ÜÇ KADIN - OTUZ BİR YALAN

Ayten DURMUŞ, hertaraf.com 29.01.2022

‘İyi hazırlanılmış bir tiyatro oynar gibi’ ülke gündemini bir süredir işgal eden, birbirleriyle ‘siyaseten’ açık-örtük ittifak içinde olup bu toplumun kadınlarını temsil etmedikleri izahtan vareste olan üç kadın var.

İlki, eli kanlı katil sürüsü pkkli teröristlerle çektirdiği resimlerle gündeme düşen HDP Diyarbakır milletvekili Semra Güzel. Bu kişinin Kuzey Irak’ta, terör örgütünün inlerinde, teröristlerle futbol oynayarak, yürüyüş yaparak geçirdiği dönemlerin resimleri ortalığa saçıldı. Bu resimlerde yanında, güvenlik kuvvetlerinin 2017'de Adıyaman kırsalında etkisiz hale getirdiği terörist Volkan Bora bulunmakta. Yani devlet, bu resimdekinin birini etkisiz kılmış, öbürü Mecliste. Resimler ortaya saçılınca: ‘Nişanlısıydı, yok sözlüsüydü yok o dönem devletin çözüm süreciydi’ gibi birbirinden kopuk ve gerçeğin ne olduğunu tüm milletimizin anladığı resimleri sevimlileştirme numaraları… Diyarbakır anneleriyle sembolleşen çocuğunu pkkye kaptırmış kadınların çığlıklarını duymaya yanaşmayanların, bu kadını sevimlileştirmeye çalışmasının anlamı nedir?

Bu kadın, ülkenin imkânlarıyla tıp eğitimi almış, bu devlet ona uzmanlaşarak çalışma imkânı vermiş. O ise tasması Türkiye düşmanlarının elinde pis bir maşa olmaktan öte geçmeyen kanlı bir terör örgütünün yanında durmayı seçmiş. Nedense aklıma, bu kadının görev yaptığı bir yere ‘teröristlerle çatışırken yaralanmış olarak getirilen bir Mehmetçik’ karşısındaki durumunun ne olacağı geldi. Mecliste bulunmaması gereken terör maşası bu kadının ‘yaralı Mehmetçik’ karşısında hangi yüzü ortaya çıkar; doktor mu, terörist mi?

İkincisi, gazeteci olduğu (varsayılan) Sedef Kabaş. Onun eğitimi ise Amerika/Boğaziçi Üniversitesinden sonra her noktası ‘haçla’ süslenmiş, amblemi de haç olan Boston kilise üniversitesinde sürdürülmüş bir eğitim. Tam bir mankurtlaştırma sürecinden sonra geri aramıza dönen Turuva atı askerlerinden. Tabi geldiği anda bu süreçten geçirilenlerin çalışacağı yer/ler hazırdır.

Bizim ülkemizde, karşı mahallede öne çıkmak ve popüler olmak isteyenlerden bu işi iyi bilenler, Türk Milletine ve onun iliği olan İslam’a açık-örtük saldırırlar. Bu durumu -biz- Türk edebiyatçıları, ‘cami duvarına i. yen köpek’ betimlemesiyle tanımlarız. Türk ve İslam düşmanlığı birleşmiş olarak ruhlarında mündemiç bulunanların seçilerek yetiştirilmesi, sonra -düşmanlarımızın silahı-sözcüsü olarak- milletimizin üzerine salınması, düşmanlarımızın akıllı bir politikasıdır. Ancak bizler bu durumu, uzun süredir iyi bildiğimizden, bunların yaptıklarını değerlendirmemiz de ona göre olmaktadır.

