Sözün Takvası

Bir insanın cismini kenara koyacak olursak, onun varlığıyla ilgili şeyleri birkaç başlık altında sıralamak mümkündür.

a-) İnsanın düşüncesi

b-) İnsanın sözleri

c-) İnsanın eylemleri

Normal bir insanda bunlar genellikle birbirini onaylayacak ve bütünleyecek şekilde bulunur. Ancak herhangi bir sebeple bunlar arasında ayrılıklar bulunur, bunlar derin uçurumlar haline gelirse, o insanın şahsiyetinde çatırdamalar duyulur, çatlaklar oluşur. Bu durumun kişilerde alışkanlık haline gelmesi, ‘parçalanmış kişilikleri’ ortaya çıkarır.

Bu parçalanma ilerleyen yıllarda, bu üçünden hangisi baskın ise ona doğru evrilir ve diğer ikisi ona uyar. Çünkü ‘Doğru bulduğu değerlere göre yaşa(ya)mayan kişiler, süreç içerisinde yaşadıklarını doğru bulmaya başlarlar.’ İnsan ruh sancılarından, vicdan hesaplaşmalarından kendisini kurtarabilmek için, bu süreci isteyerek oluşturur, oluşturmak zorundadır.

Herhangi bir insanın, vaktiyle yanlış dediği eylemleri, ilerleyen zamanla birlikte yavaş yavaş kendisinin yaptığını görmek mümkün olabilir. Dahası o insan genel kural açısından bunların yanlış olduğunu bilir. Buraya kadarki süreç, dönülebilir bir mesafedir. Ancak bundan sonra bazen öyle bir sürece gelinebilir ki oradan dönmek mümkün olmayabilir.

İnsan eylemlerinin şekillenme sürecinin merhaleleri:

a-) Her insan, ömrü oldukça hata yapacaktır. Zaten her insanın dünya hayatı, hayat içerisinde yaşanan iyi ve kötü durumlara karşı, test edilme dediğimiz bir sınanmadan ibarettir. İnsanların önemli bir kısmı hayatın geçiciliğini bilerek, bu dünya hayatında kendisini daha iyi hale getirme çabasını verir. Buna ‘insan olma’ ya da ‘ olgunlaşma’ çabası adını vermek mümkündür. Bu dönemde kişi kendisinin hatalarının farkındadır. Bu farkındalık kişiyi iyi bir yerde tutar. Hem düzelmeye çalışır hem de kendisini mahkûm etmez. Bu durum için ‘Bir sürçmeyle at ayağı kesilmez.’ denilir. Hata işlememeye çalışmak önemlidir. Hatadan dönebilmekse, hatayı gölgede bırakan ve yok eden önemli bir erdemdir.

b-) İnsanlardan bazıları, her insanın yapması mümkün olan hatalarını, bunların yanlışlığını itiraf ile çevresindekilere anlatır. Belki gizlenmesi ve üstünün örtülmesi gerekli şeyleri bile anlatırlar. Yavaş yavaş sanki birer günah çıkarma seansına dönen bu durum bazen de dürüstlük iddiasıyla yapılabilir. Bu süreçte kişi yanlışlarını anlatmaktan çekinmez, bunların bilinmesinden bir rahatsızlık duymaz. Bu hal, kişinin hata üzerinde sabitleşmesinin ve sağlamlaşmasının birinci merhalesidir. Buna rağmen burası istediği takdirde kişinin kolayca dönebileceği bir merhaledir. Her insanda bulunan ‘kendini gerçekleştirme’ veya ‘olmak üzere yaratıldığı kimliğe’ ulaşma çabası, iyi bir çevreden alınan basit yardımlarla, kişiye yolunu buldurabilir.

c-) Bundan sonra gelen merhalede kişi, daha önce kusur olduğunu ifade ederek anlattığı şeyleri açıkça yapmaya başlar. Kişi, insanların onun yanlışlarını bilmekten öte, bu yanlışları açıkça yaptığını görmelerinden de hiçbir rahatsızlık duymaz. Bu hal, hatanın kişiliğe yerleşmesinin ikinci merhalesidir ve burada kişi hatası üzerinde biraz daha sabitleşir. Eğer kişi samimi bir şekilde isterse bu mesafeden de dönebilir. Bencilliği en aza indiren bir yaşam biçimi, tevazu, güzel olan her şeye duyulan sevgi ve hayranlık kişiyi olması gereken çizgiye doğru çekebilir.

