BİR ZÜMRÜDÜANKA HİKÂYESİ - 1-2

KIRMIZI İNCİLERİN BEDELİ

1. BÖLÜM

  Seneler süren ömründe Zümrüdüanka, o sıralardaki kadar kendini hiç çaresiz hissetmemişti. Etrafındaki herkes sanki onu boğuyordu. Dilleri sussa halleriyle, halleri dursa dilleriyle daralıp boğulmasına sebep oluyorlardı.

 Kanatlarındaki kırık ve yaralar çok yeniydi. En az birkaç mevsim sürecek bir tedaviye ve iyi bir bakıma ihtiyacı vardı.

 Kanatlarından vurulup yere çakılınca, ilk anda acıyı yeterince hissedememiş ve birkaç kere daha havalanmıştı. Her havalandığında kanatlarına yeni kurşunlar isabet etmişti. Gerçi her havalandığında menzile doğru biraz yol da almıştı ama alınan yol bu yaralanmaların verdiği acıya değer miydi? Bunu ne silahı tutanlar ne Zümrüdüanka ne de seyredenler bilebilecekti? Herkesin bu yaralanmaları ve Zümrüdüanka’nın katlandığı acıları değerlendirmesi kendisine göreydi. Bir Allah’ın kulu da akıl edip de şu soruyu sormadı ona:

 - Bu, her seferinde bir daha vurulma pahasına kanat açıp yükselmek neden?

 Her yere çakılışında aldığı yaralar da ayrıca acı veriyordu. İşte düşe kalka gelebildiği en son yer burasıydı. Burası menzili değildi tabi, gücü burada tükendiği için burada kalmıştı. Çok kan kaybetmişti, yarası çoktu, acısı da çoktu. Sesini çıkaracak dermanı yoktu fakat içinden bir ses yükseliyordu Zümrüdüanka’nın: - Görenler anlasın ki bizim uğruna canlardan geçtiğimiz bir davamız vardır.

 Önündeki suya doğru başını eğdi, baktı, baktı, gözleri nemlendi:

 - Sen, dedi, içimin ne kadar çok yandığını hiçbir zaman anlamadın. Çünkü sen hep sudaydın, ben hep dışarıda.

 Sudaki aksin gözlerinden de koca koca damlalar yuvarlandı.

 - Evet, dedi, herkes bir kahraman ararken, bulamadıklarında, zoraki kahramanlar yaratmaya çalışırken, sen hep benim yanı başımdaydın ve seni kimse görmedi. Anlamadı hiç kimse, sen ne kadar büyük bir kahramansın.

 Zümrüdüanka, bir kez daha acıdan bayıldı. Uyandığında dediler ki:

 - Aylar geçti aradan, sen sanki ruh gibi yaşadın.

 Zümrüdüanka etrafına baktı, gerçekten de ne bulunduğu yeri ne de çevredekileri tanıyordu.

 - Ben, diye düşündü, bakışlarını göklere çevirerek, neden bu kadar çok yalnızlık hissediyorum. Üstelik çevrem, her zaman sevenlerimle doluyken…

 

 En karanlık köşeyi aradı gözleri, gitti oraya kıvrıldı ve başını kanatlarının altına soktu. Bir süre hiçbir şey görmek, hiçbir şey söylemek istemiyordu.

 - Bu kadar ateşin acısı, bir benim yüreğime fazla değil mi, diyerek gizli gizli ağlamaya başladı. Gözyaşları yüreğine damlıyor ve ateşle birleşen damlalar, belki dünyada benzeri olmayan kırmızı inciler haline dönüyordu. (Sütannem sordu bana: - O kırmızı incileri kim taktı boynuna? İnci benden önce cevap verdi:- Mutluluğun yokluğunda, keder ile kader.)

 Aradan ne kadar zaman geçti bilinmez. Yaraları yavaş yavaş iyileşti, acıları azaldı.

 Bir süre sonra, şöyle bir dolaşmak, bulunduğu yeri anlamak istedi Zümrüdüanka. Bir kanat çırptı, baktı ki kanadının her teleğinde ve ayaklarında ağırlık demirleri vardı. Uçamıyordu.

