimdi, onca yol geldik peşinizden, daha iyi olacak diye fakat sen şimdi diyorsun ki ‘Biz bir bilinmeze doğru gidiyoruz.’ Madem öyle hep beraber dönelim. Neden kendinizi de bizi de tehlikeye atıyorsunuz.
- Bu bizim için mümkün değil.
- Ya biz?
- Siz her zaman özgürsünüz, ne isterseniz yapabilirsiniz. Ben sizin her kararınıza saygı gösteririm. Zaten gelirken bana sormadınız, eğer geri dönmek istiyorsanız, dönerken de sormanıza gerek yok.
- Öyle mi? Doğru söylüyorsun. Peki sizin yolculuğunuz daha ne kadar sürecek?
- Bilmiyorum?
- Gerçekten mi?
- Evet, gerçekten.
Bülbül, hiç sesini çıkarmadan döndü. Diğer bülbüllere durumu anlattı.
- Arkadaşlar, hepiniz durumu biliyorsunuz. Birbirinizle konuşun, danışın bir karara varalım.
Bütün bülbül türleri oradaydı: Nar bülbülü. Nil bülbülü, Ak kulaklı bülbülü, Tepeli bülbül, Çalı bülbülü, Ötleğen kuşu. Her birisinden bir temsilci söz aldı. Hep beraber durum değerlendirmesi yapmaya başladılar.
- Biz karanlık geceleri sesimizle şenlendiren varlıklarız, Davud peygambere ilham veren kuşlarız, nasıl bir bilinmeze doğru gideriz?
- Ormanlar, ağaçlar, bahçeler, çiçekler bizimle tamamlanır. Kimileri sanır ki biz sadece süslüyoruz buraları. Hayır, buralardaki bütün zararlı böcekleri yiyerek hepsini koruyan biziz. Oralar bizsiz ne olacak şimdi, hiç düşünmedik bunu.
- İnsanlar, bizim için şiirler yazar. Var mı başka hakkında bu kadar şiir yazılan bir kuş türü? Mesela kan davalımız Alaca Baykuş için yazılmış bir tek aşk şiiri var mı? Ama insanoğlu çok garip tabi, bizim neden kendi cinsimizden kuşlara âşık olacağımızı değil de bahçelerdeki güllere âşık olduğumuzu yazarlar, bunu anlamak mümkün değil. Hâlbuki biz, kenarına konduğumuz güle değil, âşığı olduğumuz bülbüle ilan etmekteyiz aşkımızı.
- Benim âşığı olduğum bülbül, bir gece sabahlara kadar ona olan sevgimi anlattıktan sonra beni anladı ve gönlünü açtı. İnsanlar bu yüzden bazen ‘gece kuşu’ diyorlar bize. Yine uykusuz gecelerimden birinde, beni o gece dinleyen Ayten Hanım ‘Demek şeyda bülbül adını bunun için verdiler sana?’ diyerek bulunduğum yere su koydu ve yiyecekler serpti. Benim ağlamamı, canıma batan dikenden sanmışlardı insanlar, hâlbuki ben, bülbülümün bir başka bülbüle meyletme ihtimali için ağladım durdum. Biz şimdi burada hep birlikteyiz fakat insanlar bizi görmezlerse aşklarını anlatacak şiirler yazmak için neden ilham alacaklar? Dönelim.
- Aşkı anlatmakta zorlanan her kişi bizim üzerimizden tüm duygu ve düşüncelerini ortaya koyar. Uykusuzlar bize, ‘Seher kuşu’, ‘Gece kuşu’ der, kimi ‘Andelip’ diyerek şiirlerinde yazılarında bizimle tasvir eder sevgi ve hasret duygularını, kimi bizim bir gecede hiçbir ötüşümüzün birbirine benzememesi sebebiyle ‘Hezar’ der, bin anlamında. Gül dalına konuşumuzla aşk anlatılmıştır asırlardır. Bizi de mutlu ederdi bu şiirler, şimdi bizim için kim şiir yazacak? Neden gidiyoruz, dönelim.
- Biz, Sinekkapangiller ailesinin en soylu kuşlarıyız. Davamız dahi Süleyman peygamber tarafından karara bağlanmıştır.
- Nasıl oldu o iş, dedi birisi.
- Bizden biri âşık olmuş, tabi âşık olunca da gece sabahlara kadar ötmüş bülbülü için. İnsanlar onun bir güle âşık olduğunu sanarak yanılmışlar. Diğer kuşlar ise onun sürekli aşkını anlatmasından rahatsız olmuşlar ve Hz. Süleyman’a kuş diliyle şikâyetlerini anlatmışlar. Hz. Süleyman, kuş dilini bildiği için hepsini bir bir dinledikten sonra doğan kuşunu gönderip bülbülü yanına getirtmiş. Bülbül kendisini savunmuş ve nasıl bir aşkla yanıp kavrulduğunu anlatmış. Duygularını anlatmak zorunda olduğunu çünkü bülbülünün kendisine ve aşka inanmadığını, inandırmak için böyle sürekli aşkı terennüm eden şarkılar söylediğini anlatmış. Hz. Süleyman onu haklı bulmuş ve diğer kuşların bülbüle dokunmamalarını emretmiş.
- Evet, biz de o günden beri istediğimiz gibi ötmeye devam etmekteyiz. Gecen mayıs ayı söylemiştim en güzel şarkılarımı eşime. İnsanlar zannediyorlar ki kendileri için ötüyorum. Neden sizin için ötecekmişim ben? Eşim ne kadar beğenmişti sesimi. Bir gecede bin ayrı beste sundum ona sabaha kadar. Sonra topladığı çalılarla yuvamızı yaptı. Yavru kuşlarımız oldu. Zaten ömrümüzün yarısından çoğu gitti. Şurada önümüzde en fazla birkaç mayıs ayı daha var. Neden sonunu bilmediğimiz bir yolculuğa çıktık sanki? Yiyeceğimiz bir miktar et, onu da nerde olsa buluruz. Geri dönelim.
Sonra Arap bülbülüne seslendi:
- Sen ne dersin kardeş.
- Ben çoğunluk ne derse ona uyarım. Benim zaten beslenme kaygım yok, et bulsam et, ot bulsam ot yerim. Benim tek derdim, sizlerle beraber yaşamak. Biliyorsunuz ben insanlarla da kolay iletişim kurabilirim. Ancak istiyorum ki sizlerle beraber olayım. Siz hangi gül bahçesinde iseniz ben de o gül bahçesinde olmak istiyorum çünkü benim hayatım aşk ve sevgi üzerine kurulmuştur.
DEVAM EDECEK...