Sedef Kabaş’ın tutuklanmasına neden olan konuşmasını örnek olarak ele alalım: Bu konuşma; önceden titizlikle hazırlanmış, her sözcüğünün seslendirilmesi çok iyi çalışılmış, vurgunun nasıl ve nerede yapılacağı iyi düşünülmüş ve (küçük bir çocuk tarafından 23 Nisan şiiri gibi) ezberlenmiş bir konuşma. Konuşmanın iyi çalışılıp ezberlenmiş kısmı şurası: "Çok meşhur bir söz vardır. Taçlanan baş akıllanır diye. Ama görüyoruz ki gerçek değil. Ya da tam tersi bir söz vardır. Büyükbaş hayvan bir saraya girdiği zaman o kral olmaz. O saray ahır olur" diyerek bir Çerkez atasözü örneği vermiş. Bu sözleri kim söylerse söylesin onun edebi anlamda dili ve insan olarak hali terbiye edilmemiştir. Bizde böyle durumları betimleyen meşhur bir Türk atasözü vardır: ‘Eşeğe cilve yap demişler, tutmuş çifte atmış.’ Sedef Kabaş, yaptığı bu konuşmanın sonunun nereye varacağını elbette çok iyi bilmektedir. Görüldüğü gibi bu milletin devlet başkanına hakaret ederek kendi içinde birlik olan bir kitle gözünde kahraman(!) olmayı hedeflemiştir. Bize göre ise o, bir kahraman değil, devletin seçilmiş başkanına saldırmakta kullanılan, ‘yalnızca’ kullanışlı bir ağızdır. Tutuklanıp götürülürken elleri serbest olduğu halde gazeteciler resmini çekmeye başladığında, derhal elleri ters kelepçeliymiş görüntüsü veren bir düzenbazdır. Bu da onun kim olduğunu ve programlanmış görevi gereği ne yaptığını anlamayı sağlayan önemli bir ipucudur. Milletimiz bunu çok iyi anlamıştır. (Bizce insan şerefli bir mahlûktur, kendisini bu kadar düşürmemeli ve kullandırmamalıdır.)

Üçüncüsü, bir şarkısında ‘Söyleyin o cahil Havva ile Âdem’e’ diyerek gündem olan Sezen Aksu. Rabbani bir terbiyeyle eğitimden geçirilen Havva ile Âdem’in bilgi ve eğitim düzeyini anlamaya bugün hiç kimsenin seviyesi yetmez ama Sezen Aksu’nun eğitim düzeyini herkes bilmektedir. Kendisi, şarkılarıyla milletimizin gönlündeki yerini muhafaza etseydi iyi olurdu. Son yaşananlar bize ‘Otu çek, köküne bak!’ atasözünü hatırlattı nedense? Konu gereğinden fazla gündeme geldi, oysa o kadar da önemli bir husus değildi. Çünkü yaratıldığını-yaşlandığını-öleceğini göremeyecek kadar kör olduğu için kendisini Yaratan bir ilahın varlığını reddeden, tüm elçileri reddeden ve hatta kendisinin maymundan geldiğine inananların bulunduğu bir düzlemde, bir kişinin Havva ve Âdem’e ‘cahil’ demesi çok da şaşırılacak bir durum değildir. Nebimiz Muhammed as.ın buyurduğu gibi: ‘İnsan, insanın aynasıdır.’ Elbette herkes aynada gördüğünü söyleyecektir, o da kendi gördüğünü söylemiş, ne yapsın?!

Ancak bu konuda ilginç olan durum, bir anda belli nitelikleri haiz bir kitlenin sanki örgütlenmiş gibi (gibi, bu bağlamda fazla), bir anda saldırıya geçmesidir. O kadar ki eleştiriler üzerine bu şarkıcının yazdığı ‘Avcı’ başlıklı bir şarkı sözünü, kimlikteki adı ‘Murat’ olan Rober Koptaş isimli Ermeni gazeteci: ‘Elbirliğiyle Sezen Aksu’nun “Avcı”sını bir gecede sayabildiğim kadarıyla kuşdili dâhil 35 dile çevirdik.’ bilgisini seyircileriyle(!) paylaşmaktadır. Murat/Rober kimlerle elbirliği yaptı ve 35 dilin mensuplarının merak edip çevirmediği kısa bir metni, bir gecede 35 dile çevirmeye neden gerek gördü? Bununla amacı neydi, elbette üzerinde durulması gereken bir konu! Murat/Rober Koptaş, işin başında ‘çevirdik’ derken şimdi neden: ‘Sezen Aksu’nun şarkısı, şu ana kadar 51’den fazla uluslararası dile çevrildi.’ diye bilgi veriyor. Sanırsınız ki tüm ülkeler, bu şarkıyı tercüme etmekle meşgul. Neden ‘çevirdik’ yerine ‘çevrildi’ diye edilgen fiil kullanıyorsun Rober? ‘Oturduk, biz kendimiz çevirdik; dışarıdaki yandaşlarımıza-soydaşlarımıza da gönderdik, gündem etsinler diye’ demen daha doğru değil mi? Gerçek bu değil mi Rober, neden anlamı çarpıtıyorsun? Öznesi belli bir eylemi edilgen kılmak, Türk Dilinde anlam bozukluğu kabul edilir; gerçi aldığın eğitime bakınca bunu farkında olmadan yapmaya hakkın olduğu düşünülebilir ama sen bunu bile-isteye yapıyorsun?! Ne yaptığının anlaşılmayacağını mı sanıyorsun?

