Zümrüdüanka artık çıkış vaktinin geldiğini düşünüyordu. Hazırlık yapması gerektiğini düşünerek oradan ayrıldı.
Baktı ki yolunun üzerinde dört kuş türü kendisini bekliyor. Bunlar: Kaz, tavus, kuzgun ve horozdu. Bu dört kuş türünün kanatlarında yolları kesen dört ayrı tayf vardı.
Kazdaki tayfın adı, hırstı.
Horozdaki tayfın adı şehvetti.
Tavustaki tayfın adı makam arzusuydu.
Kuzgundaki tayfın adı ise uzun emeldi.
Kaz, her şeyin en iyisi her zaman kendisinin olsun isterdi. Bir başkasının ondan daha iyi olmasına tahammül edemezdi. Yerken, içerken, gezerken hep en iyi kendisi olsun isterdi. Mesela, konuşulacaksa herkes ona kulak vermeliydi. Bir başka kuşun söze karışıp öne geçmesine dayanamazdı. Hırsı, her şekilde hissedilirdi.
Horoz, tek başına saltanat sürmek ister, her şeyin aşırısına talip olduğu gibi, sayısı belirsiz bir tavuk topluluğuna da sahipti. Bütün kuşlarla aynı ortamda kalmak istemezdi, yalnızca tavuklarla kaldığı bir evi vardı. Sabahları, kendi otoritesini göstermek için erkenden kalkar, olanca sesiyle haykırmaya başlardı. Her konudaki aşırılıkları derhal hissedilirdi.
Tavus, ayaklarının görmemek için o muhteşem tüylerini açar, kendisine hayran bir şekilde aheste aheste dolaşırdı. Kanatlarını göstermekten son derece hoşlanırdı. Çünkü bu bir meydan okumaydı, onun kanatları gibi kanatlara sahip olan kuş hiç yoktu. Öyle güzel, öyle renkli, öyle pırıltılı… Tavus bu güzelliği sebebiyle kuş türünün en üst yöneticisi olmak isterdi. Çünkü o en güzel tüylere sahipti. Uçamasa da tüyleri çok görkemliydi. Şöyle bir daire haline getirip açtığı anda, yalnızca kuşlar değil, etrafta bulunan her ne varsa hayranlıkla gözlerini çevirirlerdi. Herkes bilirdi ki tavusa hangi makam verilirse verilsin o hep bir sonraki makamın hasretiyle kıvranırdı.
Kuzgun, ölümü hiç düşünmezdi. Sanki sonsuza dek yaşayabilecekmiş gibi hazırlık yapardı. İstediği şeylerin çoğuna ömrünün yetmeyeceğini aklına bile getirmezdi. Pek çok kuş türü, kuzgun cinsinin hayat süresini hatırlatarak ona nasihat etmek isterdi ancak o bildiğinden şaşmazdı. Ondaki uzun emeller, arka arkaya en az dört kuşak kuzgun cinsinin ömründe ancak yerine getirilebilirdi.
(Kahraman şehitlerimizin ardından…)
Yazmadan tarihler altın suyuyla
Dar gelen huduttan taştığınızı
Önce Peygamber’e anlatacağım
Cepheden cepheye koştuğunuzu
Dedin ki tarihe: ‘Yaz defterine:
Kurbanım bu yurdun her bir yerine.’
Küfrün en sömürgen hainlerine
Gördüm, dudak büküp şaştığınızı
Bağlandın davaya bir kopmaz iple
Doruksun, işin yok çukurla, diple
Anlamaz cahiller, hangi sebeple
Cepheye giderken coştuğunuzu
Küfür tek milletti, bizi ezerken
‘Kırıldı belimiz, doğrulmaz.’ derken
Millet arkanda, sen önde giderken
Bir bilsen, kaç asır aştığınızı
‘Vatanım!’ dediğin, aşkmış anladım
Ben de o sevdanın narına yandım
Kızıla boyanıp nasıl kıskandım
Al bayrak altına düştüğünüzü
Dedin: ‘Bitsin zulmün soysuz düzeni’
Evrende mevcudat, yaptı şöleni
Yırtarken biçilmiş en son kefeni
Demedin kavrulup piştiğinizi
Ölümsüzmüş hayat, böyle ölüşte
Vuslat tebessümü var bu gülüşte
Görürsem şaşırmam, gerçekte-düşte
Resul ağuşuna koştuğunuzu
Dururlardı aylardır bir masanın üstünde
Bal ile pekmez, sohbetle günü geçirirlerdi.
Üstten bakarak pekmez, bir gün bala dedi ki:
Sen benimle nasıl boy ölçüşürsün
Güneşler altında kalarak olgunlaştım
Ezdiler, süzdüler, kaynattılar beni
Nice emeğin sonucuyum ben.
Kendine bak bir de sen, bir de rengine
Karşımda nasıl konuşursun
Sen arının kurumamış b..kusun.
Yutkundu bal, istemedi masadaki arkadaşına
Onu üzecek sözler söylesin…
Fakat o da haddini aşmıştı, durduk yerde
Hâlbuki ne güzel yaşıyorlardı birlikte
Dedi: Sen, bir ekşi koruktun
Aslını nasıl da çabuk unuttun
Kendini anlatırken kendinden geçtin
Ezdiler seni, yaktılar, ıslah olasın diye.
Banaysa değmedi ne insan ne hayvan eli,
Kovanıma giremedi güneşin bile gözleri
İşte ben, bütün çiçeklerin özüyüm
‘Bal gibi’ der insanlar, lezzetlerin sözüyüm.