2. BÖLÜM

  Zümrüdüanka ilk defa bakışlarını ufuklardan kendi ayaklarına, kanatlarına çevirdi. Daha önce bakışlarını kilitlediği ufuklar, onu heyecanlandırır, bu heyecanla kalbi çarptıkça çarpardı. Gönlünde ufukların hayali, zihninde oralara ulaşmanın yollarının arayışları olurdu. Bu arayışlar arasında dolanırken, kendisinde, ufukların aşkıyla, ufuklardan bile ötelere gidebilecek güç bulurdu.

 Şimdiyse gözlerini, ayaklarındaki, kanatlarındaki ağırlıklardan alamıyordu. Baktıkça sanki onların da bedeninden bir parça, ruhuna nakşedilmiş bir şey olduğunu düşünüyordu.

 -          İmkânsız, dedi, hem o kadar imkânsız ki…

 -          Ufuklar o kadar uzak ki… O kadar yorgunum ki…

 Zümrüdüanka eğer ayaklarına bakmasaydı, tüm bu ağırlıklarla beraber bile istediği her yere günlerce, yemeden, içmeden, uyumadan, yere konmadan, uçarak gidebilecek güçteydi. Eğer ufuktan gözünü çevirmeseydi. Fakat şimdi gözünü ufuktan çevirmiş, bakışları yalnızca ayak ve kanatlarındaydı. Kanatlarına baktı, yolu düşündü, bu ağırlıkla konabileceği ilk yere kadar kaç kanat çırpması gerektiğini düşündü. Saymaya başladı, hesapladıkça, hiç kıpırdamadığı halde gücünün azaldığını, tükendiğini hissetmeye başladı. Ne kadar süreyle uçması gerektiğini hesaplamaya başladı, sonra üstüne ağır bir yorgunluk ve ezginlik çöktü. Daha sonra eğer yolda çok yorulursa ne yapacağını, nereye inebileceğini, nerede biraz dinlenebileceğini düşünmeye başladı. Hiçbir yeri, mola için uygun bulmuyor, bu durum sebebiyle kararsızlıklar yaşıyordu. En son olarak, tüm zorluk ve sıkıntıları, ayak ve kanatlarındaki ağırlıklara bakarak yeniden düşünürken, kendine daha önce hiç sormadığı bir soruyu sordu:

 -          Gidince, gittiğim yerde ne bulacağım?

 -          Orada ne var ki ben, ısrarla oraya gitmek istiyorum?

 Bu sorularına bir cevap veremedi. Düşündü:

 -          Bu soruların bir cevabı var mıydı?

 -          Var da kendisi bilmiyor muydu?

 -          Yoksa bunlar cevapsız sorular mıydı?

 -          Cevapsız soru olur muydu?

 -          Her soru cevaplanmalı mıydı?

 -          Dahası her soru hemen cevaplanmalı mıydı?

 -          Acaba sorusu cevaplanırsa, bunu kendisi anlayabilir miydi?

 -          Acaba bazı soruların cevabı yok muydu?

 -          Ya da bazı soruların cevabı ancak vakti geldiğinde mi verilebilirdi?

 -          Ya da esasında gerçek cevap ancak ‘anlamak/idrak etmek’ denilen bir şey miydi?

 -    Mesela, kendisi ‘Neden gitmeliyim?’, ‘Bu yolculuğun kahrına, güçlüğüne neden katlanmalıyım?’ sorusunun cevabını ancak gitmek istediği yere varınca mı alacaktı?

 -    Acaba bir meçhule doğru gitmek ne kadar anlamlıydı?

 Oraya gidip de hiç dönen olmamıştı ki buldukları cevabı geridekilere anlatsınlar da onlar da bu yolculuğu ‘gerekli ya da gereksiz’ olarak değerlendirebilsinler.

