Depremzede ve Ev Sahibi İki Aileye Ziyaret

Ayten DURMUŞ, hertaraf.com 08.03.2023

Bir depremzede aileyi ziyarete gittik. Daha sonra ziyaret ettiğimiz evi, içine yerleşen depremzede aileye kirasız veren Ayla’yı, ablası Ayça’yı ve babasını ziyaret ettik.

Ayla benim fakülteden otuz yıllık arkadaşım. Hâl hatır sorduktan sonra Ayça bize yanında kurabiyeyle çay ikram ederken o da yanımdaki gençlere uzun uzun babasının ülkemiz, milletimiz, vatanımızla ilgili yaptığı değerlendirmeleri anlattı. Hepimiz, yüreğimizdeki deprem sarsıntılarının üstüne acı sos gibi bunları da dinledik.

Şöyle diyordu Ayla:

Deprem sabahı, babam, sanki bir devlet başkanıymış gibi bize: ‘Tüm gücünüzle, tüm imkânınızla devletimizin, milletimizin yanında olun, yapılacak ne varsa maddi-manevi omuz verin.’ dedi. Biz kendi aramızda ne yapabileceğimizi düşünürken babam: ‘Devlet, sıfırların başındaki 1 gibidir, 1 giderse sıfırların anlamı kalmaz, yok olur gider. Türkiye, bütün Türk ve İslam dünyasının hatta bütün mazlum millet ve devletlerin önündeki 1’dir. Bunu hiç unutmayın.’ diyerek bize ‘Hadi, ne yapacaksanız yapın’ diyor, bizi harekete geçirmek istiyordu.  

 

Oysa ben öğrenciyken başörtülü oluşum nedeniyle okuduğum fakülteden atılmıştım, ablam da işinden atılmıştı. Ablam gidilemeyecek bir yere nokta atamayla atanmış, istifa etmeye -onu da kabul etmediler zaten- mecbur bırakılmıştı. Aradan geçen yıllarda ülkemizdeki pek çok kimse gibi biz de milletimize düşman olan ve devlet gücünü eline geçiren ‘azgın bir azınlığın’ zulmü ve tahakkümü altında bir sürü acılar çekmiştik. Sonra yıllar geçti ve yaralarımız iyileşmese de küllendi, bugün pek çok konudaki sorunlar şükür çözüldü ancak pek çok konudaki geç kalmışlığımızı da telafiye imkân bulamadık.

Biz, ablamla yaşadıklarımız nedeniyle üzüntü, kırgınlık ve kızgınlığımızı her ortaya koyduğumuzda, esasında ülkemizde yaşananlara bizden çok üzüldüğü halde babam, bunu bize yapanlar 'iç işgalci' der ama devlete küsmez ve eklerdi: ‘Milletimizin evlatları savaşlarda tükendi, yeni kurulan devletimize de ancak bu kadar sahip olabiliyoruz. Bunlar da geçecek inşallah’ der sonra devlete karşı davranışlarımız konusunda hep şöyle bir örnek verirdi: ‘Ben ölsem, sizler de güçsüz olsanız ve şu oturduğumuz eve sahip çıkamasanız, yabancılar gelip otursa, size de en küçük odayı bile vermeseler hatta yalnızca bir balkon kalsa, siz: ‘Bu ev bizimdir, ailemizin malıdır, varisi biziz’ demekten vaz geçer misiniz? Hayır, değil mi? İşte devlet de böyledir. Devlet bizimdir.

Otururken depremzedeler için yapabileceğimiz başka şeylerden söz etmeye başladık. Her birimiz tek tek ve birlikte neler yapabileceğimizi konuştuk. Ayla şöyle dedi: ‘Benim bir yayınevi kurmak için birikim yapmaya çalıştığımı biliyorsunuz, bu birikimi, depremzedelere bağışlamak istiyorum. Hesapta para varken başka türlü davranmak içime sinmiyor. Allah dilerse bana başka bir imkân verir, ben de yayınevini yine kurabilirim belki. Artık nasip diyelim!’