Yavuz, dokuz yaşındaydı, dokuz oğuz soyundan
Okuldan geldi, sanki ölmüştü acından,
Daha gelmemişti, olgun bir çağa,
‘Anneeeee!’ diyerek koştu, daldı mutfağa
Tüm çiçekler uyandı, onun gürültüsüne
Takıldı kolunun düğmesi, masanın örtüsüne
Üstte ne varsa döküldü hepsi yerlere
Bal ile pekmez de karıştı yerde birbirlerine…
Zümrüdüanka uyumak, yalnız kalmak, biraz dinlenmek istiyordu. Fakat geldiğinde gördü ki kendisini bekleyenler var. Geçti aralarından, ne diyeceğini bilemeyerek ve ne diyeceğini düşünerek. Eskiden olsaydı, hemen bir şeyler söyleyebilirdi, konuştuklarını hoş kelimelerle, güzel örneklerle süsler, dinleyenler hayranlıkla kendilerinden geçerlerdi, anlasalar da anlamasalar da. Şimdiyse söyleyeceği her söz için endişe içindeydi. Bazı sözlerinin bir bumerang gibi ne kadar hızlı fırlatmışsa o kadar büyük bir hızla dönüp kendisine geldiğini görmüştü kaç kere. Şimdi böyle bir şey yaşamak istemiyordu.
- Şu anda içinde bulunduğum durumu ve duygularımı size anlatmak gücüne sahip değilim, dedi. Bütün büyük sözlerimden tövbe ediyor ve hepimizin yaratıcısı olandan af diliyorum. Ben sandım ki her kuş benim gibi uçabilir, ben sandım ki her kuş benim gibi günlerce yemeden, kendi içinden beslenerek durabilir, ben sandım ki herkes benim gibi küllerinden doğabilir. Bunun böyle olmadığını anlamam hiç de kolay olmadı. Tabi benim sizi anlamadığım gibi siz de beni anlamadınız. Bu yüzden beni kendinize benzetmek istediniz. Sizin gidemeyeceğiniz yerlere gitmek istediğim, sizin çıkamayacağınız yüksekliklere çıkmak istediğim için kanatlarımı kestiniz, ayaklarıma prangalar taktınız. Siz benden yoruldunuz belki ama bilin ki ben de sizden yoruldum. Beni anlamanızı istiyorum.
- Biz seni seviyoruz, dedi aralarından birisi
- Ben de sizi seviyorum ama bu benim sizin gibi olmamı gerektirmiyor.
- Biz senin olmayacak hayaller peşinde kendine zarar vermeni istemiyoruz. Sen bizim için kıymetlisin.
- Siz de benim için kıymetlisiniz ama beni kendi dünyanıza esir etmenizi istemiyorum.
- Ama ben seni bildim, dedi. Sen, kendi gerçeğini bana anlatmasan bile ben seni belki de senden bile daha iyi tanıyorum. Sen defalar kere küllerinden doğdun. Senin olduğun her yerde ve her zamanda ben de vardım. Demek sen şimdi yine varsın öyle mi? Belli ki sen var olduğun için ben de yine varım. Varlığımı yeniden hissettiğim bu zaman diliminde, seni bana gösteren, tanıtan, hissettiren Zat’a teşekkürlerimi sunmak için ne yapsam az, diyerek derin bir nefes aldı Rade. Önce sararan sonra ağaran sonra kızaran benzini normalleştirmeye çalıştı; nefes alışverişlerini normalleştirmeye çalıştığı gibi.
- Aslan neredeyse, avı da oradadır, dedi Zümrüdüanka kısık bir sesle.
- Aslan sen misin ben miyim? Av sen misin ben miyim ey gözlerimin ışığı?
- Nasıl sayarsan, nasıl kabul edersen öyle olsun, dedi yine kısık ve yorgun bir sesle.
- Seninle olacaksam ister aslan olayım, ister av, bir farkı yoktur benim için, dedi.
Cevap vermedi Zümrüdüanka. Hâlbuki Rade bir cevap istiyordu. Evren yokken ne vardı? Dünya yokken ne vardı? O ve kendisi yokken ne vardı? Var olanların ne anlamı vardı?
- Şimdi ne olacak, dedi; sanki yıllar sonra karşılaştık, bu karşılaşmanın bir anlamı olması gerekmez mi, edasıyla. Hiçbir bir cevap alamadı, her zaman olduğu gibi yine kendisi bulacaktı tüm cevapları, yine kendisi anlamlandıracaktı olan ve olmayan ne varsa. Fakat bu süreç ne kadar da yorucu ve yıpratıcıydı. Sorduğu soruların cevabını bulacak, bulduğu cevapların sorularını soracaktı. Bu da onun yoluydu, ne yapabilirdi ki değiştiremeyeceği şeyleri hoşnutlukla ve durumun güzel yanlarını görmeye çalışarak kabul etmekten başka…
Kimde ilim imanla beraberdir
Tevazu vardır, denge vardır.
Bu aksayıp duran burnu yukarılar
Tek ayağa sahip kemal yolcuları
Baston kadar destek yoksa
Çekirge bir sıçrar, iki sıçrar
Sonra ağaca bakıp, kasnak hesap ederek
- Lala, derler, ne çıkar bundan?
Ham yobaz ve bilgili sapkın
Birbirini okşayan iki el
Giderler aynı yolda yan yana
Ağızlarında aynı sözler…
Köpeksiz köylerde değneksiz dolaştılar
Boş meydan gördükçe savurdular
Beylik lafları
Rüzgâr tersten esince kalmadı
Ne kendileri ne sözleri ne havaları
Ama sözlerinin tozları
Bulandırdığı için bakışları
Hala yaşatıyor bazı sıkıntıları
Bunları baş üstü gezenler anlamaz
Çakılıp kalanlar örkü üstüne
Ahırını dünya sanan anlamaz
Ve temiz havalarda midesi bulananlar