d-) Bundan sonra gelen süreçte kişi, yaptığı her şeye kendi kendisini iknaya çalıştığı bir ‘sebep gösterme’ arayışına girer. Elbette kişi kendisi gibi başkalarını da bu sebeple iknaya çalışır. Önce ‘ sebep gösterme’ şeklinde başlayan bu çaba, biraz daha ilerleyince ‘delillendirme’ denilen ‘haklı bulunma’ arzusunun tatminine doğru yol alır. Buldukları sebeplere zaman içerisinde kendileri de inandıklarından, yaptıklarını samimice savunurlar. Burası insanın bu süreçteki dördüncü merhalesidir ve burası yanlıştan dönüşün çok zorlaştığı bir noktadır. Bununla birlikte gerçekten arzu eden kişi için gereken ne varsa samimi bir şekilde yapması şartıyla dönüş mümkündür. Yapılması gerekli en önemli şey ise doğru bilgilere ve mesnetlere dayanan bir tefekkürdür. Ertelenen tefekkür, ertelenen düzelme çabasına sebep olmaktadır.

e-) Bu sürecin son noktasında ise kişi çevreyi ve kendisini sözlü olarak ikna çabalarıyla yetinmez. Bir türlü sesi kesilmeyen vicdanı susturabilmek için arayış içindedir. Bunun da en çok bilinen iki yolu vardır: Ya kişi vicdanını asla duymayacak kadar kendini meşgul eder ya da kendi yaptıklarının herkes tarafından yapılmasını arzular ve bunu sağlamaya çalışır. Bunun için toplum içindeki konumuna, şartlarına, imkânlarına göre çaba içerisine girer. Yazar, çizer, anlatır, filmini çeker, gösterir vs. Kişinin, bu süreçteki son merhale sayılabilecek ‘adanma’ durumundan kendisini çekip çıkartması çok zor olacak bir durumdur.

Bu son durumdan sonra dönüş hiç olmamış mıdır? Elbette olmuştur, fakat nadirattandır. Bir tünel içinde, pek çok kişinin ‘O bir ateşböceğidir.’dediği bir ışık, zayıf bir şekilde görüldüğü anda, o yolda ilerlemeyi imkânsız hale getiren bir kayaya toslamak kişiyi hangi duygu ve düşüncelere gark eder. Bir ışık görüldü fakat keyfiyeti meçhul, üstelik ona ulaşmakta imkânsıza yakın görünüyor. Bu süreçteki insanların yanlışlarından dönüşü ve hallerini ıslahı, onların tebrikini ve alınlarından öpülmesini gerektirecek kadar ‘büyük hicreti’ gerektirir. Bu hicret ‘Ben artık Rabbime hicret edeceğim.’ diyen kutlu insanların hicretlerinin cinsindendir.

Bu sürecin olumsuz olarak sonuçlanmasında en önemli etken nedir?

İnsan ve toplum hayatında, mabedin merkezî yerini kaybetmesiyle beraber insan da kendi merkezini kaybetti. Bu durum onu her türlü yanlışa hazır hale getirdi. Bu yanlışların sürekliliği insanın ruhsal bunalımlarının da en önemli sebebi oldu. İlahi değerlerin, beşerî hayatı şekillendirmesine izin ve imkân vermek istemeyen bir kitle, değersiz ve ahlâksız yapamayacağını anladığında ‘etik’ kelimesine tutunma ihtiyacı duydu. Ancak bunun anası ve atası belli olmadığı için insanların geneli nezdinde bir anlama sahip olamadı.

Her insanın hayatında mümkün olan bu süreci;

a-) Hatasını gizleyerek, düzelme çabası vermek

b-) Anlatmak

c-) Alenileştirmek, açıkça yapmak

d-) Savunmak ve sebep bulmak

e-) Yaygınlaştırmaya çalışmak, şeklinde adlandırarak özetlemek mümkündür.

İşte dünyadaki tüm çatışmaların temelinde, son merhalesindeki yanlışta ısrar arzusunun, sistemleşerek ve silahlı güç oluşturarak kendini hâkim kılma çabası yatar. Hiç bitmeyen bu mücadeleye biz kendi literatürümüzde ‘Hak-batıl savaşı’ diyoruz. Anlatmaya çalıştığımız bu durumu her insanın kişisel ve toplumsal hayatında zaman zaman yaşaması mümkündür.

Bu sürecin ve konunun, takva ile ilgisi nedir?