Ayla, Ayça ve tanıdığım tüm arkadaşlarım, evlerinde neleri varsa deprem için göndermeye çalışmışlardı. Şimdi de bulunduğumuz kente gelen ailelere ev, eşya, giyecek-yiyecek acısından yardımcı olmaya çalışıyordu.

Bu esnada Ayla’nın 75 yaşındaki babası Orhan amca odasından çıktı, abdest alıp dönerken bize hâl hatır sorduktan sonra vakit namaz kılmak için sessizce yeniden odasına gitti. Çok üzgün görünüyordu. Ayça: ‘Annemin vefatından beri onu ilk kez bu kadar üzgün, ilk kez bu kadar perişan görüyorum’ dedi. ‘Babanız çok özel bir insan’ dedim ikisine de bakarak. Onlar da ‘Evet’ anlamında başlarını salladılar. Sonra Ayça dedi ki: ‘Babam bize hep diyor ki: Birileri milletimize bilinçli bir şekilde Mondros’u, Sevr’i unutturdu. Sonra da Mondros ve Sevr zehirlerini bize sunanlarla bizi ‘müttefik’ yaptılar. Böylece bu işgalciler, daha önce işgal ederek girip yerleşemedikleri yerlere ‘müttefiklik’ adıyla girdiler. O kadar ki ‘yönetim şeklimize, hangi kurumları nasıl kuracağımıza, eğitim konularımıza, nereye ne ekip dikeceğimize, hangi silahları yapabileceğimize, hangi silahları bulundurabileceğimize, kimden hangi silahı alabileceğimize, silahlarımızı kimlere karşı kullanıp kullanamayacağımıza kadar ‘müttefiklik’ adı altında bize sürekli müdahale ettiler, sanki ülkemizi işgal etmişler de başımıza bir işgal valisi atamışlar gibi. Bunlar da birer işgal değil midir? Biz, ülke olarak yeniden dirilmek ve yarım kalmış özgürlük mücadelemizi gerekirse savaşarak tamamlamak zorundayız.’

Bir süre sonra Orhan amca yanımıza geldi, hemen kalktık, o da salonda her zaman oturduğu yere oturdu. Bir süre sağdan soldan konuştuktan sonra yaşlı ve yorgun sesiyle konuşmaya başladı: ‘Babam, Erzincan depreminde askermiş, o depremde oradaymış, yardım etmiş insanlara. Yıllarca depremi anlattı durdu. Arada bir ‘Erzurum’a girdim ne güzel bağlar/ Erzincan’a girdim dumanlı dağlar’ diye başlayan bir türküyü söyler, hüzünlenirdi. Ben de yeni yetme bir delikanlıyken açık arazide bir anda bindiğim at ve önümdeki diğer atlar kişnemeye, etrafımdaki hayvanlar garip davranmaya başladı, az sonra bir dakika kadar sallandıktan sonra durduk. Gediz depreminde kardeşim Sadi askerdi, babamla hemen kalkıp gittik, çok aradık bulamadık. Umudumuz kesildiğinde geri dönecekken biri bana yaralı olarak enkazdan çıkartıldığını, eve gönderildiğini söyledi. Babama bunu söyledim ama gelip evde Sadi’yi görünceye kadar bana inanmadı. Babam, Sadi’nin öldüğünü, ölüsünün bile bulunamadığını, benim de kendisini geri dönmeye ikna etmek için öyle dediğimi düşündü. Sonra 1999 depremini yaşadı ülkemiz. Bu depremin ve artçılarının doğal bir deprem olduğuna hiç inanmadım, sebepleri de var tabi. Daha ülke olarak yeni yeni kendimize geliyor ve ülkemizi ayağa kaldırmaya çalışıyorduk. Şimdi de 2023 depremi… Bu depremi tetikleyenler, becerebileceklerini düşünselerdi tıpkı Afganistan, Irak, Suriye’ye yaptıkları gibi ‘barış harekâtı’, ‘demokrasi ve özgürlük getirme’, ‘toplumsal düzeni sağlama’ gibi adlarla gerçekte ‘birleşik Haçlı güçlerinin’ ülkemizi işgal etme planlarını da uygulamak isteyebilirlerdi. Onun için vatanımıza, milletimize, devletimize iyi sahip çıkın.’ dedi çok üzgün bir sesle. 