Türk Milletine, onun dinine-değerlerine, senelerdir -söyledikleri gibi- ‘elbirliğiyle’, ‘fikir özgürlüğü’ putunun gölgesinde sürekli ve alenen saldıranlar, başkaları da ‘fikir özgürlüğü’ diyerek onlardan birini eleştirdiğinde, tepkileri derhal şu olmaktadır: ‘Falanca kişi, iktidar ve yandaşları tarafından hedef gösterilmektedir.’ Peki, sizin yaptığınızın adı nedir? Zahmet edip ‘acıktıkça yediğiniz fikir özgürlüğü putunuzun’ gölgesi altında yaptığınızın adını kendiniz söyler misiniz? Sizin göreviniz -seversiniz sevmezsiniz orası ayrı- bu milletin seçtiği kimselere, yatıp-kalkıp sövmek midir? Siz hepiniz, bu milletin seçtiğine saygı göstermek zorundasınız! İktidar düşmanlığıyla birleştirdiğiniz Türk-İslam düşmanlığını, ekmeğini yiyip suyunu içtikten sonra halkının üstünde tepindiğiniz Türkiye düşmanlığı haline getirmenizin anlamı nedir? Hangi hortumuz kesildi, neyinizden mahrum oldunuz? Gerçi işin doğrusu, bu yaptıklarınız karşınızdakiler açısından iyi oluyor; yapılan-yapılmayan-yanlış yapılan kimi işler nedeniyle canı sıkılıp eleştirilerin dozunu kaçıranlar, sizin gerçek yüzünüzü yeniden görüp hatırlamaları sayesinde, seçtiklerinin etrafında yeniden kenetlenmektedirler. Bunu da bilesiniz…

Şimdi gelelim zincir gibi dizilen otuz bir yalana…

İstanbul belediye başkanı, kar İstanbul’u esir aldığında ve halk perişan olduğunda, bir balıkçı da üç saat yemek yemiş. Yesin. Asıl sorun, halk perişanken yemekte olması değil. Asıl sorun şunlar: 1. Yediği yemeği gizlemesi 2. Yediği yemeği İngiliz büyükelçi Dominick Chilcott’la yediğini gizlemesi 3. Gizlemeyi aşarak böyle bir yemek yenmediği yalanını söylemesi 4. Yemek yediği lokantanın sahibini de bu yalanı söylemeye mecbur etmesi 5. Üç saat süren yemeğin bir saatte yenildiği yalanını söylemesi. 6. Halk karda mahsur kalmışken kendisinin yemek yiyeceği yere belediyenin kar küreme aracıyla özel hizmet ettirip çevreyi on dakika arayla kardan temizletmesi 7. ‘Yediğim yemek karla mücadele kadar önemli’ dediği yemekte, konuştuklarını açıklamaması. 8. Her şey ortaya çıktıktan sonra medyaya ‘İmamoğlu’ndan yemek eleştirilerine sert yanıt’ gibi tanımlanan ‘hadsiz’ cümleler kurmaya yüzünün olması…