             Bir şeyi, her şeyden çok cevaplamak istiyordu? Acaba gidenler orada ne buluyorlar, orada mı kalıyorlar, oradan öte mi gidiyorlardı? Günlerce, aylarca, yıllarca, ayak ve kanatlarına bakarak, tüm cümlelerini olumsuz kurarak, gitmekle alakalı, umutsuzluk aşılayan düşünceleri gündeminde tutarak yıllarını geçirdi. Artık cümlelerinde, ufuklarla alakalı hiçbir şey yoktu, başka şeyler söylüyordu. Mesela, ‘Bugün ne yiyeceğiz, yarın ne giyeceğiz?’ diyordu. Sanki her anı dolu, dopdolu gibi görünüyordu. Öyle yaşadığını düşünüyordu, öyle olsun istiyordu, öyle sanmak istiyordu. Öyle olmadığını içten içe kendisi de biliyordu fakat bunu kendisine söyleyemiyordu. Söyleyebilecek miydi?

DEVAMI : Bir Zümrüdüanka Hikâyesi -3-4

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

VİDEOLAR


Evliliğe Hazırlık ve Evlilik Süreci (Melike Hatun Kültür Merkezi - Haziran 2019)
Evliliğe Hazırlık ve Evlilik Süreci (Melike Hatun Kültür Merkezi - Haziran 2019)
Gençliğin Sorunları ve Öneriler (SAY - Nisan 2019)
Gençliğin Sorunları ve Öneriler (SAY - Nisan 2019)

Konuşma Sanatı (MEKDAV - Aralık 2018)
Konuşma Sanatı (MEKDAV - Aralık 2018)
Şahsiyet Oluşumu (AKEV-Şubat 2019)
Şahsiyet Oluşumu (AKEV-Şubat 2019)

Kendini Eğitmek ve Geliştirmek için çalışmanın ABC’si (Ekim 2018)
Kendini Eğitmek ve Geliştirmek için çalışmanın ABC'si (Ekim 2018)
Haber Türk 2015 (28 Şubat Süreci)
Haber Türk 2015 (28 Şubat Süreci)

Anadolu Eğitim ve Kültür Vakfı 2013 (Aile İçi İletişimde Söz)
Anadolu Eğitim ve Kültür Vakfı 2013 (Aile İçi İletişimde Söz)
Nevşehir Programı 2013 (Sen Hangisisin? 2)
Nevşehir Programı 2013 (Sen Hangisisin? 2)

Nevşehir Programı 2013 (Sen Hangisisin? 1)
Nevşehir Programı 2013 (Sen Hangisisin? 1)
Dost TV 2013 (Bayram ve İnsan 2)
Dost TV 2013 (Bayram ve İnsan 2)

Dost TV 2013 (Bayram ve İnsan 1)
Dost TV 2013 (Bayram ve İnsan 1)
Dost Tv 2014 (Hz Fatıma, çocukları ve Kerbela)
Dost Tv 2014 (Hz Fatıma, çocukları ve Kerbela)

Dost Tv 2013 (Gençleri Kazanmanın Yolları)
Dost Tv 2013 (Gençleri Kazanmanın Yolları)
Dost TV 2013 (Çocuklarda Sorumluluk Duygusu)
Dost TV 2013 (Çocuklarda Sorumluluk Duygusu)

Dost TV 2009 (Aile İçi İletişim)
Dost TV 2009 (Aile İçi İletişim)
Genç Birikim Dergisi 2011 (Aile Eğitimi 2)
Genç Birikim Dergisi 2011 (Aile Eğitimi 2)

Genç Birikim Dergisi 2011 (Aile Eğitimi 1)
Genç Birikim Dergisi 2011 (Aile Eğitimi 1)
Sun TV 2007 (Kitap Okuma Alışkanlığı)
Sun TV 2007 (Kitap Okuma Alışkanlığı)

TV 5 Yüzleşme 2006 (Ergenlik Dönemi)
TV 5 Yüzleşme 2006 (Ergenlik Dönemi)
TV 5 Bir Tatlı Huzur 2006 (Ergenlik Dönemi)
TV 5 Bir Tatlı Huzur 2006 (Ergenlik Dönemi)

Kon TV 2006 (Ailemiz)
Kon TV 2006 (Ailemiz)
Kon TV 2006 (Evlilik Öncesi)
Kon TV 2006 (Evlilik Öncesi)
Joomla templates by Joomlashine