SİNOP CEZAEVİ VE DİNCİ-YOBAZ BİR ŞÂİR

Ayten DURMUŞ, hertaraf.com 15.07.2020

Bir kenti gezmek isteyenler, o kentte yaşayan bir tanıdığın kılavuzluğunda gezmeyeceklerse eğer kenti ‘gezilip görülecek yerler’ diye internetten şöyle bir araştırıyorlar. Bu yöntemle kentteki müze, görmeye değecek önemli eserler, tarihi kalıntılar, doğal güzellikler olarak neresi varsa belirlenebiliyor.

Ben de bu yazımda, son yıllarda daha çok ilgi odağı olan ve gezilen Sinop’tan, önemli bir sebeple söz etmek istiyorum. Sinop’un adıyla ilgili hepsi birer varsayım olan epece görüş bulunmakta. Bu kent; M.Ö. 7. yy.da kurulmuş, Hitit, Frig, Lidya, Pers, Roma, Bizans, Selçuklular, Candaroğulları, Osmanlı İmparatorluğu hâkimiyetinde kalmış, denizi ve doğal güzellikleriyle yurdumuzun şirin bir yeridir.

 

Sinop’un fetih süreci şöyle olmuştur:

1085 yılında Süleyman Şah'ın komutanlarından Karatekin Sinop'u fethetmiştir. 1105’te Boyabat ve Durağan Danişmentlerin eline geçmiştir. 1214’te Sultan 1. İzzeddin Keykavus’un Sinop fethiyle kent ilk kez Selçukluların eline geçmiştir. 1431’de Osmanlı Hünkârı II. Murat Han, Candaroğlu İbrahim Bey'in kızı Hüma hatunla evlenmiştir. 1459’da Fatih Sultan Mehmet Han, bölgeye gelmiştir. Kent, 1461’de Fatih Sultan Mehmet Han tarafından fethedilerek Osmanlı topraklarına katılmış, burada hükümran olan Candaroğulları Beyliği kaldırılmıştır.

Konum olarak Sinop, Karadeniz bölgemizin ortasında Boztepe Burnu üzerinde, doğal bir liman olan bugünkü yerinde kale kent olarak kurulmuştur. 5.717 kilometrekare yüz ölçüme, 2017 yılında yapılan sayıma göre de 207.427 nüfusa sahiptir. TUİK verilerine göre Türkiye’nin en mutlu kenti olduğu ortaya çıkan Sinop’un bir diğer özelliği de trafik ışığının olmamasıdır.

Beylikler döneminde Anadolu’ya gelen, Türkçe ve Farsça da bilen, Berberi asıllı Faslı Müslüman gezgin İbn Battuta, diğer pek çok beyliği gezdikten sonra Sinop’a gelmiş, o dönemde gördüklerini, toplumun gelenek ve göreneklerini ayrıntılı olarak Rıhlet-ü İbn Battuta adını verdiği seyahatnamesinde anlatmış, buradan da deniz yoluyla Kırım’a geçmiştir. Bu eserde, Sinop’la ilgili başka bilgilere de ulaşmak mümkündür.

Kente girildiği anda kalesi ve cezaevi hemen göze çarpıyor. Buradaki cezaevi, 4000 yıl önce yapılan kale surlarının içinde, tarihi verilere göre 14. yüzyılda zindan olarak kullanılmaya başlanmış; 1887 yılında resmi olarak hapishaneye dönüştürülmesinin ardından 1999'a kadar sayısız hükümlünün uğrak yeri olmuş.

1913’te Mahmut Şevket Paşa’nın öldürülmesi nedeniyle 200 kadar İttihat Terakki karşıtının kalebentlik göreviyle sürgün yeri olan Sinop, Cumhuriyet döneminde de suçluların yanı sıra, pek çok yazar ve edebiyatçının da sürgün ve hapis yeri olmuştur. Burhan Felek, Refik Halit Karay, Eşber Yağmurdereli, Osman Cemal Kaygılı ve devlet başkanına hakaretten mahkûm olan Sabahattin Ali, Cumhuriyet döneminde burada bulunanlardan bazılarıdır.