Ekrem İmamoğlu! Parti başkanın sana belediyenin işleriyle uğraşman gerektiğini söylemişti, keşke adamı dinleyeydin. Ama hiç olmazsa bundan sonra aklını başına alıp ‘sert yanıt vermek’ gibi halkı öfkelendirecek davranışlar yerine, tüm bu yalanları neden söylediğini, bu yanlışları neden yaptığını, sana oy veren-vermeyen tüm İstanbullunun hoş göreceği mazeretlerle açıklamalısın. Senin yemeğinin ve İngiliz büyükelçisiyle konuştuklarının neden halka hizmetinden önemli olduğunu ve İngiliz büyükelçiyle ‘gizli-saklı’ ne konuştuğunu da tüm milletimize açıklamalısın. İngiliz büyükelçisiyle yemekteki konuşmanı, kendisinden izin almadığın için açıklayamayacağını söyleyerek bir yabancı diplomat karşısında, kendi konumunu da belirlemiş oldun. Bu da milletimizin doğru bulup kabul edebileceği bir konum değildir. ‘Gizli bir yemek değildi’ diyorsun ama gizlemek için elinden geleni yapıyorsun. Bu buluşmadan, devlet kurumlarının hiçbirine bilgi vermediğin gibi, belediye birimlerinden de hiçbirinin haberi yok. Oysa olmalıydı. Madem gizli saklı bir toplantı değil, sen neden yemeği gizledin ve en başta ‘Evet yemekteydim’ demedin de şimdi kıvırıp kıvranıp duruyorsun. Seninle yaptığı konuşmayı İngiliz eski istihbaratçı yeni büyükelçi, tüm ayrıntılarıyla İngiltere’ye rapor edecek fakat sen, ne konuştuğunu hiçbir devlet birimine söylemeyeceksin çünkü büyükelçiden izinsiz söyleyemezmişsin. Peki, büyükelçi de senden konuştuklarınızı rapor etmek için izin aldı mı yoksa sen hazır rapor mu verdin? Önemli olan Türk devleti-milleti değil de senin şahsi çıkarların ve kurduğun devlet başkanı olma hayallerin mi? Uyansan iyi olur artık! İstanbul’a Fatih olmak, eski İngiliz istihbaratçıyla rakı-balık masasında pazarlık yapmakla olmaz beyefendi! Bunu anlasan iyi olur.

Bu süreçte İmamoğlu, yaptığını izah ve yalanlarını düzeltmek yerine, ‘İstanbul’u kaybetme hazımsızlığı öyle bir noktaya geldi ki’, ‘İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, bir balıkçıda ne zaman çekildiği belli olmayan fotoğrafı ile hedef alındı’ ‘restoranın işletme sorumlusunun iddiaları reddetmesi sonrası’, ‘19 saat boyunca sahadan ve AKOM’dan karla mücadeleyi yönetirken, 1 saatlik yemek molam bile konuşulur oldu’ vb. gibi, AKOM’a 40 km uzakta olduğun halde yok ‘hazımsızlık’, yok ‘hedef alındı’, gibi sözlerle görüntüyü karartmaya çalışma ve ihtiyacı için çukur kazan kedi gibi kendi çukurunu kazma artık. Seçim kampanyanı yürüten yandaşına yaptırdığın açıklamadaki yüzsüzlük o boyutta ki utanmadan şunları yazabilmiş: "İmamoğlu milletin yardımına koşmak için sahada ekibiyle 24 saat çalışırken, rakı-balık yalanıyla algı yaratma peşinde olanların kötülüğü insanın kanını donduruyor. Daha da can sıkıcı olan, bu pespaye kötülüğün organize olması."(N. Ö). Ayıptır ayıp. Çoğu devletten büyük olan güzel İstanbul’umuza bu kadarı da yapılmaz, bu kadar yalan da İstanbullunun ve tüm ülke halkının gözünün içine baka baka söylenmez ki! ’16 milyon için çalışıyoruz’ diyerek nasıl çalıştığını gösteren İmamoğlu, kendi ülkesinin istihbaratı adına Türkiye’de çalıştıktan otuz yıl sonra yeniden Türkiye’de görevlendirilen İngiliz büyükelçi Dominick Chilcott ile 48 bin lira ödediği rakı-balık/kalkan ciğeri yerken mi çalışıyormuş, 16 milyon için? Oy veren-vermeyen herkes tarafından anlaşıldı ki sen İstanbul’umuza hiç yakışmıyorsun hiç! Bu görüş de benim fikir özgürlüğüm kapsamındadır: ‘Yakışmıyorsun’; görüşümü, hakaret etmeden yaptığımı da belirtmeliyim, Türkçemiz buna yeter.