Takva, kişinin beşer cinsinin en iyisi olma çabası ve gayretidir. Bu süreçte insan kendi ‘düşünce, söz, eylem’ toplamından oluşan yanına karşı takvalı olma gereğini önemsemez. Cüzdanla, kasayla, tapu belgeleriyle, senetlerle, hesap numaralarıyla ilintili olmayan bir soyluluk yolu elbette ki var, olmalı da zaten; dahası bunu yoksullar kadar belki de onlardan daha çok zenginler bilmelidir. Bu bilginin getirdiği bir bilinç olmadığı takdirde, insanlık, dünya hayatında bulunabilecek kadar da olsa huzura ulaşamaz. Dünyayı, ‘azap ve sürgün yeri’; mezarlıkları ‘insan çöplüğü’; yaşlıları ‘insan eskisi’ olarak gören bir anlayış, dünyayı ahiretsiz bırakıp herkese zindan etmeyip de ne yapacaktır. Doğal olan ‘su, toprak, güneş, hava’ gibi ne varsa mahrum ederek ve nesilsiz kılarak, hormonlarla sebze yetiştirmeye benzeyen bir tavır ve tutum, milletin değer kökünü kurutma gayesine sahiptir. Neticede millet yerine, insanların birbiriyle gerçek anlamda paylaştığı hiç bir şeyin kalmadığı bir topluluk haline gelmek, kimseyi şaşırtmamalıdır.

Mutluluğun lüks yaşamda, marka eşya kullanımında, güç ve para sahibi olmada olduğunu fısıldayıp duran marazlı bir telakkiye rağmen, insanın ve insanlığın kurtuluşu için bir formül, tüm sorunlarına uygun reçete ve neşter her zaman vardır. Çünkü insanın sahibi vardır.

İnsanların toplumunda ‘Altta kalanın canı çıksın.’denilmez. Hak, hukuk, adalet, eşitlik vs. gibi kavramlara bir anlam verilerek sosyal hayata hâkim kılınmaya çalışılır. İnsanların huzuru bu bağlamda biraz da devletin güç ve imkânlarını elinde bulunduran kitlenin anlayışıyla ilgilidir.

Sonuna kadar ‘özel hayat’ diye bir şey insan için hiçbir zaman yoktur ve olmayacaktır. Çünkü insanların hayatları birbirine geçmiş, en azından teğet olarak da olsa birbirine dokunmuş durumdadır. Herkes aynı kirli ya da temiz havayı solurken, aynı göğün altında yaşarken, karışmadığı, etkili olmadığı, hatta karşı çıktığı durumların sonuçlarını ister istemez yaşarken ve bunlara katlanırken, yapılacak bir özel hayat tanımı içerisine ne girebilecektir. Bununla birlikte takvayı yalnızca başkalarıyla yaşanan ilişkiler ağı içinde aramak ve burada konumlandırmak da elbette eksik ve yanlıştır.

İnsan, önce kendisine karşı takvalı olmalıdır. Yoksa “Doğrular yanlış gelir, bakarsın bir insana/Kalbin bir cevap verir, sebep ararken buna/ Çok haram işleyene, çirkinlik güzelleşir/ Çünkü haram ilk önce, basireti köreltir.” İşte tüm mesele: Tüm uzuvları ve hassalarıyla birlikte kendisine karşı takvalı olmayan kişinin basireti körelir. Basiret köreldikten sonra ise geride gafletten başka ne kalır? Ve gafil, kendisinden başlamak üzere herkese sadece zarar verebilir.

Kişinin kendisine karşı takvasını;

a-) Bedenine karşı takvalı olması

b-) Düşüncede takvalı olması

c-) Sözlerinde takvalı olması

d-) Eylemlerinde takvalı olması

şeklinde sınıflandırmak mümkündür.

Her insanın ancak bundan sonraki takvası, yakın çevre ve tüm insanlar için bir anlam ifade edebilir. Hz. Ömer’e takvanın ne olduğu sorulur. O da soru sahibine sorar:- Dikenli bir arazide nasıl gidersin? – Eteklerimi toplarım. – Takva işte budur, cevabını verir. Kişi, kendisini tanımlarken bu tanım içine aldığı her ne varsa işte o şey için bu sakınma ve korunma bilincini göstermek zorundadır.

