Makaleler

BİR ZÜMRÜDÜANKA HİKÂYESİ - 22

Bir Zümrüdüanka Hikâyesi -21

İSTEK VADİSİ

Kanat sesleri arasında olabildiğince düzgün bir uçuşla gidiyorlardı. Şüphesiz ki herkesin bu yolculuktan sonra ulaşmak istediği farklı hayalleri vardı. Herkes kendi hayaline doğru uçmanın mutluluğunu yaşıyordu. Fakat esasında hiç kimse bu yolculuğun sonunda ne olacağını bilmiyordu. Bülbül, yorulduğunu hissediyordu. Kanarya da acıkmıştı iyice.

Rade ve Zümrüdüanka’da yorulmuştu. Çünkü bu ikisi de arkalarına takılan ve kendileri gibi uçamayan kuşlara uyum sağlamak için çok yavaş uçmaya çalışmaktan yorulmuşlardı.

Rade, Zümrüdüanka’nın yorgunluk hissini dağıtmak için ne yapması gerektiğini düşünerek uçuyordu. Düşünceleri, kendi eğitim yıllarına doğru gitti. Binlerce kuş ortasında, en iyi olmak için çabaladığı yıllara…

Yönetici Allı Horoz, tüylerini iyice kabartmış bir şekilde konuşuyordu, Kanatlılar Eğitim-Öğretim Kurumunun ortasındaki kürsüde. Bu bölüm, kurumun ‘Yüksek Uçuş Bölümü’ olarak adlandırılıyordu. Bir yanda kartallar, bir yanda şahinler, bir yanda kırlangıçlar, bir yanda leylekler ve diğerleri de arka arkaya uzayıp gidiyordu.

Güzel tüyleri ardında açılmış bilge tavus kuşu, yaşlılığı sebebiyle artık zor duyduğu için yanındakine sordu:

-      Ne diyor bu Allı Horoz yine?

Oradaki bir kuş cevap verdi:

-      Kartallara uçmamaları gerektiğini öğretiyor.

-      E haklı, doğru söylüyor, derken kibirle kuyruk tüylerini toplayıp başını yukarı doğru kaldırırken göklere hasretle bakıyordu.  

Onun yanındaki kuş söze karıştı:

-      Allı Horozun hocalığı, en fazla sabah erken ötme konusuyla, kümes nasıl yönetilir, hususundan ibaret olmalıydı. Kanatlılar Eğitim-Öğretim Kurumunun Yüksek Uçuş Bölümüne, en yüksek yerlere kadar uçabilen kuşlardan biri yönetici olmalıydı.

Tavus kuşu, öfkeyle döndü, kuyruk kanatlarını titreterek deve kuşlarının yanına gitti. Fısıldayarak durumu onlara özetledi. Birbirlerini onaylayarak şöyle diyerek ötüştüler:

-      Ahmak bunlar, ahmak bunlar…

Kenarda duran bülbül ve kanaryalar da karıştı sözü:

-      Çok yükseklerde uçmak sağlığa zararlı, büyüklerimiz bize hep bunu öğütlediler.

Deve kuşları da seslendi öte taraftan:

-      Biz de kuşuz ama toplumu ifsat edecek böyle şeylere hiç sebep olmuyoruz. Böyle şeylere sebep olmayı, doğru da bulmuyoruz. Nedir bu, ‘Biz kartalız ama?’, ‘Biz şahiniz ama?’ deyip durmalar. Ne olmuş yani biz de kuşuz hem de deve kuşuyuz. Lütfen herkes haddini bilsin.

Tavus kuşlarıyla deve kuşlarının arasına tavuklar da katıldı ve hep birlikte ötüşmeye başladılar.

-      Ahmak bunlar, ahmak bunlar, diyorlardı. Fakat insanlar onların ne dediğini anlamadıklarından, acıktılar zannıyla yemleri yenilediler.

Rade, Zümrüdüanka’nın sesiyle daldığı anılardan uzaklaştı. Ne kadar üzülüyordu o zamanlar ne kadar acı çekiyordu. Bazı şeyleri biliyor, anlıyor ancak anlatabilecek bir kuş diline de henüz sahip değildi.  

-      Rade, dedi, Zümrüdüanka, görüyor musun, bu yol, İstekler Vadisi’ne gidiyor.

-      Evet, dedi Rade

-      Fakat burasının ucu bucağı görünmüyor. Ne tarafa doğru döneceğimiz de belli değil. Ne dersin, kuşları durdurup durumumuzun açıklamasını yapalım mı?