İBB başkanı İmamoğlu’nun yurt dışında tatilde olan sözcüsü Murat Ongun da yaşananlar karşısında milletimizin tabiriyle hemen ‘yer kurulama’ işini yapmaya çalıştı. (Bu deyim; iş.nerek kirletilmiş yeri temizlemeye çalışma/ suçu örtme anlamında mecazen kullanılır.) İstanbul karla mücadele ederken Türkiye’nin -Uludağ, Erciyes, Palandöken vb.- kayak merkezlerine kıran girmiş gibi İsviçre’de dünyanın en pahalı kayak merkezi Alpler’de tatilde olan ve yaşanan olağanüstü durumda dönme gereği de duymayan Murat Ongun da özetle: ‘Yaptığı tatilin kendisinin özel hayatı, başkanın da 19 saat çalışıp bir saat yemekte olduğunu’ oradan bildirdi. Bu açıklamayı da İstanbullularla birlikte tüm milletimiz de takip etti.

Murat Ongun! Gelip İstanbulluya bir görünsen de sonra Elazığ deprem bölgesine uğrayıp Palandöken’e kayağa giden İmamoğlu gibi yeniden kayak merkezine gideydin ya! Sonra onun gibi: ‘Ben böyle bir siyasetçiyim, alışacaksınız.’, Çocuklarıma bu tatili söz verdim’ falan diyebilirdin, ölen 50 kişiyi, depremde ölen çocukların anne-babalarının ve depremi yaşayanların duygularını hiç umursamadan. Ya da tatilde denizdeyken İstanbul’u sel vurduğunda, bir gün gelip görünüp yeniden Bodrum’a giden İmamoğlu gibi sen de görünüp gidebilirdin. Ayrıca bir belediye çalışanının maaşıyla Alpler’de tatil yapması mümkün müdür? Başkanının da belediye imkânlarını kendi bireysel hizmeti için kullandığı ortaya çıktığına göre Belediyenin tüm imkânlarının neye, nasıl hizmet ettiği artık ortada. Büyük bilgemiz Yusuf Has Hacip’in bir beyti bu bağlamda anlamlı olur: ‘(E)ger ite aslan olsa baş, itler olur aslan gibi, / (E)ger aslana it olsa baş, aslanlar olur it gibi.’ (Kutadgubilig) Hepimizi şaşırtan ise kim sizi eleştirse hemen ‘trol’ diye savunmaya geçmeniz, siz neden kendi yanlışlarınızı görmüyorsunuz? Yanlış yapmadığınızı mı düşünüyorsunuz yoksa?

Sizlerin, aranızdaki bu kadar farklılığa ve birbirinizden hiç hoşlanmamanıza rağmen tuhaf bir eylem birliğiniz var. Birliğinizin adı: Ortak düşmana karşı kurulmuş ittifaktır. O düşmanın adını sizler -yaptıklarınızı karartmak için- bir sürü farklı sözle ifadeye çalışsanız bile biz bunun: Türk-İslam düşmanlığı olduğunu anlamaktayız. Bu gerçekten tuhaf birleşmenin talimatını nereden aldığınızı da bilmekteyiz. Esasında işin özü şu: Biz bilmekteyiz ki siz hepiniz aynı oluktan gelmekte, aynı yerden yönetilmektesiniz. Ama siz, bizim bunları artık çok iyi bildiğimizi bilmemektesiniz.

---

Not: Ülkemizde gazetecilik, söylenmesi edep, terbiye ve yasalara aykırı söz, küfür ve hakaretlerin 'fikir özgürlüğü' adı altında söylemesi hakkı olarak algılanmaktadır. Eğer gerçekten böyleyse benim de ağzıma geleni söyleyerek hakaret etmek istediğim kişiler var. Bunu, ‘fikir özgürlüğü’ adına rahatça ve yargı tarafından suçlanmadan yapabilmek için bana 'gazeteci' kimliği verebilecek uygun yerlerin iş teklifini beklemekteyim:(

VİDEOLAR


Kadın Çıkmazları (20.06.2021)
Kadın Çıkmazları (20.06.2021)
Ailevi Mutluluğun Temel İlkeleri  (23.04.2019)
Ailevi Mutluluğun Temel İlkeleri (23.04.2019)

Kadınlarla İlgili Gelenek Nasıl Oluştu? / Geleneğin Takma Bacakları (21.02.2021)
Kadınlarla İlgili Gelenek Nasıl Oluştu? / Geleneğin Takma Bacakları (21.02.2021)
Kur’an’a Göre Şirk (12.11.2020)
Kur'an'a Göre Şirk (12.11.2020)