1999’da müze olarak kullanılmaya başlayan tarihi yapı, Türkiye'de dark/karanlık/üzüntü gezilerinin (daha önce kötü ya da korkutucu olayların yaşandığı yerlere yapılan geziler) önemli duraklarından biri olmuş. Kadın, çocuk bölümlerinin de yer aldığı, karanlık hücreleri de bulunan bu hapishane, Anadolu’nun Alkatraz’ı olarak ünlenmiştir. Evliya Çelebi ünlü Seyahatname’sinde buradan şöyle söz etmektedir: ‘Büyük ve korkunç bir kaledir. 300 demir kapısı, dev gibi gardiyanları, kolları demir parmaklıklara bağlı ve her birinin bıyığından 10 adam asılır nice azılı mahkûmları vardır. Burçlarında gardiyanlar ejderha gibi dolaşır. Tanrı korusun, oradan mahkûm kaçırtmak değil, kuş bile uçurtmazlar.’

Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz, Bizim Hikâye, Pardon filmleri ve Parmaklıklar Ardında, Köpek, Esir Şehrin Gözyaşları, Tatar Ramazan gibi dizilerin çekildiği hapishane, bu film ve dizilerle birlikte daha büyük bir üne kavuşmuştur.

Bu tarihi cezaevi ve yeni müzede, bir taraftan yenileme çalışmaları devam ederken diğer taraftan da gezi için açılmış bölümleri görülebilmektedir. Yıllık olarak 250 bin dolayında kişinin gezdiği bir yer olmuştur. Yönetim bölümü dışında, kale içindeki cezaevi dört bölümden oluşmaktadır. Şu an itibariyle ikinci bölümde yenileme çalışmaları sürmektedir. Diğer yerlerde bazı koğuşlar tamamen kapalı ve içinde an itibariyle hiçbir eşya bulunmamaktadır. Kilitli olan bir koğuşta üç katlı ranzalar bulunmaktaydı. Ranza sayısından 50, 60 kişinin bir koğuşta kaldığını tahmin etmek mümkün. Uzun dönem bakımsız, ilgisiz kalmasının sonucu olarak duvarları yazılarla dolu, epece kötü durumda olan bu tarihi binanın öneminin anlaşılması iyi bir gelişme elbette.

Üçüncü bölümün avlu kapısının dışında birkaç ayrıntı bilgiye yer verilmiş. Bir suç işledikten sonra hapisten kaçan ve dağa çıkıp teslim olmayan, halka yapılan zulümle mücadele eden, bu nedenle halkın sevgisini kazanan ve evlerde de barındırılıp saklanan Sandıkçı Şükrü adlı ünlü bir eşkıyanın hikâyesinden uzun sayılabilecek ayrıntılarla söz edilmiş.

Bu bölüm avlusuna girildiğinde, kulakları rahatsız edecek şekilde sesi yükseltilmiş şarkılar duyuluyor. Pek çok odası bulunan ve önemli pek çok kişinin kaldığı 3. bölüm, nedense sanki yalnızca Sabahattin Ali kalmış gibi düzenlenmiş. Şarkıların güftesi onun, seslendiren kişiler farklı. Önemli bir sosyalist yazar ve şairin kaldığı bir yerde, ondan birkaç hatıra bulunması gerekli ancak sanki bir odada değil de tüm üçüncü bölümde yalnızca Sabahattin Ali kalmış gibi onu öne çıkarmak doğru olmayan bir durum olmuş. Duvarlarda, yalnızca onun bestelenen ve bestelenmeyen şiirleri var. Belki de bu durum şimdilik böyledir çünkü çalışmalar sürüyor.

3. bölümün bina girişinde, büyük bir çerçeve içinde asılmış ‘Eşkıya Dünyaya Şiirinin Öyküsü’ başlığı altında yine Sabahattin Ali’nin Sandıkçı Şükrü adlı eşkıya için yazdığı şiirinin nedeni olan olay anlatılmış. Bu eşkıya, o yörede yaşamış Sandıkçı Şükrü adlı uzun dönem devleti uğraştıran, kaçmış ve uzun süre sonra yakalanmış bir suçludur. Ancak sabırlı olanların sonuna kadar okuyabildiği, çerçeveletilerek girişin hemen soluna asılmış bu yazının sonuna doğru bir cümle, dikkatli bir okuyucuyu durdurarak ‘Bu nasıl bir cümle böyle?!’ dedirtecek tatsızlıkta. Cümle şöyle: ‘Rizeli Kâhya Salih adında, dinci ve tutucu bir şairin de Sandıkçı Şükrü’yle ilgili bir destanı bulunuyor.’

‘dinci ve tutucu bir şair’ sözünü iki açıdan sorgulamak gerekiyor.

