Çöpten Kurtardıklarım

Dokuz yaşımdayım. Üçüncü sınıftan dördüncü sınıfa geçtim. Karnemi büyük bir sevinçle eve getirdim. Benden iki yaş büyük ağabeyimde aynı sevinçle karnesini eve getirmişti. O en çok artık yaka kullanmayacağı için seviniyordu. Annemle babam, beş yıl boyunca ona uygun yaka bulmakta zorlandılar. Geçen yıl büyük bir mağazadan en az üç kat fiyat ödeyerek aldıkları yaka ile okulu bitirdi. Hatta bir ara annem, yakanın düzgün durması için, önlüğün yakasına ayrık iki düğme dikmişti. Ağabeyim sanki çok büyükmüş gibi:

- Anne ya, çocuk gibi böyle istemiyorum, sök bunları,diyerek yeniden tek düğme diktirmişti.

Evde annem bizi bekliyordu. Karnelerimizin nasıl olduğunu çok iyi bildiği halde, sevinç çığlıkları attı, bizi kucakladı.

- Aferin yavrularım aferin, diyerek bize sımsıkı sarıldı. Biraz duygulandığını hissetmiştim.

Annem, beklemediği ve istemediği zamansız tayini (sürgünmüş bu) nedeniyle raporlu olduğu için öğrencilerine karne verememişti.

Beraber dışarı çıktığımız zaman çok sık olarak, annemin öğrencileriyle karşılaşıyoruz. Onlar annemi özlediklerini söylüyorlar. Bana göre annem de onları seviyor ve özlüyordu.

Eve geldikten yarım saat sonra dedeme telefon ederek, karnemi aldığımı ve hepsinin pekiyi olduğunu söyledim. Dedem de beni tebrik etti. Tabi ağabeyim ve ben karnemizi ona götürerek bahşişimizi daha sonra alacağız.

Öğretmenim, annemin durumunu benden sık sık soruyor ve selam yolluyordu. Beni seviyor, başarılı bir öğrenci olduğum için:

-  Fatma giderse, tahtaya kalkan da olmayacak, Fatma sen gidersen sınıf boş kalacak, diyordu.

Bu sözlerin ne anlama geldiğini tabi ki biliyordum ve yarı mahcup bir tebessümle gururlanıyordum.

Anlamadığım husus bizim neden gitmek zorunda olduğumuzdu. Halbuki annem, öğretmenimizi beğendiği için, ben ilk okulu bitirene kadar başka bir okula geçmeyi düşünmüyordu.

Bizim dedemle telefon görüşmemiz henüz bitmişti ki kapının zili çaldı. Açtık, annemin öğrencileriydi, evlerine gitmeden bize gelmişlerdi. Ortaokulu bitirmişlerdi. Hepsinin gözleri ıslaktı, belli ki ayrılacakları için ağlamışlardı. Az sonra tekrar zil çaldı, bu da bir başka grup öğrenciydi. Yerlere de oturmalarına rağmen salona sığmadıkları için diğer odamıza geçtiler. Annem hepsinin karnelerine teker teker baktı, ayrı ayrı konuştu, iltifatlar etti.

Onlar da annemi çok merak ediyorlardı. Annem durumunu kısaca özetledi ve ülkenin genel durumundan bahsetti. Bilmiyorum anlıyorlar mıydı, ama ben çoğunu anlamıyordum. Herhalde anlıyor olmalıydılar ki zaman zaman;

-  Amahocam....., diyerek söze başlıyor ve sorular soruyorlardı.

Bir süre sonra kalktılar ve gittiler. Annem çok üzgündü.

Geçen yıl haberleri seyrederken üniversiteye girmeleri yasaklanan baş örtülü kız öğrenciler gösterilince kalkar gider, mutfakta buzdolabının yanındaki sandalyeye otururdu. Bilirdik biz o zaman, annem ağlıyor.

Doğrusu neye ağladığını fazla anlamıyordum ama ağabeyimle ben ders çalıştığımız masada sessizce birbirimize bakıyor, sonra haberleri anlamaya gayret ediyorduk. Annemin haberlerin bu kısmını dinlemesini hiç istemiyordum, çünkü çok acı çekiyordu.

Ağabeyimle ikimizin ayrı bir odamız var. Buna seviniyoruz, çünkü önceki evimizde ayrı odamız yoktu. Şimdiki odamızda bize ait olmayan çamaşır makinesi var. Yer olmadığı için çamaşır makinesi de bizim odaya monte edildi. Üstünü masa gibi kullanarak fazla kitaplarımızı ve diğer malzemelerimizi koyuyoruz. Oyuncaklarımız da kendi odamızda. Sadece kıyafetlerimizin birazı annemle babamın odasında, birazı da salonumuzda bulunan küçük kitaplığın alt gözlerindeydi. Annem kaç kere bize muşambadan seyyar bir çamaşır dolabı almak istemişse de düşündüğü gibi bir şey bulamamıştı. Şimdilik böyle.