Ayla, Ayça ve ben, onun ne demek istediğini az-çok anlıyorduk. Ama benimle gelen gençler soran gözlerle hem Orhan amcaya hem de bana bakıyorlardı. Ben de ‘Merak ettiğiniz, sormak istediğiniz bir şey varsa sorabilirsiniz Orhan amcaya’ dedim, gençlere. Onlar da biraz daha kalacağımızı anlayarak sormaya başladılar. Ayla, biten çayları yeniden doldururken yanımda gelen gençler Orhan amcayla konuşmaya başladılar.

‘Orhan amca, nasıl bir işgalden söz ediyorsunuz?’

‘Emperyalist ülkeler, her işgale, önce bu işgali sevinçle kabul edecek ‘mankurtları’ yetiştirmek ve iş başına getirmekle başlarlar. Bunlar eliyle o ülkede milli-manevi değerlerinden kopuk bir nesil yetiştirecek şekilde ‘eğitimi’ düzenlerler. Bu yöntemle yetişen yeni nesle, kendi milletinin tüm değerlerini küçümseyecek ancak ülkesini sessizce veya açıktan işgal eden emperyalist ülkenin ‘dilini, geleneğini, düğününü, bayramını, diğer özel günlerini, giyimini, alfabesini…’ üstün gören bir kimlik giydirmeye çalışırlar. Bunlar da hiç farkında olmadan, gerekli-gereksiz her vesileyle üstenci bir dille kendi toplumlarını ve değerlerini hep eleştiren sanki içimizdeki emperyalistlerin konuşan ağızları olurlar. Bu ülkelerin uzantıları, böyle kimseleri parlatır, mevki-makam sahibi kılar, öne çıkarırlar.’

‘Ülkenin yöneticileri, bu durumun farkına vararak neden mücadele etmezler?’

‘Edemezler çünkü onlar da zaten daha önceden bu şekilde yetiştirilmiş kişilerdir. Kendi adlarına ve milletleri adlarına düşünemezler. Emperyalist yabancıların kendilerine ‘aferin’ demesi onlar için çok önemlidir. Kendi ülkelerinde, kendilerini iktidar eden yabancılar ne derse ancak bunları yaparak iktidarda kalabileceklerini de iyi bilirler. Tabi o millet içinden bu gerçeği gören-bilen herkes, bu yanlışa karşı çıkar ancak bunlar, yaşanan ve yapılan yanlışlara karşı çıkan, esasında onların iktidarını sallantıya uğratacak olan kendi milletlerine de düşmandırlar. Çünkü kendi milletleriyle de gerçekçi bir bağları kalmamıştır zaten.’

‘Bizde de yapıldı mı bunlar?’

‘Elbette yapıldı, geçmişti birçok örnekleri var bunun. İmkânlar dâhilinde yapılmaya da devam ediyor. Eğitim basamaklarında, yazılı ve görsel medyada yıllarca emperyalizmin yerli uşaklarının insanlara fısıldadığı ‘dünya vatandaşlığı’ sözüyle ülkemizin ‘akıllı, zeki ve teknik anlamda iyi yetiştirilmiş’ çocukları, devşirilmeye gönüllü olarak beyin göçüne hazırlanıyor. Nasıl yapıldığını ve sonucu merak ediyorsunuz tabi. Hani şu, güçsüzleri sömürerek zenginleşmiş emperyalist bir ülkeye kapağı atma hayaliyle okuyanlar, yaşayanlar, esasında kendi ülkesindeyken aldığı eğitimle kendi kimliğini kaybedenler var ya işte onlar böyledir. Bunlar, gittikleri ülkelerdeki yaşam koşullarının çok daha zor ve ağır olduğunu gördükleri halde ‘gerçeği ifade etmeyip’ 2. Sınıf bir hayat yaşamaya razı olurlar.