-      Evet, tabi ki bir açıklamama yapmamız gerekiyor. Çünkü herkesin bu yolculuktan çok farklı beklentileri var. Fakat şu anda hiçbirimiz uzağı bırak önümüzü dahi göremiyoruz.

Zümrüdüanka ve Rade, konabilecekleri bir yere geldiklerinde, konma işareti verdiler ve arkalarına takılan kuşlarla birlikte kondular. Herkes hem biraz dinlenmek hem de biraz yem yemek istiyordu. Bark ve Işık’ta Rade ve Zümrüdüanka’yla birlikte dördünün yiyeceklerini hazırlamaya başladılar. Zaten Zümrüdüanka çok az şey yiyordu, esasında Rade de öyleydi. Neredeyse hazırladıklarının çoğunu kendileri yediler. Biraz da uyuyup dinlendiler.

Bu kafileyi gören bazı kuşlar ve böcekler şaşırdılar çünkü her kuş türü kendi cinsleriyle birlikte gezerdi ancak bu kafile başkaydı, bir sürü farklı kuş bir aradaydı. Halbuki bunların her birinin uçuş hızı ve yüksekliği birbirinden farklıydı. Böyle bir kafileyle yol almak hepsi için zor olmalıydı. Çünkü kimi çok yüksekten kimi çok alçaktan, kimi çok hızlı kimi çok yavaş uçuyordu. Böyle bir kafilede nasıl düzen sağlanabilir ki diyerek merakla seyrettiler onları.

Rade, Zümrüdüanka’nın bir sürü kuşa durumu açıklamak için yorulmasını istemedi. Ona bunu söyleyerek seslendi tüm kuşlara ve peşlerine takılan bütün kuşlar etraflarına toplandı. Rade gök gürültüsüne benzeyen fakat aynı zamanda bir kuş cıvıltısını da içinde barındıran kendine özel sesiyle onlarla konuşmaya başladı:

-      Kardeşlerim! Biliyorum, hepinizin bu yolculuğa çıkarken bir sürü hayalleriniz vardı. Ben biliyorum ki hayallerin pek çoğu gerçekle örtüşmez. Hayalleriniz sizi bizim peşimize takılmaya yöneltti. Ancak bazı durumları hepinizle paylaşmalıyız. Şu an öyle bir yerdeyiz ki önümüzü göremiyoruz. Yolumuz ne kadar kaldı ve önümüzde olan yolumuz nasıl, onu da bilemiyoruz. Bu gerçeği bilin, bu yolun sonunda sizin neyle karşılaşacağınızı bilmiyoruz. Hayal ettiğiniz hiçbir şeyle karşılaşmayabilirsiniz. Bunu bilerek hareket edin ve daha sonra bize kızmayın.

Yemek yemeyi çok seven, günde kaç öğün yediğini kendisi de bilmeyen, bir günlük açlıkla bile ölebilen kuşların en güzel seslilerinden ve sarı rengin en güzellerine sahip olan bir olan kanarya, atalarından dinlediği, hepsinin ata yurdu olan Kanarya Adalarının benzeri bir yere gidebileceklerini düşünüyordu. Gerçi geldiği yerde de mutluydu, her istediğine sahipti. Mesela çok güzel bir kafesi vardı. Sahibi onun suyunu, yemini eksik etmezdi. Tek istediği onun en güzel sesiyle ötüp kendisini dinlendirmesiydi. Şubat ve mayıs aylarında üredikleri için o dönemde, eşine en güzel şarkıları söylerdi sarı erkek kanarya; sahibi tüm bu şarkıları kendisine söylediğini düşünerek mutlu olurdu. Sarı kanarya ve eşi, yalnızlıktan nefret ederlerdi ikisi de bu yüzden kuluçka dönemi hariç hep birlikte uçarlardı.  

Öne doğru çıktı Sarı Kanarya:

-      Yani ben yola çıkarken yolumuzun Kanarya Adaları’na doğru olduğunu düşünmüştüm. O yüzden geldim peşinizden. Yani şimdi gideceğimiz yerde göller, dereler yok mu?

-      Bilmiyorum, dedi Rade

-      Ağaçlar, güzel bir hava, bol yiyecekler yok mu?

-      Bilmiyorum?

-      Peki biz nereye doğru gidiyoruz?

-      O da pek belli değil. Biz bir arayıştayız fakat bu aramanın sonunda ne bulacağımızı, bulabileceğimiz şeyin aramakta olduğumuz şey olup olmayacağını da bilemiyorum.