Birincisi: Görmediği, tanımadığı, üstelik bir destan yazabilecek kadar şair olan bir kişi için bir başkası ‘dinci ve tutucu’ yaftasını yapıştırmak hakkına sahip midir? Aynı kelimeleri zıddıyla bir kişi için: ‘Dinsiz ve tutunduğu hiçbir değeri yok’ şeklinde kullanmak uygun mudur? Bir şairin ‘dinci ve tutucu’ olduğuna nasıl karar verilmektedir? İnsanların başkalarını inançları üzerinden yargılama ve suçlama hakkı var mıdır? Edebiyatımıza bir destan da bırakarak ölmüş gitmiş muhalif bir kişi, öznel yargılarla suçlanarak ve dışlanarak mı anılmalıdır? Bu durumda mesela Köroğlu ve Dadaloğlu nasıl anılmalıdır? İnsanlar, farklı siyasi görüşlere sahip edebiyatçıları veya diğer kişileri, kendileriyle aynı görüşlere sahip değil diye, hadsiz ve pervasızca niteleme hakkına sahip midir?

‘dinci ve tutucu’. Bunlar sadece önyargılı kelimeler değil; bu milletin evlatlarına hakaret ve aşağılama niyetli, ayrımcılık yapan, yaftalayan kelimeler. Belli ki birileri böyle kelimeleri kullanmaktan yorulmayacak, usanmayacak, bıkmayacak.

İkincisi: Bu yazıyı asan sorumlular ne yaptıklarının farkındalar mı? Ayrıştıran ve dışlayan bu yazıyı asanlar, okumadan mı astılar? Devletin bir kurumuna bağlı bir müzede, gönüller kıran ve öfkeye sebep olan böyle bir ifade nasıl bulunur? Soruyoruz: Bu yazı, buraya neden ve kim tarafından asıldı? Bu yazı burada hala nasıl durmaktadır? Dileriz ki bu yazı yanlışlıkla yazılmış olsun; yanlışlıkla yazılmış değilse yanlışlıkla asılmış olsun.

Gördüklerim nedeniyle Kültür ve Turizm Bakanlığı, Sinop Valiliği, Sinop Belediyesi başta olmak üzere ilgililerden iki isteğim var:

Birinci isteğim: Bu yazımın ulaşabileceği ilgililerden ve Sinoplulardan, bu ülkeye yakışmayan o ‘ayrımcı, dışlayıcı, küçümseyici’ ve milletimizin hiçbir evladı için kullanılmaması gereken sözleri barındıran yazıyı hemen kaldırmaları Sinop’a yakışan bir davranış olur.

İkinci isteğim: Sinop’un ortası sayılabilecek bir yere, fıçı üstünde eli fenerli bir Diyojen yerleştirilmiş. Her eylemin bir amacı vardır. Bu eylemin gerçek amacı nedir acaba? O meydana ille de heykeller yapmak istiyorsanız orada Sinop için savaşan Türk fatihlerinin sırasıyla temsili figürleri olmalı ve altlarında da mücadeleleri anlatılmalıydı. Hiç olmazsa o meydanda Sinop’un ilk fatihi Süleyman Şah’ın komutanı Karatekin Bey ve son fatihi Fatih Sultan Mehmet Han’dan söz edilmeli, onların mücadeleleri anlatılmalı değil miydi? Böylece halkımız ve gezginlerimiz, buraları bize kim, nasıl yurt kılmış, özet olarak da olsa bir fikir sahibi olurlardı. Can verenlerin nesilleri, atalarının dökülen kanlarına ve fetih için verdikleri emeğe şükran duymalı değiller mi?

VİDEOLAR


İnsan ve Seküler İnsan (17.09.2020)
İnsan ve Seküler İnsan (17.09.2020)
Karşı Cinsle Sınav Bağlamında Yusuf Suresi-2 (23-35 Ayetler) (20.06.2020)
Karşı Cinsle Sınav Bağlamında Yusuf Suresi-2 (23-35 Ayetler) (20.06.2020)

Tebliğ Ahlakı 3- Tebliğ Yöntemleri (16.05.2020)
Tebliğ Ahlakı 3- Tebliğ Yöntemleri (16.05.2020)
Tebliğ Ahlakı 4 - Emri Bil Ma’ruf Vennehyi Anil Münker (23.05.2020)
Tebliğ Ahlakı 4 - Emri Bil Ma'ruf Vennehyi Anil Münker (23.05.2020)