Sözler, insan eylemlerinin en önemli kısmını oluşturur. Çünkü söz, düşünce ve eylemle her zaman kol koladır. Söz, düşüncenin kelime elbisesi giymiş hali olarak da tanımlanmıştır. Bu sebeple sözün takvalı olmasına dikkat edilmelidir. Mesela, eylemde veya sözde düzelmesi istenen insana ‘Allah’tan kork.’denilerek, onun önce iç âleminde, inanç âleminde bir düzelme yaşaması istenir. Eğer kişi iç âlemini sağlam bir inançla düzeltirse, söz ve davranışları da daha düzgün olacaktır. Kutsalından soyunan her hal ve durum, bozulmaya, kendisini değerli kılan vasfını kaybetmeye başlar. Olması gerekenden çok başka ve kusurlu şeyler çıkar ortaya. ‘Takke düştü, kel göründü.’der halkımız, bazı kusurları örten örtülerin öyle çok da işe yaramadığını ifade için. Takva ise insanı maddi ve manevi her kusurdan arınma sürecine soktuğu gibi, giderilemeyen nitelikleri de doğru yöne kanalize eder. Mesela; öfke duygusunun, gerekli kişi, durum ya da olaya yönlendirilmesi gibi.

“İyi bir cerrahı, iyi bir kasaptan ya da organ nakli hırsızından ayıran şey,

İyi bir askeri ya da polisi, mafya vb. zorba ve zalimlerden ayıran şey,

İyi bir anneyi, bakıcı, dadı vs.den ayıran şey,

İyi bir öğretmeni, bu derslerin anlatıldığı kaset, CD vs.den ayıran şey nedir?”

Elbette, doğru işi yapmak, işi doğru yapmak, gerekli olduğu zaman ve yerde, gerektiği kadar yapmaktır.

Bir konuşma için de aynı şeyleri düşünmek mümkündür. Bazı sözler cerrahi işlem gibi, acı verse de sonuç itibariyle faydası daha çokken, bazıları kasaplık veya organ hırsızlığı gibidir. Bazı sözler kişinin koruması gereken şeyleri için yardımcı unsur olurken, bazı sözler bunların tahribine yönelik olmaktadır. Bazı sözler sevgi ve şefkatin zirvesi olduğu halde, bazı sözlerde görünen sevgi ve şefkatin sanallığı hissedilir, ucunda paranın sesi gelir.

Bazı sözler, bazı ağızlarda değer ve etki kazanır.

Bazı sözler, bazı ağızlarda sahip olduğu asgari değeri ve etkiyi bile kaybeder.

Bazı ağızlar, sözsüz ya da çok az söz kullanarak bile etkilidir.

Tüm bunlar üzerinde, ağzı olan ve konuşan herkes düşünmelidir. Çünkü insan lisanı, takva ile doğrudan bağlantılıdır. Sözlerini de ıslah etme yani takvalı kılma çabalarına ara vermeden, kemal basamaklarında yürüyen insanlar; etkilemek için söylemeseler de insanlar etkilenir, kimseyi inandırmak için söylemeseler de inandırıcıdırlar; önderlik gibi bir gayeleri olmasa da önderdirler.

Eğer söz takvasını kaybederse;

a-) Takvasız sözler kişinin kimliğini parçalar

b-) Takvasız sözler aile ve akrabalık ilişkilerini parçalar

c-) Takvasız sözler, dostluk ilişkilerini bitirir

d-) Takvasız sözler, etkili ve yetkili ağızlarda insanların yanlış kararlar almalarında ve hayatlarını buna göre şekillendirmelerinde en önemli etkendir.

e-) Takvasız sözler, telkinlerin kaynağı olduğunda ve bu sözler samimi bir eda ile söylendiğinde sapkınlıkların sebebi olur.

f-) Takvasız sözler, kıskanılan her durum ve ilişkide ‘sorular, şüpheler, tereddütler, zanlar’ olarak her yeri işgal eder.

Hayatın boşluk kabul etmediği bilinen bir gerçektir. Takvalı söz ve tartışılmayan doğrular, kendi yerinde olmadığında orası boş kalmaz; bir başka görüş doğrunun tahtına kurulur, saltanat ilan eder, seçilmiş gibi ‘biat’ ister. Fakat bu biatte ‘Allah’ın eli onların eli üstünde’ değildir.

Varlıkları gibi sahip oldukları her şeylerini de hak ve hakikatin, güzel ve iyinin hizmetine sunan insanlar elbette her zaman olacaktır. Onların ellerindeki en önemli malzeme her zaman ‘söz’ olacaktır. Sözü yazıda kullanırken, kaleminin ucunu kirletmeyenler, kalemini satmayanlar, kalemini kiralatmayanlar ve kendisi yaşadığı sürece kalemini kırmayanlar, hak ve hakikatin hizmetinde oldukları sürece bu en şerefli bir cihat olacaktır. Galip gelecek olan onlardır. Çünkü her ne ki ‘hak ve hakikatin yanında’ yer almıştır, o er ya da geç galebe etmiştir.