‘Bir insan nasıl bu duruma gelir Orhan amca?'

‘Bir kişi, tarihinden-edebiyatından-dininden habersizse kendi milletine hizmet etmek, ülkesi için iyi bir şeyler yapmak, bir yanlışı düzeltmek, bir eksiği gidermek gibi niyet ve isteklere sahip olmaz. Tam tersine böyle kişiler, gevezelik oranında eleştirme alışkanlığına sahip, zihni ve mantığı prematüre ‘bilinçsiz’ bir kitledir. Bunlar, kendilerini çıkarlarına göre formatlayan yabancı ülkenin her şeyine hayran, kendi ülkelerine ait her şeye eleştirel bakarlar. Oysa ben her gittiğimde gördüm, bazılarının körkütük hayran olduğu bu ülkelerin bir sürü eksik gediğini. Ama söz ettiğim kişiler, bu ülkelerdeki koca koca yanlışların-eksikliklerin bir tekini bile göremezler. Neden? Çünkü hayranlık duymaya şartlanmışlardır.’

‘Gençlikten umutsuz musunuz Orhan amca?’

‘Hayır, asla; ben sizlerden hiç umutsuz olmadım çünkü ben milletimin özünü biliyorum. Farklı bir yapısı olduğunu biliyorum. Ben sizleri karalama babında söylenen hiçbir söze iltifat etmedim. Önünüze düşürülmeye çalışılan, bir takım süslü sloganlar eşliğinde arka ayaklarıyla tepinen köle ruhluların, sanki burası bir millete ait bağımsız bir ülke değilmiş gibi ‘Türkiye, Türkiye’ye bırakılamayacak kadar önemlidir’ diyenlerin maşası olan tüm cazgırların cazgırlıklarına rağmen ‘değerlerinden kopuk’ olanların sizi temsil edemeyeceğini de biliyorum. Depremin sarsıntısıyla yeryüzünün kabuğunun kırılması gibi, bulunduğunuz ortamlarda sizi kuşatmaya çabalayan bu sahte kabukların hepsini kırdığınızı ve yaşadığımız acı ortasında sizin soylu yüzünüzü de gördüm, hamdolsun. Sizi amaçları doğrultusunda formatlamaya çalışanların karşılarında konuşabilmek imkânına sahip olsaydım şöyle haykırmak isterdim:

‘Ey kuklalar! Z kuşağı denilerek değerlerimizden uzak ve kopuk olması için kulaklarına sürekli şeytani sözler fısıldanan bu gençliği, siz de görün ve tanıyın! Onlar kendilerini, milletlerini, vatanlarını hatırladılar. Onlar Malazgirt’i, Kutü’l-amare’yi, Çanakkale destanını yazanların torunları olduklarını hatırladılar. Ruhlarında yükselen: ‘Kalk, sen düşersen vatan düşer!’ sesini duydular. Milletimizin tarih boyu küllerinden defalar kere bir güneş gibi yeniden doğan Zümrüdüanka olduğunu hatırladılar. İstiklal Mücadelemizden sonra yarım kalan ‘kendimiz olarak var olma’ mücadelemizin tamamlanması gerektiğini de hatırladılar. Yaşamakta olduğumuz depremin nedenleri konusunda çok ciddi şüphelere sahip olsak da millet olarak depremin enkazları arasında, aslanın yavrusunun aslan olduğunu, canını dişine takıp aslanlar gibi uğraştığını gördük. Hamdolsun.