Hz. Meryem Örneğinde Kadın Hakları-1 (29.10.2020)
Hz. Meryem Örneğinde Kadın Hakları-1 (29.10.2020)
Hz. Meryem Örneğinde Kadın Hakları-2 (29.10.2020)
Hz. Meryem Örneğinde Kadın Hakları-2 (29.10.2020)

Şeytan ve Şeytanlaşmak-1 (22.10.2020)
Şeytan ve Şeytanlaşmak-1 (22.10.2020)
Şeytan ve Şeytanlaşmak-2 (22.10.2020)
Şeytan ve Şeytanlaşmak-2 (22.10.2020)

Cahil Kimdir? Cehalet Nedir? (15.10.2020)
Cahil Kimdir? Cehalet Nedir? (15.10.2020)
İlim Nedir? İlmi Ledün Nedir? (01.10.2020)
İlim Nedir? İlmi Ledün Nedir? (01.10.2020)

Erdemli İnsanın Özellikleri (24.09.2020)
Erdemli İnsanın Özellikleri (24.09.2020)
İnsan ve Seküler İnsan (17.09.2020)
İnsan ve Seküler İnsan (17.09.2020)

Karşı Cinsle Sınav Bağlamında Yusuf Suresi-2 (23-35 Ayetler) (20.06.2020)
Karşı Cinsle Sınav Bağlamında Yusuf Suresi-2 (23-35 Ayetler) (20.06.2020)
Tebliğ Ahlakı 3- Tebliğ Yöntemleri (16.05.2020)
Tebliğ Ahlakı 3- Tebliğ Yöntemleri (16.05.2020)

Tebliğ Ahlakı 4 - Emri Bil Ma’ruf Vennehyi Anil Münker (23.05.2020)
Tebliğ Ahlakı 4 - Emri Bil Ma'ruf Vennehyi Anil Münker (23.05.2020)
Tebliğ Ahlakı 1-Tebliğ Nedir? (09.05.2020)
Tebliğ Ahlakı 1-Tebliğ Nedir? (09.05.2020)

Tebliğ Ahlakı 2-Tebliğcinin Özellikleri (16.05.2020)
Tebliğ Ahlakı 2-Tebliğcinin Özellikleri (16.05.2020)
Kardeşlik Bağlamında Yusuf Suresi-1 (1-22. Ayetler) (13.06.2020)
Kardeşlik Bağlamında Yusuf Suresi-1 (1-22. Ayetler) (13.06.2020)

Kardeşlik Ayetleri (06.06.2020)
Kardeşlik Ayetleri (06.06.2020)
Toprak Ayetleri (30.05.2020)
Toprak Ayetleri (30.05.2020)

Ramazanla Hayatın Yeniden Programlanması ve Sabır-(Savm Ayetleri) (02.05.2020)
Ramazanla Hayatın Yeniden Programlanması ve Sabır-(Savm Ayetleri) (02.05.2020)
Darabehunne Bağlamında Hz. Eyyub’un Sapları (25.04.2020)
Darabehunne Bağlamında Hz. Eyyub'un Sapları (25.04.2020)

Darabehunne/onları dövün Bağlamında Nisa 34 - (04.04.2020)
Darabehunne/onları dövün Bağlamında Nisa 34 - (04.04.2020)
Kıssa Nedir? (çevrim içi eğitim programlarından - 28.03.2020)
Kıssa Nedir? (çevrim içi eğitim programlarından - 28.03.2020)

Mutluluk Nedir? (çevrim içi eğitim programlarından - 21.03.2020)
Mutluluk Nedir? (çevrim içi eğitim programlarından - 21.03.2020)
İyilik ve Kötülük Nedir? (çevrim içi eğitim programlarından - 14.03.2020)
İyilik ve Kötülük Nedir? (çevrim içi eğitim programlarından - 14.03.2020)

Evliliğe Hazırlık ve Evlilik Süreci (Melike Hatun Kültür Merkezi - Haziran 2019)
Evliliğe Hazırlık ve Evlilik Süreci (Melike Hatun Kültür Merkezi - Haziran 2019)
Gençliğin Sorunları ve Öneriler (SAY - Nisan 2019)
Gençliğin Sorunları ve Öneriler (SAY - Nisan 2019)
Joomla templates by Joomlashine