-      Neden bu kadar felsefi konuşuyorsun, alt tarafı bizler birer kuşuz, ihtiyaç duyduğumuz şeyler, bizi mutlu edecek şeyler belli.

-      Aramakla bulunmaz ama bulanlar arayanlardır.

-      Ne demek istiyorsun anlamıyorum.

-      Yani biz sana bir gül bahçesi vaat etmiyoruz.

-      Ya ne vaat ediyorsunuz?

-      Hiç!

-      Nasıl hiç?

-      Hiç işte.

-      Ne demek yani hiç, hiç nedir?

-      Bilmiyorum.

-      Sizin bize kılavuz olamayacağınızı bilmeliydim. Zaten sizin ne bizimki gibi güneş ışıltısının her renginde tüyleriniz ne de bizdeki gibi öttüğünüzde evrenin tüm seslerini susturacak kadar güzel bir ötüşünüz var.

Rade, özellikle Zümrüdüanka’nın yanında küçücük bir Sarı Kanarya tarafından aşağılanmaktan hoşlanmadı. Gülümseyerek döndü ve sordu:

-      Sizi ata yurdunuz Kanarya Adaları’ndan ayrı düşüren ve senelerdir oraların özlemiyle yaşamanıza sebep olan şey, sizin o güzel sarı tüyleriniz ve güzel sesiniz değil miydi?

Sarı Kanarya, kızgınlıkla döndü ve diğer kanaryaların yanına gitti. Rade ile konuşmalarını anlattı ve kendi aralarında konuşmaya başladılar.

-      Benim olduğum yerde yiyecek boldu, her an yiyecek bulabiliyordum.

-      Benim yaşadığım yer bir gölün kenarıydı, hiç susuzluk çekmedim.

-      Benim yaşadığım yer bir ırmağın kenarıydı, sesimi ırmağın çağıltılarına katarak ne güzel şarkılar söylerdim.

-      Benim yaşadığım yerde insanlar bizim ürememiz için yardımcı oluyorlardı. Bizi farklı kuş türleriyle çiftleştirdiler. Pek çok kuş, kanaryaların sadece sarısı vardır sanırlar. Belki siz de inanmazsınız ama bizim bulunduğumuz yerde sarı, yeşil, turuncu, kırmızı, kahverengi, beyaz, mavi, siyah, bir sürü renkte kardeşlerimiz vardı. O zaman her kanarya kendisinin ‘soylu bir kanarya’ olduğunu söyleyerek diğerlerini aşağılamak isterdi. Hâlbuki hepimiz aynı ispinozgiller ailesinin üyesiydik. Bunu neden yaparlardı bilmiyorum. Ben de yapardım bazen bunu, sırf birilerine kızdığım için ama şu anda hepsini çok özlüyorum.

-      Benim yaşadığım yerde de çocuklarımın bir kısmı kaldı, bizimle gelmediler, şimdiden özledim.

-      Biz neden sonucu belirsiz bir yolculuğa gitmek zorundayız ki sanki? Geri dönsek, yuvalarımıza, sahiplerimize, yavrularımıza…

-      Evet, sularımıza,

-      Ağaçlarımıza, benim yuvam vardı birinde duruyor mudur acaba?

Sarı kanarya, sesini yükselterek hepsine seslendi:

-      Biz eşimle konuştuk, geri dönmeyi düşünüyoruz. Siz ne isterseniz onu yapabilirsiniz. Fakat eğer geri dönmek isterseniz gideceğimiz yere kadar size kılavuzluk edebilirim.

-      Biz de biz de biz de diye ötüştüler hep beraber.

Rade, onların sesini duydu. Sarı Kanarya, az sonra gelip dedi ki:

-      Biz hepimiz, ağaçlıklarımızı, ırmağımızı, göllerimizi, geride kalan yakınlarımızı, yemlerimizi özledik. Gitmekten vaz geçtik, geri dönüyoruz.

Evet, anlamında başını salladı Rade esasında kendilerine ayak uyduramayan bir kuş cinsi kendiliğinden geri döndüğü için, içten içe sevinmişti.

-      Güle güle gidin, dedi, gülümseyerek ve Zümrüdüanka’nın yanına gittiğinden daha rahat bir şekilde dönecekti.  

Devam Edecek...

Son Güncelleme: Pazar, 05 May 2019 17:59

Joomla templates by Joomlashine