VİDEOLAR


Allah Neden Vardır? (02.05.2024)
Allah Neden Vardır? (02.05.2024)
Mutluluk Nedir? (25.04.2024)
Mutluluk Nedir? (25.04.2024)

Kur’an’a Şirk Koşmak.(07.03.2024)
Kur'an'a Şirk Koşmak.(07.03.2024)
Narsizm, Sekülerizm, Deizm. (02.03.2024)
Narsizm, Sekülerizm, Deizm. (02.03.2024)

Rasulullah’ın Kur’an’la İlişkisi (22.02.2024)
Rasulullah'ın Kur'an'la İlişkisi (22.02.2024)
Kur’an’a Göre ’insanların çoğu’ (15.02.2024)
Kur'an'a Göre 'insanların çoğu' (15.02.2024)

Kur’an’a Göre Din Tüccarlığı. (08.02.2024)
Kur'an'a Göre Din Tüccarlığı. (08.02.2024)
Yaşamın Amacı Anlamı. (19.01.2024)
Yaşamın Amacı Anlamı. (19.01.2024)

Kur’an’da İnsana Sorulan Sorular. (12.01.2024)
Kur'an'da İnsana Sorulan Sorular. (12.01.2024)
Sorumluluk Bilinci, Kur’an’a Göre İnsanın Sorumlulukları. (04.01.2024)
Sorumluluk Bilinci, Kur'an'a Göre İnsanın Sorumlulukları. (04.01.2024)

İnsanın Dünya Sınavının Konuları (28.12.2023)
İnsanın Dünya Sınavının Konuları (28.12.2023)
Kur’an’ın Aile Önerileri (21.12.2023)
Kur'an'ın Aile Önerileri (21.12.2023)

Cihad Nedir? (14.12.2023)
Cihad Nedir? (14.12.2023)
Allah’ın Orduları (07.12.2023)
Allah'ın Orduları (07.12.2023)

Lanet-Lanetlenme Nedir? (30.11.2023)
Lanet-Lanetlenme Nedir? (30.11.2023)
Siz Diyorsunuz ki - Kur’an Diyor ki (26.10.2023)
Siz Diyorsunuz ki - Kur'an Diyor ki (26.10.2023)

Sadaka ve Zekat Nedir? Kaç Çeşit Sadaka Vardır?(09.11.2023)
Sadaka ve Zekat Nedir? Kaç Çeşit Sadaka Vardır?(09.11.2023)
Kur’an’ın Anlaşılması Önündeki Engeller ’Çeviri Sorunu (02.11.2023)
Kur'an'ın Anlaşılması Önündeki Engeller 'Çeviri Sorunu (02.11.2023)

Ecel ve Ecel i Müsemma (19.10.2023)
Ecel ve Ecel i Müsemma (19.10.2023)
Kader Nedir? Kader Algımız Nedir? (12.10.2023)
Kader Nedir? Kader Algımız Nedir? (12.10.2023)

Kıyamet Çeşitleri (05.10.2023)
Kıyamet Çeşitleri (05.10.2023)
Kadın Çıkmazları (20.06.2021)
Kadın Çıkmazları (20.06.2021)

Ailevi Mutluluğun Temel İlkeleri  (23.04.2019)
Ailevi Mutluluğun Temel İlkeleri (23.04.2019)
Kadınlarla İlgili Gelenek Nasıl Oluştu? / Geleneğin Takma Bacakları (21.02.2021)
Kadınlarla İlgili Gelenek Nasıl Oluştu? / Geleneğin Takma Bacakları (21.02.2021)

Kur’an’a Göre Şirk (12.11.2020)
Kur'an'a Göre Şirk (12.11.2020)
Hz. Meryem Örneğinde Kadın Hakları-1 (29.10.2020)
Hz. Meryem Örneğinde Kadın Hakları-1 (29.10.2020)

Hz. Meryem Örneğinde Kadın Hakları-2 (29.10.2020)
Hz. Meryem Örneğinde Kadın Hakları-2 (29.10.2020)
Şeytan ve Şeytanlaşmak-1 (22.10.2020)
Şeytan ve Şeytanlaşmak-1 (22.10.2020)
Joomla templates by Joomlashine