Tebliğ Ahlakı 1-Tebliğ Nedir? (09.05.2020)
Tebliğ Ahlakı 1-Tebliğ Nedir? (09.05.2020)
Tebliğ Ahlakı 2-Tebliğcinin Özellikleri (16.05.2020)
Tebliğ Ahlakı 2-Tebliğcinin Özellikleri (16.05.2020)

Kardeşlik Bağlamında Yusuf Suresi-1 (1-22. Ayetler) (13.06.2020)
Kardeşlik Bağlamında Yusuf Suresi-1 (1-22. Ayetler) (13.06.2020)
Kardeşlik Ayetleri (06.06.2020)
Kardeşlik Ayetleri (06.06.2020)

Toprak Ayetleri (30.05.2020)
Toprak Ayetleri (30.05.2020)
Ramazanla Hayatın Yeniden Programlanması ve Sabır-(Savm Ayetleri) (02.05.2020)
Ramazanla Hayatın Yeniden Programlanması ve Sabır-(Savm Ayetleri) (02.05.2020)

Tevrat, Meal ve Tefsirlerdeki Hz. Eyyub Yorumlarının Kur’an’la Karşılaştırılması - (Sad 38/41-44- Enbiya 21/83-84) (25.04.2020)
Tevrat, Meal ve Tefsirlerdeki Hz. Eyyub Yorumlarının Kur'an'la Karşılaştırılması - (Sad 38/41-44- Enbiya 21/83-84) (25.04.2020)
Nisa Suresi 19-36. Ayetler Bağlamında Cahili Arap Geleneğinin ve İsrailiyatın Kur’an-ı Kerimi/İslamı Boğması - (04.04.2020)
Nisa Suresi 19-36. Ayetler Bağlamında Cahili Arap Geleneğinin ve İsrailiyatın Kur'an-ı Kerimi/İslamı Boğması - (04.04.2020)

Kıssa Nedir? (çevrim içi eğitim programlarından - 28.03.2020)
Kıssa Nedir? (çevrim içi eğitim programlarından - 28.03.2020)
Mutluluk Nedir? (çevrim içi eğitim programlarından - 21.03.2020)
Mutluluk Nedir? (çevrim içi eğitim programlarından - 21.03.2020)

İyilik ve Kötülük Nedir? (çevrim içi eğitim programlarından - 14.03.2020)
İyilik ve Kötülük Nedir? (çevrim içi eğitim programlarından - 14.03.2020)
Evliliğe Hazırlık ve Evlilik Süreci (Melike Hatun Kültür Merkezi - Haziran 2019)
Evliliğe Hazırlık ve Evlilik Süreci (Melike Hatun Kültür Merkezi - Haziran 2019)

Gençliğin Sorunları ve Öneriler (SAY - Nisan 2019)
Gençliğin Sorunları ve Öneriler (SAY - Nisan 2019)
Konuşma Sanatı (MEKDAV - Aralık 2018)
Konuşma Sanatı (MEKDAV - Aralık 2018)

Şahsiyet Oluşumu (AKEV-Şubat 2019)
Şahsiyet Oluşumu (AKEV-Şubat 2019)
Kendini Eğitmek ve Geliştirmek için çalışmanın ABC’si (Ekim 2018)
Kendini Eğitmek ve Geliştirmek için çalışmanın ABC'si (Ekim 2018)

Haber Türk 2015 (28 Şubat Süreci)
Haber Türk 2015 (28 Şubat Süreci)
Anadolu Eğitim ve Kültür Vakfı 2013 (Aile İçi İletişimde Söz)
Anadolu Eğitim ve Kültür Vakfı 2013 (Aile İçi İletişimde Söz)

Nevşehir Programı 2013 (Sen Hangisisin? 2)
Nevşehir Programı 2013 (Sen Hangisisin? 2)
Nevşehir Programı 2013 (Sen Hangisisin? 1)
Nevşehir Programı 2013 (Sen Hangisisin? 1)

Dost TV 2013 (Bayram ve İnsan 2)
Dost TV 2013 (Bayram ve İnsan 2)
Dost TV 2013 (Bayram ve İnsan 1)
Dost TV 2013 (Bayram ve İnsan 1)

Dost Tv 2014 (Hz Fatıma, çocukları ve Kerbela)
Dost Tv 2014 (Hz Fatıma, çocukları ve Kerbela)
Dost Tv 2013 (Gençleri Kazanmanın Yolları)
Dost Tv 2013 (Gençleri Kazanmanın Yolları)
Joomla templates by Joomlashine