‘Hoşça Kal’ Demiyorum!

Ayten DURMUŞ

Gök mavi bir gömleğim vardı benim küçükken  

Gecenin ışığında mor olurdu, severdim

Hayatımda ne mavi ne de mor kaldı şimdi 

Becersem gök maviye uçup gitmek isterdim

 

Çıktım kendi Hira'ma inmeye mecalim yok 

Sular gibi coşarken aldandığımı gördüm 

Ömrün yazında değil daha ilkbaharında

Her gün darağacında sallandığımı gördüm 

  

Başımı koyacağım omuz olmadın bana 

Yürek yangınlarıma serin bir yel olmadın

Yorulunca tutmadın kolumdan kanadımdan

Ağlarken gözyaşımı silen bir el olmadın

 

Zehirden daha beter öldüren sözlerinle 

Kanattığın gönlümü sessizliğe beledim

Ruhumun derinine ulaşan hançerinin

Ucundaki acıyı tüm dünyadan gizledim

 

Bal katmadan yedirdin panzehirsiz her zehri 

Sevdiklerim içindi onca yıl tahammülüm

Güneşten parça gibi ancak yaktın kavurdun

Oysa ben bu dünyada ender yetişen gülüm

 

Çürümüş bir duvara yaslanmanın acısı 

Azalır sanıyordum arttı hep yaşadıkça

Bütün iklimlerimden ben seni sildim artık

Kabuk tutmuyor yaram gerçeği anladıkça

 

Ne kimseye alt küme ne etkisiz eleman

Olmadan arıyorum gönlümün kırığına 

Süreceğim merhemi, evet, ta buralarda

Ama yetmiyor merhem ruhumun yanığına

 

Kaçarak saklandığım kurtarılmış bölgemde

Azaptan sığındığım yerdi bana satırlar 

İlk taşı bir günahsız atsın dediğim zaman 

Herkes çekildi geri, beni bir suçlu taşlar 

 

Tevbe ettim her suça, tövbesiz biri kaldı

Bu günahın tövbesi kolay edilmiyormuş

Görünmez zincirlerle bağlıyken bir zindanda

Gideceğim denince kalkıp gidilmiyormuş

 

Mutluluk bir tercihmiş, isteyene verilen

Arama hiç kendini gözümün bebeğinde

Yaşamayı unutup koşturduğum yılları

Merhem yaptım kendime gönlümün dibeğinde

 

Yeter artık hazların tanrılık etsin sana 

Ben kendime özgürlük belgemi veriyorum

Ezilen bir gül idim ayağının altında

Alıp yerden kendimi kendimle gidiyorum

 

Tükettin her sözümü ‘Hoşça kal’ demiyorum!

‘Hoşça kal’ demiyorum…