Odamız genelde dağınıktır. Bazen annem bize kızar;

- Çocuklar bu odayı böyle çöplük haline getirmeseniz olmaz mı? İt eniğini kaybetse bulamaz, diyerek sağı solu toplamaya başlar.

Okul kapandıktan sonra annem bizim odamıza pek fazla uğramadı. Herhalde artık dağınıklığımızdan usanmış olmalı diye düşündük.

Bir gün biz salonda televizyonda çizgi film seyrederken geldi:

- Çocuklar ben odanızı elden geçireceğim, ben çağırana kadar sakın gelmeyin, dedi.

Eyvah, bu hiç iyi bir haber değildi.

Annem mutfaktan birkaç tane büyük siyah poşet alarak odamıza girip kapıyı kapattı.

Yarım saat sonra yanına uğradım:

- Anne sadece sana bakacağım, dememe rağmen dışarı çıkardı. O da biliyordu ki ben hiçbir şeyime kıyamam, hatta çok küçülen elbiselerimi;

- Onları benim çocuklarım giyecek, diyerek kimseye vermesine razı olmazdım. Şimdi artık göremeyeceğim yerde birilerine veriyor bende hatırlamıyorum.

Tam bir buçuk saat sonra annem odamızın kapısını açtı. Her yer düzene girmişti. Kenarda üç tane büyük siyah poşet, içleri dolu ağızları bağlı olarak duruyordu.

Annem bize bakarak;

- Bunların ağzı açılmayacak, dedi.

Ağabeyim odanın sadeliğine ve toparlanmışlığına bakarak;

-  Anne her şeyimizi mi attın, dedi hepimiz güldük.

Ben hemen poşetin birini göstererek:

-  Şunda ne var, dedim. Annem;

-  Bitmiş defterler.

-  Şunda?

-  Artık sizin işinize yaramayacak kitaplar.

-  Şunda?

-  İşe yaramaz ıvır zıvır, dedi.

Poşetleri aldı ve çöp gününe kadar durması için banyonun bir kenarına koydu. Bize

-  Çocuklar, kağıtlar ayrı toplanıp yeniden işlense daha az ağaç kesilir hem de dışarıya kağıt için daha az para öderdik, dedi.

Annemle ağabeyim bu hususta konuşmaya başladılar. Ağabeyim oldum olası büyük gibi davranmaktan ve konuşmaktan hoşlanır. Annem de onu ciddiye alır, ona büyük gibi davranır ve her sorusunu önemli bularak uzunuzun cevaplardı. Belki bu durum, mesleki alışkanlık sebebiyle böyle bilmiyorum. Annemin dediğine göre ağabeyim daha küçükken de böyleymiş. Hatta beş yaşındayken tam bir sene babamın gömleklerini ve kravatlarını kullanmış. Bilmiyorum sonra nasıl vaz geçmiş veya annem o zaman kızmış mı? Belki de bu, şimdi benim, annemin bazı kıyafetlerini büyüyünce bana vermesini istemem gibi bir şey. Annem her zaman gülerek;

-  Tamam senin olsun, şimdilik arada sırada ben giyerim oldu mu, diyor.

Ben bazen annemin kokularını kullanıyorum, azıcık tabi. Ama yine de hemen biliyorlar. Babam o zaman, beni kucağına alıp gıdıklayarak;

-  Hanım, bu kız bu işlere biraz erken başlamadı mı, diyor.

Belki de ağabeyimin gömlek ve kravat hikâyesi de böyle bir şey.

Aradan tam yirmi dört saat geçti. Meraktan alev alev yandığım yirmi dört saat. Poşetler hâlâ banyoda duruyor ve akşama atılacak. Bu tıka basa doldurulmuş şeyleri döksem yeniden dolduramam bile ve annem karıştırıp döktüğüm için kızabilir de.

Öğleden sonra annem karşı komşumuza, kızının evlenmesi dolayısıyla, hayırlı olsuna gitti. Tam zamanı diye düşündüm. En az bir saat gelmezdi.