Sözün nasıl en takvalı hale getirileceğini öğrenmek için, her şeyin doğru yolunu ve takvalı halini öğrendiğimiz kaynaya müracaat etmek zorundayız. Başka türlüsü ya yanlış ya da eksik olacaktır. Hakikatin yolcuları, her sözlerini güzel kılma, güzeli en güzel şekilde anlatma çabalarından; yaşayarak, konuşarak ve yazarak hiç geri kalmamalıdırlar. Bizler, bazen bizden asırlarca önce yaşayan pek çok insanın eserlerinden ve hayatlarından faydalanmıyor muyuz? Çünkü ‘Güzel bir söz, kökü sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaç gibidir. Rabbinin izniyle her zaman meyve verir.’(14/24,25) Ve elbette, dünya üzerindeki arayışına ara vermeden devam eden tüm insanlar, illa ki Rahman’ın Sözleri önünde diz çökeceklerdir. Bugün olmazsa yarın, burada olmazsa ötede.

Selam ve dualarımla

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

VİDEOLAR


Evliliğe Hazırlık ve Evlilik Süreci (Melike Hatun Kültür Merkezi - Haziran 2019)
Evliliğe Hazırlık ve Evlilik Süreci (Melike Hatun Kültür Merkezi - Haziran 2019)
Gençliğin Sorunları ve Öneriler (SAY - Nisan 2019)
Gençliğin Sorunları ve Öneriler (SAY - Nisan 2019)

Konuşma Sanatı (MEKDAV - Aralık 2018)
Konuşma Sanatı (MEKDAV - Aralık 2018)
Şahsiyet Oluşumu (AKEV-Şubat 2019)
Şahsiyet Oluşumu (AKEV-Şubat 2019)

Kendini Eğitmek ve Geliştirmek için çalışmanın ABC’si (Ekim 2018)
Kendini Eğitmek ve Geliştirmek için çalışmanın ABC'si (Ekim 2018)
Haber Türk 2015 (28 Şubat Süreci)
Haber Türk 2015 (28 Şubat Süreci)

Anadolu Eğitim ve Kültür Vakfı 2013 (Aile İçi İletişimde Söz)
Anadolu Eğitim ve Kültür Vakfı 2013 (Aile İçi İletişimde Söz)
Nevşehir Programı 2013 (Sen Hangisisin? 2)
Nevşehir Programı 2013 (Sen Hangisisin? 2)

Nevşehir Programı 2013 (Sen Hangisisin? 1)
Nevşehir Programı 2013 (Sen Hangisisin? 1)
Dost TV 2013 (Bayram ve İnsan 2)
Dost TV 2013 (Bayram ve İnsan 2)

Dost TV 2013 (Bayram ve İnsan 1)
Dost TV 2013 (Bayram ve İnsan 1)
Dost Tv 2014 (Hz Fatıma, çocukları ve Kerbela)
Dost Tv 2014 (Hz Fatıma, çocukları ve Kerbela)

Dost Tv 2013 (Gençleri Kazanmanın Yolları)
Dost Tv 2013 (Gençleri Kazanmanın Yolları)
Dost TV 2013 (Çocuklarda Sorumluluk Duygusu)
Dost TV 2013 (Çocuklarda Sorumluluk Duygusu)

Dost TV 2009 (Aile İçi İletişim)
Dost TV 2009 (Aile İçi İletişim)
Genç Birikim Dergisi 2011 (Aile Eğitimi 2)
Genç Birikim Dergisi 2011 (Aile Eğitimi 2)

Genç Birikim Dergisi 2011 (Aile Eğitimi 1)
Genç Birikim Dergisi 2011 (Aile Eğitimi 1)
Sun TV 2007 (Kitap Okuma Alışkanlığı)
Sun TV 2007 (Kitap Okuma Alışkanlığı)

TV 5 Yüzleşme 2006 (Ergenlik Dönemi)
TV 5 Yüzleşme 2006 (Ergenlik Dönemi)
TV 5 Bir Tatlı Huzur 2006 (Ergenlik Dönemi)
TV 5 Bir Tatlı Huzur 2006 (Ergenlik Dönemi)

Kon TV 2006 (Ailemiz)
Kon TV 2006 (Ailemiz)
Kon TV 2006 (Evlilik Öncesi)
Kon TV 2006 (Evlilik Öncesi)
Joomla templates by Joomlashine