Poşetleri açtım. Evet bu gerçekten bitmiş defterlerimizdi, bunda da yaşımıza göre artık işimize yaramayacak kitaplar vardı. En sonuncuyu açtım. Ah anne, ne kadar hainsin, ne kadar zalimsin, ne kadar kötüsün. İlaç kutusundan yaptığım kamyonum poşette, hemen aldım, pamuktan yapıp kartona yapıştırdığım, keçeli kalemle düğme, ağız, burun, göz, kaş yaptığım pamuk bebeğim kartopu, o da burada. Halbuki sen bir bilsen, okuldaki bütün arkadaşlarım, başına arkasından yapıştırarak geçirdiğim üçgen külah şapkayı açarak başını öpmek için nasıl da sıraya girmişlerdi, tabi onu da hemen aldım. Bir karış büyüklüğünde sert karton, evcilik oynarken masa yaptığım kutu ve bana verdiği küçük eşarp çantası hepsi buradaydı. Hepsini kurtardım, çok da kızmıştım. İnsan benim eşyalarımı atarken bir de bana sormak saygı ve nezaketini göstermeli değil miydi?

Poşetin ağzını bağlayıp, kurtardığım eşyalarımı odamızın kapısının arkasındaki oyuncak selemin üzerine koydum.

Annem, gece bizim üstümüzü örtmeye ve lambamızı söndürmeye geldiğinde, kapının arkasında kurtardığım eşyalarımı gördü, bana baktı. Poşeti karıştırdığımı tabi ki anlamıştı. Yüksek sesle güldü. Yorganlarımızı düzeltti, bizi öptü. Ağabeyim merak ediyordu, zaten her şeyi merak eder:

-  Anne niye güldün ya?

Tekrar güldü.

-  Hiç oğlum, sizleri seviyorum, hadi Allah’a emanet olun. Nas-Felak okuyun, tövbe edin, babanızla benim içinde dua edin e mi, dedi, lambayı kapattı.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

VİDEOLAR


Evliliğe Hazırlık ve Evlilik Süreci (Melike Hatun Kültür Merkezi - Haziran 2019)
Evliliğe Hazırlık ve Evlilik Süreci (Melike Hatun Kültür Merkezi - Haziran 2019)
Gençliğin Sorunları ve Öneriler (SAY - Nisan 2019)
Gençliğin Sorunları ve Öneriler (SAY - Nisan 2019)

Konuşma Sanatı (MEKDAV - Aralık 2018)
Konuşma Sanatı (MEKDAV - Aralık 2018)
Şahsiyet Oluşumu (AKEV-Şubat 2019)
Şahsiyet Oluşumu (AKEV-Şubat 2019)

Kendini Eğitmek ve Geliştirmek için çalışmanın ABC’si (Ekim 2018)
Kendini Eğitmek ve Geliştirmek için çalışmanın ABC'si (Ekim 2018)
Haber Türk 2015 (28 Şubat Süreci)
Haber Türk 2015 (28 Şubat Süreci)

Anadolu Eğitim ve Kültür Vakfı 2013 (Aile İçi İletişimde Söz)
Anadolu Eğitim ve Kültür Vakfı 2013 (Aile İçi İletişimde Söz)
Nevşehir Programı 2013 (Sen Hangisisin? 2)
Nevşehir Programı 2013 (Sen Hangisisin? 2)

Nevşehir Programı 2013 (Sen Hangisisin? 1)
Nevşehir Programı 2013 (Sen Hangisisin? 1)
Dost TV 2013 (Bayram ve İnsan 2)
Dost TV 2013 (Bayram ve İnsan 2)

Dost TV 2013 (Bayram ve İnsan 1)
Dost TV 2013 (Bayram ve İnsan 1)
Dost Tv 2014 (Hz Fatıma, çocukları ve Kerbela)
Dost Tv 2014 (Hz Fatıma, çocukları ve Kerbela)

Dost Tv 2013 (Gençleri Kazanmanın Yolları)
Dost Tv 2013 (Gençleri Kazanmanın Yolları)
Dost TV 2013 (Çocuklarda Sorumluluk Duygusu)
Dost TV 2013 (Çocuklarda Sorumluluk Duygusu)

Dost TV 2009 (Aile İçi İletişim)
Dost TV 2009 (Aile İçi İletişim)
Genç Birikim Dergisi 2011 (Aile Eğitimi 2)
Genç Birikim Dergisi 2011 (Aile Eğitimi 2)

Genç Birikim Dergisi 2011 (Aile Eğitimi 1)
Genç Birikim Dergisi 2011 (Aile Eğitimi 1)
Sun TV 2007 (Kitap Okuma Alışkanlığı)
Sun TV 2007 (Kitap Okuma Alışkanlığı)

TV 5 Yüzleşme 2006 (Ergenlik Dönemi)
TV 5 Yüzleşme 2006 (Ergenlik Dönemi)
TV 5 Bir Tatlı Huzur 2006 (Ergenlik Dönemi)
TV 5 Bir Tatlı Huzur 2006 (Ergenlik Dönemi)

Kon TV 2006 (Ailemiz)
Kon TV 2006 (Ailemiz)
Kon TV 2006 (Evlilik Öncesi)
Kon TV 2006 (Evlilik Öncesi)
Joomla templates by Joomlashine